Hurufilik: İnanç Sistemi, Tarihsel Gelişimi ve Etkileri Üzerine Kapsamlı Bir Analiz
Ömer Tecimer Hurufilik Kitabı Özet
Bu belge, XIV. yüzyılın sonlarında İran'da Fazlullah Esterabadi tarafından kurulan Hurufilik inanç sistemini, temel doktrinlerini, tarihsel gelişimini ve diğer inançlar üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Hurufiliğin temel tezi, evrenin sırlarının ve ilahi gerçeklerin harflerde ve sayılarda gizli olduğu, bu şifrelerin çözülmesiyle ontolojik öze ulaşılabileceğidir. Bu çözümleme süreci, "te'vil" olarak bilinen ezoterik bir yorumlama bilimine dayanır.
Sistemin merkezinde, ilahi tezahürün en yetkin biçimi olarak kabul edilen insan yüzü yer alır. Hurufilere göre, Arap alfabesinin 28 ve Fars alfabesinin 32 harfi, insan yüzündeki yedi ana ve yedi baba çizgisiyle sembolize edilir. Yaratılışın Tanrı'nın "kelam"ı (sözü) ile başladığına inanan Hurufilik, bu kelamı oluşturan harfleri varlığın temel yapı taşları olarak görür.
Kurucusu Fazlullah, yoğun rüyalar ve ruhani tecrübelerle kendi ilahi misyonuna inanmış, takipçileri tarafından "zamanın efendisi" ve tanrısal bir figür olarak görülmüştür. Timur'un oğlu Miranşah tarafından 1394'te idam edilmesi, onu bir şehit mertebesine yükseltmiş ve takipçileri arasında bir Mesih-Mehdi beklentisi doğurmuştur.
Fazlullah'ın ölümünün ardından halifeleri, özellikle Ali el-A'la ve Seyyid Nesimi, öğretiyi baskılardan kaçarak Anadolu ve Rumeli'ye taşımıştır. Osmanlı topraklarında hızla yayılan Hurufilik, heterodoks yapısı ve merkezi otoriteyle kurduğu gerilimli ilişkiler nedeniyle sürekli baskı görmüş, 1444'teki Edirne Olayı gibi hadiselerle mensupları şiddetle cezalandırılmıştır. Bağımsız bir akım olarak varlığını sürdüremese de, düşünceleri özellikle Bektaşilik başta olmak üzere Melamilik, Kalenderilik gibi birçok tasavvufi akımı derinden etkilemiş ve bu yapılar içinde varlığını gizlenerek (takıyye) devam ettirmiştir.
--------------------------------------------------------------------------------
I. Fazlullah Esterabadi: Kurucu ve Peygamber Figürü
Hayatı ve Kökeni
Hurufiliğin kurucusu olan Şihabeddin Bahaeddin Fazlullah Esterabadi, H. 740 (1339-1340) yılında Hazar Denizi'nin güneydoğusundaki Esterabad kentinde doğmuştur. Babası, Sünni bir merkez olarak bilinen bu şehirde başkadı (kadı el-kudat) olarak görev yapmaktaydı. Fazlullah'ın soyunun Yedinci İmam Musa el-Kazım aracılığıyla Hz. Ali'ye dayandığı iddia edilir ve bu nedenle "seyyid" unvanını kullanmıştır.
Fazlullah, yaşamı boyunca çeşitli isim ve unvanlarla anılmıştır:
Fazlullah-ı Hurufi veya Fazlullah et-Tebrizi: Öğretisi ve uzun süre yaşadığı şehre atfen.
Fazl-ı Yezdan: "Tanrı'nın üstünlüğü" anlamında, Hurufi kaynaklarında sıkça kullanılır.
Fazlullah-ı Helalhôr: Dince yasaklanan yiyecekleri yememesi nedeniyle.
Sahib-i Te'vil: Rüya ve Kur'an'ı yorumlamadaki ustalığı sebebiyle.
Naimi: Şiirlerinde kullandığı mahlas.
Rabb el-Alemin: Tanrılığını ilan ettikten sonra yandaşlarının ona verdiği unvan.
Genç yaşlarından itibaren zühd ve riyazet içinde bir yaşam süren Fazlullah, babasının ölümünün ardından kendisine devredilen kadılık görevini üstlenmemiştir. Eserleri, onun Arapça, Fars edebiyatı, Kur'an, hadisler, Eski ve Yeni Ahit konularında derin bir bilgiye sahip olduğunu ve İbnü'l-Arabi gibi düşünürleri okumuş olabileceğini göstermektedir.
Rüyalar ve Aydınlanma
Fazlullah'ın ruhani yolculuğu ve misyonunun şekillenmesinde rüyalar merkezi bir rol oynamıştır. Gençliğinde duyduğu bir Mevlana beyti üzerine kendini tamamen tinselliğe adayan Fazlullah, yoğun rüyalar görmeye başlamıştır. İkinci Hac yolculuğundan sonra gördüğü üç rüya, onun kendi ilahi misyonunu üstlenmesine neden olmuştur. Bu rüyalar Nevmname (Rüya Kitabı) adlı eserinde detaylandırılmıştır:
Birinci Rüya: Hz. İsa'yı görmüş ve ondan İslam alimleri arasındaki en üstün sufilerin kimler olduğunu öğrenmiştir.
İkinci Rüya: Hz. Süleyman'ın, insan nefsini simgeleyen bir kargayı cezalandırmasına tanık olmuş ve bu rüyadan sonra Esterabad'daki evini "doğrular mekanı" ilan etmiştir.
Üçüncü Rüya: Doğu'dan yükselen parlak bir yıldızı gözüyle emmiş ve ardından kuşların dilini konuşabildiğini, rüyaları hatasız yorumlayabildiğini fark etmiştir. Bu rüyadan sonra kendini "Süleyman'ın Zenginliğinin Mirasçısı" (Varis-i Mülk-ü Süleyman) olarak ilan etmiştir.
Bu tecrübelerden sonra yaşadığı ve "zuhur-ı kibriya" (Tanrısal özün zuhur edişi) olarak adlandırılan aydınlanma anıyla birlikte, kendisine "Zamanın Efendisi ve Peygamberler Sultanı" denildiğini duymuştur. Bu olaydan sonra öğretisini açıkça yaymaya başlamıştır.
Tutuklanması ve İnfazı
Fazlullah'ın artan etkisi ve şeriata aykırı kabul edilen görüşleri, dönemin güçlü hükümdarı Timur'un dikkatini çekmiştir. Sünni ulemanın verdiği fetvalar uyarınca sapkın ilan edilen Fazlullah'ın tutuklanmasına karar verilmiştir. Özellikle Arşname adlı eserinde insan bedenini "Tanrı'nın Tahtı" olarak göstermesi, sapkınlığının kesin kanıtı sayılmıştır.
Timur'un oğlu Miranşah'ın emriyle tutuklanarak Nahçıvan'daki Alıncak Kalesi'ne götürülmüş ve 2 Eylül 1394 (6 Zilkade 796) tarihinde boynu vurularak idam edilmiştir.
Miranşah ve Deccal: Hurufiler, Miranşah'a duydukları kinden dolayı ona "Yılanlar Şahı" anlamına gelen Môran Şah adını vermiş ve onu Deccal (Antichrist) olarak kabul etmişlerdir. Bu durum, Fazlullah'ı Mesih konumuna yükseltmiştir.
Kerbela Benzetmesi: Fazlullah, kendi vasiyetinde kendini "bu çağın Hüseyin'i", düşmanlarını ise "Şimr ve Yezid" olarak tanımlamış, Şirvan'ı kendi Kerbela'sı olarak görmüştür.
Başlıca Eserleri
Fazlullah'ın eserleri, Hurufi düşüncesinin temelini oluşturur ve öğretinin ana kaynaklarıdır.
Cavidanname: En önemli eseridir. Hurufiliğin temel ilkelerini içeren bu düzyazı eser, Esterabad (Gurgan) lehçesiyle yazılmıştır. Tüm sonraki Hurufi metinlerine kaynaklık etmiştir.
Nevmname: Fazlullah'ın kendi gördüğü ve yorumladığı rüyaları içeren bir derlemedir. Dönemin önemli şahsiyetlerine (Sultan Üveys, Timurlenk vb.) dair bilgiler de içerir.
Muhabbetname: Allah'ın tüm harfleri içeren yüzüne duyulan aşkı anlatan düzyazı bir eserdir.
Arşname: Cavidanname'deki düşüncelerin mesnevi tarzında Farsça ifadesidir. İdamına gerekçe gösterilen eser olarak bilinir.
Divan: Naimi mahlasıyla yazdığı mistik-metafizik şiirleri içerir.
II. Hurufiliğin Fikri ve Tarihsel Kökenleri
Hurufilik, kendisinden önce gelen birçok felsefi ve dini gelenekten beslenmiş, ancak bunları kendine özgü bir sentez içinde yeniden yorumlamıştır.
Harf ve Sayı Mistisizmi
Harf ve sayılara kutsal anlamlar yükleme geleneği, Hurufiliğin temelini oluşturur. Bu geleneğin kökleri antik Mezopotamya ve Mısır'a kadar uzanır.
Kabala: Yahudi mistisizminin bir kolu olan Kabala, harflere ve sayılara dayalı yorumlama teknikleri kullanır. Gematria (sözcüklerin sayısal değerlerini bulma), Notarikon (kısaltmalardan anlam çıkarma) ve Temurah (harf değiştirme) gibi yöntemler, Hurufiliğin kullandığı tekniklerle benzerlik gösterir.
Felsefede Sayı ve Söz: Pitagoras'ın evreni sayılarla ifade edilebilir bir uyum olarak görmesi ve Platon'un doğanın gizemlerinin anahtarının sayılarda olduğunu kabul etmesi, sayı mistisizminin felsefi temelini oluşturur.
Logos (Kelam) ve Yaratılış
"Söz"ün (Yunanca Logos) yaratıcı bir güç olduğu fikri, Hurufiliğin yaratılış anlayışının merkezindedir.
Herakleitos ve Filon: Logos kavramını ilk ortaya atan Herakleitos'tur. İskenderiyeli Filon ise logosu "Tanrı'dan ilk doğan" ve "yaratılışta Tanrı'nın aracı" olarak tanımlayarak Yunan felsefesiyle Yahudi teolojisini birleştirmiştir.
Yeni-Platonculuk ve Gnostisizm: Bu akımlara göre evren, "söz" ile var olmuştur ve bu söz harflerden oluşur. Varlıktan varoluşa geçiş harflerle gerçekleşmiştir.
Hıristiyanlık: Yuhanna İncili'nin "Başlangıçta 'söz' vardı... ve 'söz' Tanrı'ydı" ifadesi ve Tanrı'nın kendini "alfa ve omega" olarak tanımlaması, harf ve söz simgeciliğini pekiştirmiştir. Evren, Tanrı'nın eliyle yazılmış bir kitap (Liber Mundi) olarak görülmüştür.
İslami Gelenekte Batınilik
Kur'an'ın lafzi (zahir) anlamının ötesinde, gizli ve içsel (batın) bir anlamı olduğu düşüncesi, İslam dünyasında birçok ezoterik akımın doğmasına yol açmıştır.
Zahir ve Batın Ayrımı: Batıniler, Kur'an ayetlerinin görünen anlamları yerine içsel anlamlarına yönelmişlerdir.
Tasavvuf ve Şiilik: Batıni yorumlama, en yaygın uygulamasını tasavvuf ve Şiilikte bulmuştur. Tasavvufta bu bilgi kişisel çabayla elde edilirken, Şiilikte yanılmaz bir ruhani lider olan imam aracılığıyla ulaşılır. Özellikle İran'da Şiiliğin yaygınlaşması, Batıni yorumların gelişmesi için uygun bir zemin hazırlamıştır.
İlm-i Huruf ve Ebced: İslam kültüründe harflerin sırlarını inceleyen bilim dalına "ilm-i huruf" denir. Arap alfabesindeki harflere sayısal değerler atayan Ebced hesabı ve geleceğe dair haber verdiğine inanılan Cifr ilmi, harfçiliğin temel araçları olmuştur. İbnü'l-Arabi gibi büyük düşünürler, varlık mertebeleri ile harfler arasında derin bağlantılar kurarak bu alanı sistemleştirmiştir.
III. Hurufi İnanç Sisteminin Temel Kavramları
Ses, Söz (Kelam) ve Yaratılış
Hurufi anlayışına göre, Tanrı "gizli bir hazine" (kenz-i mahfi) iken bilinmek istemiş ve bu bilinme isteği "ses" ile tezahür etmiştir.
Ses: Her şeyin hakikati, varlığı ve ruhu sestir. Ses, varlıkla yokluk arasındaki sınırdır. Canlılarda edimsel, cansızlarda potansiyel olarak bulunur.
Söz (Kelam): Sesin düzenlenmiş hali olan "kelam", evrendeki her şeyin kökenidir. Tanrı'nın kendisiyle birlikte ilk neden olan "kelam", varlıkların batınından (özünden) zahirine (görünüşüne) çıkmasını sağlar.
Adem'in Yaratılışı: Tanrı, insanı kendi suretinde (suret-i rahman) yaratmıştır. Tanrı'nın arşa istiva etmesi (yerleşmesi), Hurufiler için insan bedeninde harflerin belirmesi anlamına gelir. İnsan, konuşan Kur'an'dır ve Tanrı'nın yeryüzündeki halifesidir.
Meta-Dil: 28 ve 32 Harf
Hurufiliğe göre, Tanrı'nın Adem'e öğrettiği "isimler", evrensel bir meta-dilin harfleridir. Bu meta-dil, varlıkların özünü oluşturur.
Arapça ve Farsça Harfler: Bu meta-dil, Arap alfabesinin 28 harfi (kelime-i Muhammediyye) ve Fars alfabesinin 32 harfi (kelime-i ademiyye) ile temsil edilir. Farsça, 32 harfiyle bu özgün meta-dile en yakın dil olarak kabul edilir.
32 Sayısının Önemi: İnsan ağzındaki 32 diş, bu 32 kutsal harfin fizyolojik kanıtı olarak görülür.
İnsan Yüzü: Tanrısal Tezahür
Hurufilikte insan, özellikle de insan yüzü, Tanrısal güzelliğin (cemalullah) ve ilahi sırların tecelli ettiği yerdir.
Konuşan Kur'an: İnsan yüzü "konuşan Kur'an"dır (Kur'an-ı natık). Yüzdeki çizgiler, ilahi harflerin yansımasıdır.
Yedi Ana ve Yedi Baba Çizgisi:
Hutut-ı Ümmiye (Ana Çizgiler): Her insanda doğuştan bulunan saç çizgisi, iki kaş ve dört kirpik olmak üzere toplam 7 çizgidir.
Hutut-ı Ebiye (Baba Çizgiler): Erkeklerde ergenlikle ortaya çıkan iki bıyık, iki sakal, iki burun kılı ve alt dudak altındaki tüy (enfaka) olmak üzere 7 çizgidir.
Harflere Ulaşım: Bu 7+7=14 çizginin "hal ve mahal" (kılın kendisi ve bittiği yer) olarak iki kez sayılmasıyla Arap alfabesindeki 28 harfe ulaşılır.
Fatiha Suresi: Kur'an'ın ilk suresi olan Fatiha'nın 7 ayeti, yüzdeki 7 ana çizgiye karşılık gelir. Fatiha'nın iki kez vahyedildiğine inanılması, 14 ve 28 sayılarına ulaşmayı sağlar.
Te'vil: Ezoterik Yorum Bilimi
Te'vil, görünenin (zahir) ardındaki gizli (batın) anlama ulaşma yöntemidir. Hurufilik için te'vil, sadece Kur'an'ı değil, "kelam"ın tezahürü olan tüm evreni yorumlama sanatıdır.
Amaç: Te'vil aracılığıyla insan, kendi bedenini ve ruhunu çözümleyerek, harflerin sırlarına vakıf olarak Tanrı ile özdeşleşme düzeyine yükselebilir.
Pratik Kullanım: Hurufiler, te'vil yoluyla insanların karakterlerini çözdüklerini, rüyaları yorumladıklarını, geçmişi ve geleceği bildiklerini iddia etmişlerdir. Fazlullah'ın şöhreti, büyük ölçüde bu yorumlama yeteneğine dayanıyordu.
Zaman ve Üç Çevrim
Hurufilik, Zerdüştlük ve İsmaili geleneklerinden etkilenerek zamanı döngüsel bir süreç olarak algılar. İnsanlık tarihi, Tanrı'nın kendini aşamalı olarak açığa vurduğu üç büyük çevrimden oluşur:
Nübüvvet (Peygamberlik) Çevrimi: Adem ile başlar ve "peygamberlerin sonuncusu" olan Hz. Muhammed ile sona erer.
Velayet (Velilik) Çevrimi: Hz. Ali ile başlar ve 11. İmam Hasan el-Askeri ile biter.
Uluhiyyet (Tanrısallık) Çevrimi: Fazlullah Esterabadi ile başlayan ve kıyamete kadar sürecek olan son çevrimdir. Bu dönemde Tanrısal hakikat tam olarak açığa çıkmıştır.
IV. Fazlullah'tan Sonra Hurufilik: Yayılma ve Dönüşüm
Gizlilik (Takıyye) ve Hayatta Kalma
Fazlullah'ın idamı sonrası Hurufiler, yoğun baskılarla karşılaştılar. Hayatta kalmak ve öğretiyi sürdürmek için gizlilik (takıyye) ilkesini benimsediler. İnançlarını dışarıya karşı gizleyerek, özellikle heterodoks çevreler içinde varlıklarını sürdürdüler.
Alıncak Kalesi: Yeni Bir Hac Merkezi
Fazlullah'ın idam edildiği ve mezarının bulunduğu Alıncak Kalesi, Hurufiler için kutsal bir mekan ve bir hac merkezi haline geldi. Burası Maktelgah (şehit edildiği yer) olarak anıldı.
Hac Törenleri: Hurufiler, her yıl Fazlullah'ın ölüm yıldönümünde Alıncak'ta toplanarak özel ritüeller gerçekleştirirlerdi. Bu törenler, İslami Hac ibadetinin Hurufi inancına göre yeniden yorumlanmış bir versiyonuydu ve tavaf, kurban, şeytan taşlama gibi unsurları içeriyordu. Bu ritüellerin amacı, Fazlullah'ın yeniden dünyaya gelmesini sağlamaktı.
Mesih-Mehdi Beklentisi ve Kıyamet İnancı
Fazlullah'ın ölümü, takipçileri arasında onun Mesih ve Mehdi olarak yeniden dünyaya döneceği inancını güçlendirdi.
Cennet Anlayışı: Fazlullah'ın ölümüyle birlikte iki farklı görüş ortaya çıktı:
Bir grup Hurufi, Fazlullah'ın gelişiyle kıyametin koptuğunu, dünyanın cennete dönüştüğünü ve bu nedenle şeriat kurallarının (helal-haram) artık geçersiz olduğunu savundu. Bu antinomian (yasasız) grup, radikal eylemlere yöneldi.
Başta Fazlullah'ın halifeleri olmak üzere ikinci grup ise, bu görüşe şiddetle karşı çıkarak şeriat kurallarına bağlı kalmaya devam etti. Onlara göre asıl zafer, Fazlullah'ın ikinci gelişinde gerçekleşecekti.
İkinci Geliş Kehanetleri: Ali el-A'la gibi halifeler, Fazlullah'ın (Mehdi olarak) Horasan'da ortaya çıkacağını, ordularıyla Batı'ya ilerleyerek İstanbul'u fethedeceğini ve evrensel bir zafer kazanacağını öngördüler. Bu beklenti, Hurufilerin kendilerini "mehdinin askerleri" olarak görmelerine ve beyaz, kefeni andıran giysiler giymelerine neden oldu.
V. Osmanlı Topraklarında Hurufilik
Anadolu'ya Geçiş ve Yayılma
XV. yüzyılın başlarından itibaren İran'daki Timur ve Karakoyunlu baskılarından kaçan Hurufiler, Anadolu'ya yöneldiler. Anadolu'nun hem mesih-mehdi beklentilerinin yoğun olduğu bir coğrafya olması hem de çeşitli heterodoks akımlara ev sahipliği yapması, Hurufiliğin yayılması için uygun bir zemin oluşturdu. Özellikle Timur'un Ankara Savaşı'nda Osmanlı'yı yenmesiyle başlayan Fetret Devri'ndeki kargaşa ortamı, bu tür akımların güçlenmesini sağladı.
Önemli Halifeler: Ali el-A'la ve Nesimi
Ali el-A'la: Fazlullah'ın baş halifesiydi. Öğretiyi Suriye ve Anadolu'ya taşıdı. Hurufiler arasındaki iç tartışmalarda şeriata bağlılığı savundu ve Mesih-Mehdi beklentisini canlı tuttu. Eserleri Farsçadır.
Seyyid Nesimi: Hurufiliği Anadolu ve Balkanlar'da yayan en etkili isimdir. Şiirlerini Türkçe yazarak öğretinin geniş halk kitleleri tarafından benimsenmesini sağlamıştır. Cesur ve açık propagandası nedeniyle Halep'te derisi yüzülerek idam edilmiştir. Alevi-Bektaşi geleneğinde yedi ulu ozandan biri olarak kabul edilir.
Osmanlı Yönetiminin Tepkisi: Edirne Olayı ve Baskılar
Hurufilik, kentli ve eğitimli bir hareket olarak Osmanlı şehirlerinde hızla yayıldı. Ancak hulul (Tanrı'nın insanda bedenlenmesi) gibi inançları nedeniyle Sünni ulema tarafından sapkın (zındık ve mülhid) olarak görüldü.
Edirne Olayı (1444): Fazlullah'ın halifelerinden birinin, o sırada veliaht olan II. Mehmed'i etkilemesi üzerine Veziriazam Mahmud Paşa ve ulema duruma müdahale etti. Sarayda yapılan bir tartışma sonucunda Hurufiler kafirlikle suçlandı ve liderleri Edirne'de halkın önünde yakılarak idam edildi.
Sistematik Baskılar: Bu olaydan sonra Osmanlı yönetimi, Hurufilere karşı sistematik bir baskı ve yıldırma politikası izledi. XV. ve XVI. yüzyıllarda Anadolu ve özellikle Balkanlar'da Hurufiler takip edildi, tutuklandı ve idam edildi. Bu baskılar sonucunda Hurufilik, bağımsız bir hareket olarak ortadan kalktı ve diğer heterodoks gruplar içinde eridi.
VI. Diğer İnanç ve Akımlarla Etkileşimi
Bektaşilik ile Derin Bağlantı
Hurufiliğin en kalıcı ve derin etkileşim kurduğu yapı Bektaşilik'tir. Baskılardan kaçan Hurufiler, kendilerine yakın buldukları Bektaşi tekkelerine sığınmış ve zamanla iki öğreti iç içe geçmiştir.
Ortak Kavramlar: Vahdet-i vücud, insan-ı kamil, harf ve sayı sembolizmi, Ali sevgisi ve Batıni yorum gibi konulardaki benzerlikler bu kaynaşmayı kolaylaştırmıştır.
Edebiyattaki Etki: Bektaşiliğin yedi ulu ozanından üçünün (Nesimi, Yemini, Virani) Hurufi olması, bu etkinin en somut kanıtıdır. Çok sayıda Bektaşi şairi, eserlerinde Hurufi motiflerini kullanmıştır.
İkonografi: İnsan yüzünü ve bedenini harflerle tasvir eden hat sanatı örnekleri, Hurufi-Bektaşi sentezinin en özgün ürünleridir.
İddialar ve Tartışmalar: XIX. yüzyılda bazı yazarlar, Bektaşiliğin sırrının aslında Hurufilik olduğunu iddia ederken, bazı Bektaşi yazarlar ise bu iddiayı reddederek Hurufiliği sapkın bir sızma olarak görmüştür. Günümüzde kabul edilen görüş, Hurufiliğin Bektaşiliği derinden etkilediği, ancak onun özünü tamamen oluşturmadığı yönündedir.
Noktavilik: Bir Ayrılık ve Yeni Bir Yorum
Fazlullah'ın öğrencilerinden Mahmud Pasikhani, Hurufilikten ayrılarak Noktavilik akımını kurmuştur.
Temel Fark: Hurufilik harfleri merkeze alırken, Noktavilik tüm yaratılışın özünün "nokta" olduğunu savunur.
İran Milliyetçiliği: Mahmud, Arap egemenliğine karşı Fars kültürünü öne çıkarmış, kendisini "Acem devri"ni başlatan yeni bir peygamber olarak görmüştür.
Materyalist Kozmoloji: Ruh göçü (tenasüh) ve insanın evrimi gibi kavramları içeren, panteist ve materyalist özellikler gösteren bir kozmoloji geliştirmiştir. Safevi döneminde İran'da etkili olmuş, ancak şiddetle bastırılmıştır.
Melamilik, Kalenderilik ve Diğer Tarikatlar Üzerindeki Etkiler
Hurufilik, Osmanlı topraklarındaki birçok heterodoks tasavvufi akımı etkilemiştir.
Melamilik: Özellikle Bayramiyye Melamileri, Hurufilik etkisiyle hulul inancıyla yoğrulmuş bir vahdet-i vücud anlayışı geliştirmiştir.
Kalenderilik: Baskılardan kaçan Hurufilerin Kalenderi zümrelerine sızdığı, Nesimi'nin divanının Kalenderiler arasında bir el kitabı gibi okunduğu bilinmektedir.
Mevlevilik ve Halvetilik: XVI. yüzyıldan itibaren bazı Mevlevi ve Halveti şairlerinin eserlerinde de Hurufi esintileri ve sembolizmi görülmektedir.
VII. Modern Edebiyatta Hurufilik: Orhan Pamuk ve Kara Kitap
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, 1990'da yayımlanan Kara Kitap adlı romanında Hurufilik temasını modern bir bağlamda yeniden ele alır.
Esrarın Kaybı: Romana göre, Hurufiliğin yok oluşuyla Doğu dünyası "esrarını" yitirmiş, harflerdeki ve yüzlerdeki kozmik gizleri okuma yeteneğini kaybetmiştir.
Harf Devrimi ve Kimlik: 1928'deki Harf Devrimi, Türklerin kendi yüzlerini okuyamaz hale gelmesine, geçmişlerine ve özlerine yabancılaşmasına yol açan bir travma olarak yorumlanır. Yüzlerimizdeki Arap harfleriyle okullarda öğrendiğimiz Latin harfleri arasındaki uyumsuzluk, bir kimlik bunalımına işaret eder.
Yazar Olarak Mehdi: Pamuk, romanında yazar figürünü, kaybolan bu esrarı ve çok anlamlılığı yeniden kurabilecek, modern bir Mehdi olarak konumlandırır. Yazar, yazıları aracılığıyla okuyucuyu yorumun derinliklerine çekerek, yüzlerdeki ve dünyadaki kayıp anlamı yeniden inşa etme görevini üstlenir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder