Hindistan’da akbabaların yok oluşu ve yarım milyon insanın ölümü: Bir ilaç, bir ekosistem ve insan sağlığı arasındaki trajik bağlantı
Hindistan’da akbabalar uzun süre sadece “çöpçü kuşlar” olarak görülüyordu. Oysa bu kuşlar, evrimle şekillenmiş en ekstrem sindirim sistemlerinden birine sahip. Mide asitleri neredeyse pH 1 seviyesinde; şarbon, kuduz ve botulizm gibi patojenleri yok edebilecek kadar güçlü. Bir sürü, bir ineği yaklaşık 40-45 dakikada iskelete indirir. Bu özellikleriyle onlar, devasa bir ülkenin ücretsiz ve ulusal ölçekte çalışan sanitasyon sistemiydi.
Hindistan’da dini ve kültürel nedenlerle sığırların çoğu doğal ölümle ölür. Her ölen hayvan bir leş haline gelir ve birinin bunu bertaraf etmesi gerekir. 1990’ların ortalarında ülkede yaklaşık 40-50 milyon akbaba vardı. Bu kuşlar, leşleri hızla temizleyerek hastalık yayılmasını engelliyor, su kaynaklarını koruyor ve diğer leşçilerin (özellikle köpek ve farelerin) aşırı çoğalmasını engelliyordu. Gyps cinsi (beyaz sırtlı / Oriental white-backed, Hint / long-billed ve ince gagalı / slender-billed) özellikle baskındı ve dünyanın en bol büyük yırtıcıları arasındaydı.
Felaketin başlangıcı: Patentin sona ermesi
Diclofenac adlı ağrı kesicinin (NSAID grubu) patenti 1990’ların başında (yaklaşık 1993-1994) sona erdi. İlaç ucuzladı ve tarım sektöründe yaygınlaştı. Çiftçiler, yaralı veya hasta hayvanlara bu ilacı vermeye başladı. Diclofenac sığırlar için zararsızdı, ancak leşlerde kalan iz miktarı bile (terapötik dozun çok küçük bir kesri) akbabalarda böbrek yetmezliğine, visseral gut’a ve ölüme yol açıyordu. Kuşlar, tedavi görmüş hayvan leşlerini yediklerinde hızla ölüyordu. Modelleme çalışmaları, leşlerin yalnızca yaklaşık yüzde 0,8’inin kontamine olmasının bile popülasyon çöküşünü açıklamaya yettiğini gösterdi.
Sonuç yıkıcı oldu. On yıldan kısa sürede akbaba popülasyonu 40-50 milyondan birkaç bine (bazı tahminlerde 20 bine kadar) düştü. Bu, yolcu güvercininden bu yana kaydedilmiş en hızlı kuş türü çöküşlerinden biri olarak kabul edilir. Özellikle beyaz sırtlı akbaba yüzde 99’un üzerinde, diğerleri de yüzde 95-98 oranında azaldı. Üç tür de Kritik Tehlike Altında (Critically Endangered) statüsüne girdi. 2004’te bilim insanları (Oaks ve arkadaşları başta olmak üzere) suçluyu kesin olarak tespit etti. Hindistan, Pakistan ve Nepal 2006’da veteriner kullanımını yasakladı; Bangladesh 2010’da izledi. Ancak yasağın uygulanması, insan formülasyonlarının yasadışı veteriner kullanımı ve diğer toksik NSAID’ler (nimesulide, ketoprofen, aceclofenac vb.) sorunları devam etti.
Leşler yok olmadı, hastalıklar arttı
Akbabalar ortadan kalkınca leşler ortada kaldı. Feral (başıboş) köpekler ve fareler boşalan nişi doldurdu. Köpek popülasyonu önemli ölçüde arttı; bu da kuduz riskini yükseltti. Çürüyen leşler su yollarına karıştı, patojenler yayıldı. Araştırmacılar, rabies aşı satışlarının arttığını, su kirliliği göstergelerinin kötüleştiğini ve köpek sayılarının yükseldiğini belgeledi. Akbabalar “temiz” yiyicilerken, köpekler ve fareler hem daha dağınık yiyip hem de hastalık taşıyıcısı olarak işlev görüyordu.
Chicago Üniversitesi’nden Eyal Frank ve Warwick Üniversitesi’nden Anant Sudarshan’ın 2024’te American Economic Review’da kabul edilen (ve geniş çapta raporlanan) çalışması, bu “sanitasyon şokunun” insan maliyetini ölçtü. 600’den fazla bölgeyi inceleyen araştırmacılar, tarihsel olarak akbaba habitatına uygun ve sığır popülasyonunun yüksek olduğu bölgelerde, akbabaların çöküşünden sonra (özellikle 2000-2005 dönemi) tüm nedenlere bağlı insan ölüm oranlarının yüzde 4,7 civarında arttığını buldu. Bu, yılda ortalama yaklaşık 100.000-104.000 ek ölüm anlamına geliyordu. Beş yılda toplam yarım milyona yakın ek insan ölümü. Ekonomik zarar ise (Hindistan’a özgü istatistiksel yaşam değeri kullanılarak) yılda yaklaşık 69,4 milyar dolar olarak hesaplandı.
Etki en çok kentsel alanlarda ve leşlerin yoğun olduğu bölgelerde hissedildi. Akbabalar yokken leşler daha uzun süre açıkta kalıyor, suya karışıyor ve hastalık taşıyıcı diğer hayvanları besliyordu. Bu, klasik bir “kilit taşı tür” (keystone species) kaybının insan sağlığına yansımasıydı. Çalışma, kuduz aşı satışları, feral köpek sayıları ve su kalitesi verilerini de destekleyici kanıt olarak kullandı.
Ekosistem hizmetlerinin gizli değeri
Akbabalar “sevimli” hayvanlar değil. Ancak evrim milyonlarca yıl boyunca onları bir hastalık duvarı haline getirmişti. Ücretsiz, ölçeklenebilir ve son derece verimli bir temizlik hizmeti sunuyorlardı. Bir jenerik ilaç, bu sistemi on yılda neredeyse silip süpürdü. Bu olay, ekosistem hizmetlerinin ekonomik ve sağlık açısından ne kadar kritik olduğunu gösteren çarpıcı bir örnek. “One Health” yaklaşımının (insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirine bağlılığı) somut bir kanıtı.
Yasak sonrasında popülasyon düşüşü yavaşladı, bazı bölgelerde stabilizasyon veya sınırlı toparlanma belirtileri görüldü. Nepal gibi ülkelerde uygulama daha başarılı oldu. Hindistan’da ise yasağa rağmen diclofenac’ın (özellikle insan formülasyonlarının) yasadışı kullanımı ve diğer toksik NSAID’ler tehdit oluşturmaya devam ediyor. Meloxicam gibi akbabalar için güvenli alternatifler teşvik ediliyor. Üreme programları, “Akbaba Güvenli Bölgeler” (Vulture Safe Zones) ve advocacy çalışmaları sürüyor, ancak toparlanma yavaş ve kırılgan. Güncel tahminler, kalan bireylerin hâlâ çok düşük seviyelerde olduğunu gösteriyor.
Sonuç: Bir uyarı hikâyesi
Videodaki neşeli, koşuşturan akbaba sevimli görünebilir. Oysa o kuş, milyonlarca yıllık evrimin ürünü bir hastalık bariyeriydi. Tek bir ucuz ilacın bilinçsizce yaygınlaşması, hem bir türü yok olma noktasına getirdi hem de yüz binlerce insanın hayatına mal oldu.
Bu hikâye, insan faaliyetlerinin ekosistemdeki görünmez bağlantıları nasıl koparabileceğini ve bunun bedelinin yalnızca doğaya değil, doğrudan insan sağlığına da yansıdığını gösteriyor. Akbabaları korumak, yalnızca bir kuş türünü kurtarmak değil; sanitasyon, halk sağlığı ve ekonomik istikrar için de kritik bir önlem. Doğa, ücretsiz hizmet sunar; ta ki biz onu yok edene kadar. Frank ve Sudarshan’ın çalışması, bu tür “görünmez” ekosistem hizmetlerinin değerini sayılarla ortaya koyarak koruma politikalarına güçlü bir ekonomik argüman sunuyor. Benzer riskler başka bölgelerde ve başka türlerle de tekrarlanabilir; ders alınmazsa bedeli yine insan hayatıyla ödenebilir.