Tsundoku: Okunmayı Bekleyen Kitapların Sessiz Felsefesi
Tsundoku, Japonca kökenli bir kelimedir ve kitap satın alıp onları okumadan biriktirme alışkanlığını ifade eder.
İlk bakışta modern tüketim kültürünün bir yan ürünü ya da “yarım kalmış okuma” alışkanlığı gibi görünse de, tsundoku çok daha derin bir anlam katmanına sahiptir.
Bu kavram, bilgiyle kurduğumuz ilişkiyi, zaman algımızı ve hatta varoluşsal beklentilerimizi yansıtan sessiz bir kültürel fenomendir.
Kelimenin Kökeni
Tsundoku (積ん読), üç Japonca öğenin birleşiminden oluşur:
- “Tsunde” (積んで): Üst üste yığmak
- “Oku” (置く): Bırakmak, koymak
- “Doku” (読): Okumak
Bu bileşenler bir araya geldiğinde, “okunmak üzere yığılıp bekletilen kitaplar” anlamını taşır. İlginç olan, kelimenin içinde hem eylem (okumak) hem de erteleme (bekletmek) potansiyelinin birlikte bulunmasıdır.
Tsundoku Bir Alışkanlık mı, Bir Tutku mu?
Batı kültüründe okunmamış kitaplar çoğu zaman suçluluk duygusuyla ilişkilendirilir. “Neden bitirmedin?”, “Bunu alacağına önce diğerlerini okusaydın” gibi iç sesler tsundokuya eşlik eder.
Oysa Japon kültüründe tsundoku, çoğunlukla yargılayıcı olmayan, hatta doğal bir eğilim olarak görülür.
Tsundoku:
- Bilgiye duyulan saygının bir göstergesi olabilir.
- Zihnin, gelecekteki bir “okuma benliği” için yaptığı yatırımdır.
- Merakın ve öğrenme arzusunun somutlaşmış hâlidir.
Bu anlamda tsundoku, tembellikten çok umut içerir: Bir gün okunacağına dair sessiz bir inanç.
Psikolojik Boyut: Okunmamış Kitaplar Neyi Temsil Eder?
Psikoloji açısından tsundoku, bireyin kimlik inşasıyla yakından ilişkilidir. Aldığımız ama henüz okumadığımız kitaplar:
- Kim olmak istediğimizi,
- Hangi alanlarda derinleşmeyi hayal ettiğimizi,
- Gelecekteki benliğimize dair beklentilerimizi yansıtır.
Bir raf dolusu felsefe kitabı, henüz okunmamış olsa bile, “düşünen biri olma” arzusunun işaretidir. Bu nedenle tsundoku, bazen okuma eyleminden bağımsız bir anlam taşıyıcısıdır.
Ancak aşırı tsundoku, bazı kişilerde kaygı yaratabilir.
Bitmemişlik hissi, zihinsel yük ve sürekli ertelenen hedefler zamanla suçluluk duygusuna dönüşebilir. Bu noktada tsundoku, keyifli bir birikimden çok, baskı yaratan bir yığına evrilebilir.
Umberto Eco ve “Anti-Kütüphane”
Ünlü düşünür Umberto Eco, tsundokuya benzer bir fikri “anti-kütüphane” kavramıyla açıklar. Eco’ya göre, okunmamış kitaplar okunanlardan daha değerlidir çünkü:
- Bilmediğimizi sürekli hatırlatırlar.
- Zihni alçakgönüllü tutarlar.
- Öğrenmenin hiçbir zaman tamamlanmayacağını gösterirler.
Bu bakış açısıyla tsundoku, cehaletin değil, bilginin sınırlarının farkında olmanın simgesidir.
Dijital Çağda Tsundoku
Günümüzde tsundoku yalnızca fiziksel kitaplarla sınırlı değildir. Okunmayı bekleyen:
- PDF’ler,
- Kaydedilmiş makaleler,
- E-kitaplar,
- Tarayıcı sekmeleri
dijital tsundoku’nun yeni formlarıdır. Ancak fiziksel tsundoku, görsel ve dokunsal varlığıyla daha güçlü bir sembol taşır. Raflarda duran kitaplar, her gün bize sessizce seslenir; dijital olanlar ise kolayca unutulur.
Tsundoku ile Barışmak
Tsundoku bir kusur değil, doğru yönetildiğinde bir zihinsel ekosistemdir. Bunun için:
- Kitapları “okunması gereken görevler” olarak görmekten vazgeçmek,
- Raflara suçlulukla değil, merakla bakmak,
- Zaman zaman birikimi gözden geçirip gerçekten anlamlı olanları seçmek
yeterlidir.
Sonuç: Okunmamış Kitapların Hikâyesi
Tsundoku, okunmamış kitapların değil, ertelenmiş anların hikâyesidir.
Her kitap, gelecekteki bir sessizliğe, bir kahve fincanına, bir iç yolculuğa açılan kapıdır.
Bazıları hiç açılmasa bile, orada durmaları bile bir anlam taşır.
Belki de tsundoku, insanın kendine söylediği en nazik cümledir: “Henüz değil, ama bir gün.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder