2014-10-03

Types and needs of gifted individuals

Pozitif Ayrışma Teorisi

Pozitif Ayrışma Teorisi (Theory of Positive Disintegration)





Pozitif Disentegrasyon (Ayrışma) Teorisi


Pozitif Disentegrasyon (Ayrışma) Teorisi (The Theory of Positive Disintegration (TPD) ) Kazimierz Dąbrowski tarafından tanımlanan kişilik gelişimine ilişkin bir teoridir. Eski bir teori olmasına ve ilk ortaya çıkışında gerekli ilgiyi görmemesine karşın son zamanlarda üstün yetenekli ve gelişim potansiyeli bulunan bireylerin davranışlarına açıklık getirdiğinden dolayı tekrar gündeme gelmiştir. Okurken bu teorinin eski bir teori olduğunu unutmayın. Psikoloji’de benzer kavramlar tekrar tekrar farklı isimler ile gündeme gelmiş olup, üzerine yeni bilgiler eklenmiştir.  


Ana akım psikolojik yaklaşımın tersine Dąbrowski’nin kuramsal çerçevesi gerilim ve anksiyeteyi bireyin gelişim potansiyelinin gerçekleşmesi için bir gereklilik olarak görür. Bu disentegrasyon süreçleri Dąbrowski’ye göre olumludur. Pozitif disentegrasyon (ayrışma) sürecinden geçmeyen bireyler hayatları boyunca “primer entegrasyon” (uyum, bütünleşme) sürecinde kalabilirler. Dąbrowski’ye göre disentegrasyon sürecinde ilerlemek ve gelişimin ileri evrelerine ulaşmak için “gelişim potansiyeli” adı verilen aşırı uyarılabilirlik (overeksitabilite) ve uyaranlara aşırı yanıt verme karakterleri ile kendini gösteren özelliğe sahip olmak gerekir.


Erikson ve bazı diğer gelişim teorilerinin aksine herkesin tüm düzey veya aşamalardan geçmesi beklenmemektedir. Aşamalar yaştan bağımsızdır. Ayrıca Dąbrowski’nin gelişim tanımı Maslow’un kendini gerçekleştirme tanımından farklı özelliktedir.





1.0 Dąbrowski'nin teorisi
1.1 Gelişmeyi etkileyen etkenler (1,2,3)
1.2 Gelişme Potansiyeli
1.2.1 Gelişmeye engel olanlar


Dąbrowski'nin teorisi


Kazimierz Dąbrowski (1902–1980), Polonya doğumlu psikolog ve psikiyatrist klinik ve akademik yaşamı boyunca “Pozitif Ayrışma” teorisinin oluşturulması ve geliştirilmesi için çalışmıştır.


Pozitif Ayrışma teorisinin bazı özellikleri şöyledir:


Kişilik, kişi ile beraber gelen evrensel, değişmez bir özellik değildir. Kişinin genetiği, kendisi ve çevresi tarafından şekillendirilen bir özelliktir.


Kişilik, bireyin “gelişim potansiyeli” gücü ile şekil alır. Herkesin içinde özgün bir kişilik oluşması için yeterli gelişim potansiyeli bulunmamaktadır. Aşırı uyarılabilirlilik ve otonomi özgün bir kişilik gelişimi için iki önemli bileşendir.


Gelişim potansiyeli popülasyonda çan eğrisi şeklinde bir dağılım gösterir. Dąbrowski bu devamlılığı ve çeşitliliği aşamalar olarak tanımlamıştır.


Güçlü bir gelişim potansiyeli kendini kuvvetli kaygılar ve üzüntüler ile karakterize krizler şeklinde gösterir (psikonevroz). Bu krizler ayrışmayı başlatırlar.


Kişiliğin gelişimi için içgüdüler, toplumsallaşma gibi başlangıçta edinilen entegrasyon süreçlerinin ayrışması gerekir. Dąbrowski bu sürece pozitif ayrışma (disentegrasyon) adını vermiştir.


Hiyerarşik değerler zinciri ve duygusal tepkilerin oluşması, kişiliğin gelişimi ve bağımsızlığını kazanması için önemli bir rol oynar. Pozitif ayrışmada duyguların önemi pek çok diğer psikolojik teoriden daha fazladır.


Duygusal reaksiyonlar kişinin kendi kişilik idealine ulaşmada rehberlik eder. Bu kişinin gelişim için baz aldığı otonom standarttır.


Kişi kendi değerini ve kendi değerlerini incelemeli ve bu incelemeden sonra kişiliği şekillendiren varoluşçu kararlar vermelidir. Bu kararları, kendi kişiliğinde, kendi varoluşunu anlamlandıran değerlere daha yakın olan özellikleri öne çıkararak ve kendi ideal değerlerine uzak olan özellikleri baskılayarak vermelidir.


Kişisel gelişimin kritik komponentleri kendi kendini eğitmek ve otopsikoterapi’dir.


Gelişmeyi etkileyen etkenler


Dąbrowski çoğu insanın biyolojik dürtüler ve ego (1. etken)  ve / veya sosyal beklentilere bağlılık ( 2. etken)  yolunu izleyerek  'temel veya ilkel entegrasyon' (uyum) durumunda hayatlarını sürdürdüklerini gözlemledi. Bu ilk entegrasyonu 1. seviye olarak adlandırdı. Dąbrowski bu seviyede bağımsız bir insanın gerçek bireysel ifadesinin olmadığını öngördü.


Birinci etken


İlkel uyum veya birinci etken içgüdüler ve biyolojik ego tarafından şekillendirilirler. Birinci etkenin tüm enerjisi kendine hizmet eden amaçlara yöneliktir. Yaşamda ayakta kalmak ve birey olarak ilerlemek birinci etkende temel amaçtır. Ne pahasına olursa olsun bu şekilde davranmayı göze alanlar kendilerine ara sıra hapishanelerde bulurlar. Yasalara ve oyunun kuralına uygun olarak davranabilenleri ise üst makamlarda ve CEO olarak görmek mümkün. Asosyal ve antisosyal şekilde yeteneklerini kendi ilkel ve bencil hedeflerini ilerletmek için kullananlar birinci etken olarak adlandırılır. Ego tatmini ve biyolojik ihtiyaçların giderilmesi birinci etkenin başlıca hedefleridir.  


Eğitim sisteminde, politik kültürde, iş yaşamında ve medya yoluyla verilen mesajlarda birinci etkeni özendirme örneklerine sık sık rastlayabiliriz.


İkinci etken


İkinci etken, sosyal çevre ve akran baskısı, bireyin dünya görüşü, kendini ifade etme ve yaratıcılığını grubun düşüncesine paralel olarak kısıtlar. Bağımsız görüş ve ifade bireyden istenmeyen özelliklerdir. Bireyden grup değerlerini kabullenmesi, içselleştirmesi ve bunları kendi vicdanı haline getirmesi istenmektedir. Sosyal baskılar beklentileri şekillendirir. Bireyin yaratıcılığı, yetenekleri ve beklentileri grupla paralel hale gelecek şekilde şekillendirilir ve kanalize edilir. Vicdan, toplum ve topluluk tarafından şekillendirildiğinden, grup tarafından kabul gördükçe, topluluğun etik normlarına uydukça vicdan rahattır.  Ancak Nazi Almanyası, çeteler ve terör gruplarında olduğu gibi topluluk değerleri yozlaşmış olsa bile birey muhalefet etmez, ayrışmaz. Kendi değerlerini incelemeden toplumsallaşma bireyi robotik bir varlığa dönüştürür. Bireysel reaksiyonlar özgün değildir. Ben cenazelerde ağlar, düğünlerde eğlenirim, çünkü “herkes böyle yapar”. Dąbrowski’ye göre ikinci etken ve grup düşüncesi ile hareket eden insanlar genel toplumun büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır.


Birinci etken ile hareket edenler “Köpek köpeği yemezse hayatta kalamaz” der, kendi çıkarları için kolayca başkalarını feda ederler.


İkinci etken ile hareket edenler genelde davranışlarını haklı göstermek için çoğunluğu ve emirleri örnek gösterirler. “Herkes ile aynı hızda gidiyordum, ben hız sınırını aştıysam, herkes aştı,“ veya bir asker veya polis: “Sadece emirlere itaat ediyordum”.


Böyle bir düşünce kalıbı bireyi sorumlu bir birey olmaktan çıkarır, sorumluluğu tüm topluma veya amirlere yayar.


Bu şekilde düşünen ağırlıklı olarak birinci ve ikinci etken ile hareket eden bireyler ve topluluklar Dąbrowski’ye göre birinci aşama veya 1. düzey olarak sınıflanmıştır.


Üçüncü Etken


Dąbrowski kişisel gelişimlerini başka bir yoldan tamamlayan ayrı bir grup insandan bahseder. Bunlar gelişmelerinin yolunu kendileri çizerler. Dąbrowski’nin negatif uyum adını verdiği otomatik, ezberci, sosyalleşmiş bakış açısını bırakıp, Dąbrowski’nin pozitif ayrışma dediği bir dizi kişisel ayrışma deneyimini yaşamayı tercih ederler. Dąbrowski bu deneyimleri gelişim sürecinin gerekli anahtarı olarak görmektedir. Üçüncü etken gelişme için motivasyon sağlar ve otonom düşünceyi teşvik eder. Hayal gücü geniş olup, kendisinin ve çevresinin mümkün görmediği amaçlar hayaller dahilindedir.


Bu kişilerde krizler, statükoyu sorgulamaya zorlayan, kendimizi, düşüncelerimizi, ideallerimizi, hayallerimizi gözden geçirmeye yardımcı olan deneyimlerdir. Gelişme devam ediyorsa, birey kişiselleşmiş, bilinçli ve titizlikle değerlendirmeden geçirdiği hiyerarşik bir değerler sistemine kavuşur. Dąbrowski buna pozitif uyum adını vermektedir. Bu hiyerarşik değerler sistemi bir aşamadır. Yeni bakış ile kişisel değerler sisteminde daha kıymetli olan değerler davranışlara yön vermeye başlar. Artık sosyal değerler ikinci plandadır.


Bu yüksek kişisel değerler sonunda bireyi otonomiye götüren ikincil uyum sürecini karakterize eder. Dąbrowski için bu gerçek insanlık kişiliğinin başlangıcıdır. Bu aşamada birey yaşamanın nasıl olması gerektiğine karar verir ve öyle yaşamaya başlar. Bu aşamaya geçiş güçlü problem çözme yetileri ve yaratıcı olmayı gerektirir. Kişinin yetenekleri ve yaratıcılığı daha yüksek kişisel değerler, yaşamın, dünyanın nasıl olması gerektiği vizyonunun hizmetine sunulur. Birey bu yeni otonom kişiliğini enerjik bir şekilde etkinlikler, sanat ve sosyal değişim için kullanır.


Dąbrowski üçüncü etkeni özgür irade’den farklı olarak tanımlamıştır. Kişinin özgür iradesi ile her istediğini yapması her koşulda geliştirici olmak zorunda değildir. Üçüncü etkeni basit özgür iradeden ayıran özellik birey olarak gelişme isteğidir. Üçüncü etken özellikle kişinin kendisini bulma isteğidir. Bu istek bazen çok kuvvetlidir ve kişiyi zor durumda bırakmaktadır. “Ne pahasına olursa olsun”, “kendim olmalıyım”, “gelişmeliyim” düşünceleri tek başına özgür irade ile açıklanamaz.  


Gelişme potansiyeli yüksek olan birey, aile ve toplum buna karşı çıksa bile sonunda ayrışma sürecine girer. Gelişme potansiyeli düşük olan kişi, kendisine uygun ortam, uygun okul, sağlansa bile ayrışma sürecini ve pozitif kişilik gelişimini yaşamaz.


Kişinin gelişme potansiyeli olması için algısının açık olması ve  aşırı uyarılabilirlik (overeksitabilite)  olarak adlandırılan çevresine duyarsız kalamaması, duyarlı olması gerekir.  Elaine Aron’un yüksek duyarlılıklı birey kavramı paralel ancak farklı bir kuramdır.


Gelişme potansiyeli


İleri gelişme, güçlü gelişme potansiyeli (GP) olan kişilerde gözlemlenir. Gelişme potansiyeli bireyin genetik ve çocukluktan gelen yapısının düşünce ve davranışlara yansıması, çevreden etkilenmesi ve çevreyi etkilemesidir. Gelişme potansiyelinin pek çok komponenti olmasına karşın  aşırı uyarılabilirlik (overeksitabilite)  (OE), özel yetenekler ve yetiler ve otonom gelişmeye duyulan istek öne çıkmaktadır.


Aşırı uyarılabilirlik (Overeksitabilite)  


Gelişme potansiyelin en önemli belirtisi overeksitabilitedir. Nöronların dış dünyaya ve uyaranlara açık olduğunun göstergesidir.  Aşırı uyarılabilirlik (overeksitabilite)  ne kadar fazla ise kişi günlük yaşam deneyimlerini bir o kadar yoğun yaşar. Dąbrowski beş çeşit  aşırı uyarılabilirlik (overeksitabilite)  tanımlamıştır. Psikomotor, romantik duygusal (sensual), imge ve hayal dünyasına ait (imaginational), entelektüel ve emosyonel. Bu overeksitabilitelerden özellikle son üçü günlük yaşamı daha yoğun yaşamaya, zevkleri ve üzüntüleri daha derin algılamaya yol açar. Kişinin dümeni duygusal overeksitabilitenin elindedir, entelektüel  aşırı uyarılabilirlik (overeksitabilite)  ve hayal, güçlü bir gerçeklik algısı yaratır. Kişi dünyayı gerçeğe uygun ve güçlü bir şekilde hisseder.


Overeksitabiliteler biyolojik olarak kişinin sinir sisteminden kaynaklandığı halde “Otonom ben”i baskılayan veya teşvik eden etkenler dinamik psikolojik ve çevresel etkiler altındadır. İçgüdüler, dürtüler, duygular dinamizmler arasındadır. Gelişmenin devamı ile dinamizm otonomiye yönelir.  


Yetenek ve kabiliyetler


Gelişim potansiyelinin ikinci kolu olarak yetenek ve kabiliyetler gelmektedir. Daha alt gelişim aşamasında olan bireyler yetenek ve kabiliyetlerini ben merkezci amaçlar, grup çıkarları ve grup içi merdivende tırmanma için kullanırlar. Yüksek düzeyde kişi bu bilgi ve yeteneklerini kendi vizyonunu genişletme ve geliştirdiği hiyerarşik değerler zincirinde ideal ben ve ideal çevrenin oluşturulması için kullanır.


Gelişme Engelleri


Dąbrowski  aşırı uyarılabilirlik (overeksitabilite)  ve gelişme potansiyelini trajik bir hediye olarak adlandırır. Overeksitabilite sahibi kişinin yolu düz ve pürüzsüz olmayıp, engeller ile doludur. Yüksekler ve alçaklar sık yaşanan deneyimlerdir. Yaratıcılığı ifade edebilme potansiyeli beraberinde sorunları farklı açılardan görme, kişisel çatışma ve stresi getirir. Bu stres hem gelişmenin sürmesine yardımcı olur hem gelişme sürecinin bir sonucudur. Stresin akut fazlarında suisit ciddi bir tehlikedir. İzolasyon ve ayrı kalma kendine zarar verme riskini arttırır.


Dąbrowski’nin bu tarz engellere karşı önerisi oto-psikoterapi, gelişme eğitimine yardımcı olma şeklindedir. Kişiye gelişmenin süreçleri, sancıları ve ayrışmanın bağlamı konusunda bilgi verdikçe kendi kendini ve yaşadığı bu yoğun duyguları ve ihtiyaçları daha iyi anlayacaktır. Dąbrowski bu kişilere gelişim konusunda yardımcı olma ve kendini ifade etmeleri konusunda destek olmayı önermiştir. Gelişme potansiyeli olan çocuk ve erişkinler kendi yollarını bulmalıdırlar. Bu yollar bazen akranlarından, bazen ailelerden ayrı yollar olabilmektedir. Oto-psikoterapinin özünde kimse kimseye “doğru yol”u gösteremez farkındalığı yatmalıdır. Herkes kendi için uygun olan yolu bulmalıdır.  Joseph Campbell bir konuşmasında “Ormanda bir patika varsa siz bu patikadan gitmeyin” demiş. “Patika birini hazineye götürmüşse, sizi götürmeyecektir”.


2 Düzeyler
2.1 Düzey I: Temel entegrasyon
2.2 Düzey II: Tek düzeyde disentegrasyon
2.3 Düzey III: Spontan çok düzeyli disentegrasyon
2.4 Düzey IV: Yönü olan çok düzeyli disentegrasyon
2.5 Düzey V: İkincil entegrasyon


Düzeyler


Birinci ve beşinci düzeyler


Birinci ve beşinci düzeyler, psikolojik entegrasyon, uyum ve minimum iç çatışma ile karakterizedir. Birinci düzeyde çatışma olmayışının sebebi tüm davranışların rasyonalize edilmiş olmasıdır. Kişi için en iyi olan doğru olduğunda (birinci etken) veya kişinin bağlı olduğu topluluk için doğru olan kişi için doğrudur (ikinci etken) kişi içsel çatışma yaşamaz. Birinci düzeyde “yapılması gereken” bellidir ve kişiye göre yerinde kim olsa aynı şeyi yapardı. Beşinci düzeyde seçeneklerin tamamı daha önce gözden geçirilmiş ve kişinin iç değerleri ile örtüşen seçenek bellidir. Hem birinci düzey hem beşinci düzeyde dış çatışmalar yaşanmaktadır.


Birinci, üçüncü ve dördüncü düzeyler farklı derecelerde disentegrasyon ve gerçekçi zorlukları tanımlar.


Dąbrowski açık olarak düzeylerin “sezgisel bir araç” olduğunu ifade etmiştir. Gelişim sürecinde iki veya üç düzey eş zamanlı aynı bireyde yan yana bulunabilir, ancak bu düzeyler bir biri ile çelişirler ve çelişkiler giderildiğinde biri ağırlıklı olarak öne çıkacaktır.


Birinci Düzey: Primer Entegrasyon


Yukarıda kısaca geçtiği gibi birinci düzey primer veya primitif entegrasyon olarak adlandırılır. Birinci etken (impülsif güdüler) veya ikinci etken (sosyal çevre) davranışların itici gücüdür. Birinci düzeydeki insanların çoğu çevresel sosyal etkenler gücü ile hareket ederler. (Dąbrowski bunlar için ortalama insan tanımını kullanmaktadır). Bir kısmı hem birinci hem ikinci etkenden eş zamanlı etkilenirler. Dąbrowski ruh sağlığı açısından birinci düzey veya primer entegrasyonu sağlıklı görmemektedir.


Açıkça veya sessizce var olan bencillik ve egosantrizm kendi doyumunu her şeyin üstünde tutar. Dünya kendi üzerine kurulu olup, süreç değil sonuç önemlidir. Süreç içinde ağır suç bulunması sonuç için göz ardı edilir. Lider olarak adlandırılan pek çok kişi bu kategoriye uymaktadır.  


İnsanların önemli bir grubu primer entegrasyon sürecinden hiç bir zaman ayrılmazlar. Bir kısmı gençlik ve ergenlik döneminde bu düzeyden çıkmak için kısa kaçamaklar yapsa bile bir zihinsel dönüşümden geçmeden birinci düzeye geri dönerler. Yüksek düzeylerde kısmi entegrasyon bile zihin yapılarının değişmesi ve transformasyon için yeterli olmaz.


Düzey iki : Tek düzeyde disentegrasyon


Bu düzeyin özelliği başlangıçta kısa kriz ve ardışık krizlerdir. Bu krizler aslında birbirinden çok farklı olmayan ama bireye farklıymış gibi görünen seçenekler arasında yaşanır.


Eş düzeyli disentegrasyon puberte ve menopoz gibi fizyolojik gelişimsel dönemlerde daha sık yaşanır. Dış ortamda yaşanan stresli zorluklar sık yaşanmasına yol açar. Psikonevroz ve sinirlilik gibi psikopatolojik durumlarda daha sık yaşanır. Tek düzlemde disentegrasyonda süreçler yapısal ve emosyonel olarak aynı düzlemdedir. Otomatik dinamizmler tarafından yönlendirilen sınırlı farkındalık ve öz-denetim yaygındır.


Eş düzeyli / yatay düzlemde yaşanan çatışmalar kişiyi ikilemde bırakır. (ambitendencies and ambivalences)  Birey için aslında bir birinden çok farklı olmayan (ekivalent) seçeneklerin çoğu cazip görünür. (Kararsızdır) Gerçek bir tercihi olmayıp, çelişik düşünceleri vardır. (ambitendencies)


Eş düzlemde kararsızlıklar ve çelişkiler tercih yapmasını zorlaştırır. Gelişim potansiyeli güçleri yeteri kuvvette ise kişinin varoluşçu bir krize girme olasılığı yüksektir. Sosyal deneyimler ve alternatif açıklamalar artık yeterli değildir. Baskın duygu varoluşçu umutsuzluktur. Bu dönemin çözülmesi ezberletilmiş, kökleşmiş toplumsal değerlerin yerini yeni filizlenen hiyerarşik kişisel değerlere bırakması ile başlar. Bu yeni değerler kişinin önceki kendi değerleri ile çelişebilir. Eğitim ve sosyal çevrenin öğrettiği statükocu açıklamalar sorgulanmaya başlanır. “Biz böyleyiz”, “böyle yapılır”, “şöyle olmalısın” sorgulanmaya başlanır. Bireyin kendi değerler süzgecinden geçirilir. Süzgeçten geçmeyen değerler bilinçli olarak elenir. Odak noktası kendinin ve başkalarının dış dünya analizleridir. Odak noktası kendinin ve başkalarının davranışlarıdır.  Sosyal düzenin kabul ettiği bazı yaygın davranışlar yetersiz, yanlış veya ikiyüzlü olarak değerlendirilir. Pozitif uyumsuzluk hakim olur. Dąbrowski için bu krizler zihinsel sağlık ve gelişim için güçlü bir potansiyeli temsil ederler. Pozitif bir tanımlama yaparak zihinsel sağlığı sosyal normlara uyumdan ziyade kişinin kendi keşfettiği dünyada, dikkatlice seçtiği  kendi değerlerini geliştirmesidir.


Dąbrowski’ye göre ikinci düzey geçiş düzeyidir. Kişi bu düzeyden birinci düzeye düşerek düşük düzeye uyumlu bir birey haline gelebilir. Negatif düşüncelerin ağır basması sonucu depresyon, psikoz veya suisit yoluna yönelebilir. Veya kendini geliştirerek ileri doğru yol alabilir.


İkinci düzeyden üçüncü düzeye geçiş olağanüstü bir enerji gerektirir. Bu düzey ileri ve geri gidiş seçenekleri olan bir kavşaktır.  Dąbrowski'nin bahsettiği üç etken arasındaki çekişme bu geçici krizi tetikler. İçgüdülerimi ve egomu mu takip etmeliyim? (Birinci etken) Toplumun bana öğrettiklerini mi uygulamalıyım? (İkinci etken) Kalbimin yolunu mu izlemeliyim? (Üçüncü etken)  Bu sorunun gelişimsel yanıtı pozitif motivasyon olarak içgüdüsel ve temel güdüleri, toplum baskısına direnip kendi doğrularını geliştirmektir.


Üçüncü Düzey: Spontan Çok Düzeyli Disentegrasyon


Üçüncü düzeyde yeni bir çatışma gerçekleşir. Vertikal / Dikey seçenekler arasında yaşanan çatışma. Bu seçenekler sadece birbirinden farklı değildir, ayrıca birbirinden farklı değerlerdedir, farklı düzeylerdedir. Karşılaştırılmada bazıları daha değerli ve yüksek, bazıları daha değersiz ve düşük düzeydedir. Bu değerler başlangıçta istemsiz olarak atanan değerlerden oluşur. Bir şeye binlerce kez baktıktan sonra ilginizi çeker ve artık ona kayıtsız kalamazsınız, bakış açısı değişmiştir. İsteseniz bile artık eskisi gibi bakamazsınız. Dąbrowski bu düzlem farkına çok düzlemlilik veya çok düzeylilik adını vermiştir. Çok düzeylilik, yavaş yavaş düzlem farklarının ayırdına varmaktır. Çoğunlukla aşağıda olan, gerçek hayatta olan iken, yüksek olan, var olması olası bir hayal olarak ortaya çıkar. Kişi bu seçenekleri karşılaştırmaya başlar. Yükseklik farkının ayırdına varılması II. düzeyde yaşanan kararsızlıklar ve çelişkilerin azalmasına yol açar. Artık istenilenler ve istenilmeyenler vardır. Kişinin kendi davranışları istenilen idealden uzak ise içsel bir çekişme ve değişim isteği doğar.  Çok düzeylilik yeni ve güçlü bir çekişmeyi başlatır. Bu gelişimsel bir çekişmedir.


Dikey çekişmeler otonom ve ileri bir kişiliğin gelişmesi için kritik öneme sahiptir. Bir üst düzeye geçmek için çok düzeylilikten geçmek gerekir. Kişi çok düzeyli aşamaya geçmek için gereken gelişim potansiyeline sahip değil ise II. ve I. düzeylere geri döner.


Çoklu düzleme geçiş döneminde kişinin hayata bakışını modelleyen yatay (tek düzlemsel) uyaran-yanıt modeli yerine dikey (çok düzlemli) hiyerarşik analiz modeline bırakır. Günlük olaylar kişinin kişisel değer sistemine göre ağırlık kazanır. Bu değerler kişinin kişilik idealini oluştururlar. Bu değerler kişinin kendi yaşamını nasıl görmek istediğini yansıtırlar. Kişi bu görüşleri edindikçe daha düşük değerleri kabul etmesi giderek güçleşir. Hayali veya gerçek yüksek değerler peşindedir.


Dördüncü Düzey: Amaçlanmış (Yön verilmiş) Çok Düzeyli Disentegrasyon


Dördüncü düzeyde birey kendi gelişiminin tüm sorumluluğunu üstlenmektedir. III düzeyde gördüğümüz, istemsiz, spontan gelişmeler, bilinçli, kasıtlı, ileri yönlü, amaçlı bir gelişmeye dönüşür. Bu dönüşüm üçüncü etkenin önemini ortaya çıkarır. Otonom ve bilinçli tercih kişinin tercih ettiği ve reddettiği özellikleri belirler. Birey kendini bilinçli olarak gözlemleyebilir ve düşük olarak gördüğü otomatik değer, inanç ve davranışların yerine dikkatlice değerlendirmeden geçirdiği ve kendi seçtiği yüksek olanları getirmeye çalışır. Bu yeni değerler kişinin davranışlarına yansır. Otomatizm ve tepkisellik azalır, idealler ve seçilmiş değerlerin etkisi artar.


Töreler, adetler, gelenekler tek tek incelenir kişi tarafından uygun görülürse içselleştirilir. Kişi uygun gördüğünde gelenek reddedilir ve yerine daha yüksek olarak algıladığı değer yerleştirilir. Bu hem entelektüel hem duygusal sorumluklara uygun bir karar şeklindedir. Bu kişiler adaletin gerçekleşmesi ve başkalarının zarar görmesini engellemek, haksızlıkların önlenmesi için ellerinden geleni yaparlar. Sorumluluk duygularının neredeyse sınırı yoktur.  Bu perspektif kişinin kendini hiyerarşik değerler zinciri ile bağdaşlaştırmaya çalışması sonucu gelişir. Yaptıklarında, yapılması gerekir diye düşündüklerinde merhamet duygusu hakimdir.


(Gerçekçi) Prososyal görünümleri toplum nezdinde itibar görmelerine yol açar. Prososyal burada mevcut sosyal düzeni destekler anlamında kullanılmamıştır. Mevcut sosyal düzen daha düşük mertebede ise ve kişi buna uyum sağlamışsa bu bir başarısızlıktır. (Negatif uyum) Burada kastedilen sosyal normların bilincinde olan bireyin yüksek değerleri geliştirilmesidir. Kişinin yüksek değerleri düşük değerleri benimseyen statükocu bir topluluk ile çelişebilir. (Pozitif uyumsuzluk, pozitif disentegrasyon). Başka bir deyişle düşük değerleri benimsemiş bir topluluk ile uyumsuzluk, pozitif bir değerdir.


Beşinci Düzey: İkincil Uyum


Beşinci düzey tutarlı ve uyumlu bir karakterdir. Ancak bu tutarlılık ve uyum birinci düzeydeki tutarlılık ve uyumdan farklıdır. Kişi seçtiği içsel hiyerarşik değerler ve dışsal dünya arasında tutarlı ve bilinçli olarak yaşamanın yolunu bulmuştur. Bu nedenle pek az içsel çatışma yaşamaktadır. Davranışları içsel normlara uygundur.


Beşinci düzeyde yaratıcı ifade biçimleri öne çıkmaktadır. Problem çözme ve sanat insan olmanın en güzel ve asil örnekleri kendini göstermektedir. Sanat en içsel duygusal durumları yakalayıp, karşıdaki kişiyi ve durumu derin empati ile anlamayı gerektirir. İnsanlığın yaşadığı üzüntüler ve fedakarlıklar çalışmaların konusu olarak seçilir. Vizyon sonucu oluşan işler özgün ve ilginçtirler. Bu eserler gelenekler ve baskılar ile kısıtlanmamış bir bakış açısı ile oluşmuş ürünlerdir.  Toplumda, felsefede oluşan gelişmeler güçlü bireysel yaracılık ve kişisel başarım sonucu gerçekleşmektedir.


3. Pozitif disentegrasyon teorisinin uygulama alanları:
3.1 Tedavi
3.2 Eğitim


Pozitif disentegrasyon teorisinin uygulama alanları:


Tedavi


Pozitif disentegrasyon teorisi geniş bir bakış açısı sunmaktadır. Uygulama alanlarından biri psikolojik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisidir. Kişinin semptomlarını analiz ederken düzeyi, gelişme potansiyeli ve davranışlarını etkileyen etmenleri bilmek yararlı olmaktadır.


Semptomlar ve gelişme potansiyeli


Semptomları gelişme potansiyeli çerçevesinde ele aldığımızda, kişi gelişim potansiyeli hakkında eğitildiğinde kendi durumu konusunda gelişimsel bir bakış açısı edinmeye teşvik edildiğinde kendi durumunu daha iyi kavrayabilir. Yok edilmek yerine, semptomatik tedavi yerine kendi durumu hakkında bir görü ve anlayış kazanabilir.


Anlatıların önemi


Dąbrowski teorisini biyografiler ve otobiyografileri okuyarak geliştirmiştir. Yetenekli çocuklar, intihar eden gençler, sorunları olan sanatçılar geçirdikleri krizleri kabul eder, anlamını kavrar ve ileri doğru adım atabilirlerse gelişebilirler. Kişinin otobiyografisini ayrıntılı yazması kendi geçmişi ve şimdisi konusunda öngörü kazanmasına ve oto-psikoterapisi sürecinde ona yardımcı olur. Bu süreçte terapistin rolü genelde daha küçük ve başlangıç  aşamasındadır. Dąbrowski hastalarından kitaplarını okumasını ve okuduklarını kendi yaşantılarını  diğer kitaptaki düşünceler ile karşılaştırılmasını istiyordu.


Oto-psikoterapi


Dąbrowski için oto-psikoterapinin amacı kişinin kendini anlayabilmesi ve kendine yardım edebilmesini sağlayacak bir çerçeve oluşturmaktır. Kendini bulmaya doğru bu yolculukta Dąbrowski bireyden özellikle kendisi için nelerin yüksek neleri düşük olduğu değerlendirmesini yapmasını istemektedir. Özellikle değerlerini gerekçesi ile birlikte değerlendirmesi ve duruşunun nedenlerini düşünmesi istenmektedir. Değerler ve davranışlar arasındaki çelişkiler  


Değerler ve davranışlar arasında tutarsızlık varsa vurgulanır. Bu süreç bireyin kendi yaşamında olan gücünün ve önemini vurgular. Otopsikoterapi aynı zamanda bireyin kendi gelişiminde terapist’ten daha büyük bir sorumluluk aldığını vurgulamak için kullanılmaktadır. Birey kendi gelişiminden değişiminden sorumlu olduğunu hissetmelidir. Öğrendiklerinin sosyal töreler ve gelenekler ile birlikte dikkatli bir analizini yapmalıdır.  


Dąbrowski tek yönlü gelişim dediği kavramın kaygı verici olduğunu düşünüyordu. Bu insanlar genellikle yaşama tek yönlü bakan, bu yönde ilerlemeyi amaç edinen insanlardır. Bu yön genellikle entelektüel yön olarak öne çıkmaktadır. Dąbrowski bunun yerine bireyin kendi güçlü yönlerini unutup daha zayıf olduğu alanları geliştirmeye odaklanmayı öneriyor. Böylece daha dengeli bir gelişim süreci sağlanmaktadır.


Aşırı uyarılabilirlik (Overeksitabilite)


Dąbrowski bireylerin kendi reaksiyonlarına ve overeksitabilitelerine olgusal bakmalarını önermiştir. Krizlerin yaşanması ve çözümlenmesi sırasında bireysel deneyimlerini pozitif ve gelişimsel bir bakış ile ele alması önerilir.


Dąbrowski içsel huzursuzluk olmazsa gelişim ve değişim için yeterli motivasyon olmayacağına inanıyor. Bu huzursuzluğu gidermek yerine açık algı, pozitif ve gelişimsel bir duruş ile depresyon ve kaygı olarak algılanabilecek bu huzursuzlukları deneyimlemeyi öneriyor. Tabii bu günümüz dünyasında her tür hoşnutsuzluk verici deneyimden anında kurtulmaya çalışmamızdan farklı bir duruştur.


Eğitim


Eğitimde özellikle son 25 yılda üzerinde durulan konulardan biri üstün yetenekli ve yaratıcı çocuklardır. Dąbrowski’ye göre bu çocuklar akranlarına göre daha fazla overeksitabilite gösterip disentegratif süreçlere daha çok maruz kalırlar.


Dąbrowski ve yetenekli bireyler


Dąbrowski 1962’de 1967’de 1962’de Polonyalı gençler üzerinde başlattığı bir çalışmanın sonuçlarını yayımladı. Yaşları 8-23 arasında değişen genç ve yetenekli çocuklar değerlendirildi. Değerlendirilen 80 çocuktan 30’u entelektüel olarak ayrıcalıklı, 50’si ise sanat, bale, drama gibi okullardan geliyor. Dąbrowski tüm çocuklarda  aşırı uyarılabilirlik (overeksitabilite)  bulguları gözlemledi. Çocuklara zaman zaman nevrotik ve psikonevrotik sorunlar yaşatan bu özelliğin neden bu grupta kümelendiğini düşündü. Ortalama üzerinde duyarlılığa sahip olmak onlara öğrenmede avantaj sağladığı gibi, yaşantılara olan duyarlılıkları, reaksiyon vermeleri gerektiğini durumların sayısını artırmaktadır. (s.215-255)


Bu ilişki daha sonraki çalışmalarda doğrulanmıştır. (Lysy ve Piechowski 1983; Piechowski 1986; Piechowski ve Miller 1995). Overeksitabilite yaratıcılık ve yeteneğin ayrılmaz bir parçası olarak görünüyor. Dąbrowski'nin temel mesajı yetenekli çocukların kişilik gelişimleri sırasında bu özellikleri normalden fazla gösterdikleri şeklindedir.


Anahtar Kavramlar


Teori’de bazı anahtar kavramlar yer almaktadır.


İnsan olmamız için temel içgüdüsel etkenler yerine daha yüksek değerleri benimsemeliyiz.


Topluma uyumu yansıtan sosyalizasyon gerçek kişiliği yansıtmamaktadır.


Primer entegrasyon sırasında birey grup ile hareket ettiği için çatışmalar en az düzeydedir. Yanlış yapma hissi yaşanmamaktadır. Dışsal çatışmalar ise kariyer gibi sosyal amaçların önlenmesi nedeniyle yaşanır.


Sosyal örf ve adetler çok az sorgulama veya yüzeysel bir değerlendirme ile kabul edilirler.


Gerçek kişilik istemli ve bilinçli seçilmiş değerler sistemi üzerine oturmalıdır. Bu değerler kişi tarafından “yaşam nasıl olmalı” sorusuna ve “ideal bir insan nasıl olmalı” sorularına yanıt olarak seçilmelidir.


İçgüdüler ve sosyal baskılar bilinçli olarak “otonom” kişiliğe göre daha düşük hiyerarşik değerde inşa edilirler.


Başlangıçtaki entegrasyonu kırmak için yaşamın içinde krizler ve disentegrasyonlara gereksinim bulunmaktadır.


Bu krizler ve disentegrasyonlar sonucu kişi çözüm üretip, pozitif gelişim gösterebilirse, disentegrasyon pozitif olarak adlandırılır.


Tek düzeyde krizler geliştirici olmayıp kişi birbirine benzeş seçenekler arasından seçim yapmaya çalışmaktadır.


Yeni bir algı düzlemi çok düzeyliliği içermektedir. Çok düzeylilik algısı geliştikçe yüksek ve alçak alternatifler birbirinden ayrışacaktır. Yüksek ve alçak seçenekleri farklı görmeye başlamak, aralarında seçim yapmaya zorlanmak pozitif disentegrasyon adlı gelişimsel sürecin parçasıdır.  


Dąbrowski gelişme potansiyeli adını verdiği güçleri otonom kişilik gelişimi için zorunlu görmektedir.


Gelişme potansiyeli yetenekler, beceriler,  aşırı uyarılabilirlik (overeksitabilite)  ve üçüncü faktör gibi etkenleri içermektedir.


Overeksitabilite bireyin sinirsel yanıt düzeyidir. Hassas bir sistem çabuk yanıt verir, çabuk kızabilir, çabuk depresyon ve kaygıya kapılabilir. Psikonevroz Dąbrowski’nin teorisinde pozitif ve gelişimsel bir yanıttır.
Üçüncü etken otonom gelişim ölçeğidir.


Bireyin özü elbette hayatında onun gelişmesi açısından önemli bir belirleyicidir. Dąbrowski'nin yaklaşımı felsefi açıdan çok ilginç, Platonik olduğu gibi, öze yönelik Platon'un ön yargısını yansıtmaktadır. Ancak  Dąbrowski teorisine varoluşsal bir eksen eklemiştir. Bu eksen bireyin her gün yüz yüze geldiği sorunları ve kaygıları nasıl çözümlediği ve bunlara ilişkin yaşadığı kaygılar ve duygular eksenidir. Bireyin özü varoluşçu ve deneyimleyici gelişimsel süreçler ile ele alınır, şekillenir. Søren Kierkegaard’in “İman Şövaliyeleri” ("Knights of faith") serisinde tarif ettiği karakter gelişimi ile Dąbrowski’nin tarif ettiği otonom birey gelişimi karşılaştırılabilir.


Dąbrowski mantık ve analizin rolünü gözden geçirerek tek başına akılın doğruyu bulmamızda yeterli olmadığını savunuyor. Piaget’nin gelişimsel modeline benzer şekilde gelişim şemasında duygunun önemine vurgu yapmaktadır. Duygu (kişinin neler hissettiği) yaşamsal kararlarda önemli bir yere sahiptir.


Çok düzeyli otonom gelişim sağlandığında “ikincil entegrasyon” olgun bir kişiliğin göstergesi olur. Kişinin içsel çatışması bitmiş, dışsal davranışları içsel değerleri ile uyum içindedir.


Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisinde kendini gerçekleştirme en üst gelişim aşaması olarak gösterilir. (Dąbrowski Maslow’un hem arkadaşı hem mektupdaşı idi.) Dąbrowski’ye göre kendini gerçekleştirme gelişimsel bir aşama değildir. Bu gerçekleştirmede egosantrizm bencillik ve ilkel istekler bilinçli olarak reddedilmeden amaçlarına ulaşmak gelişmek değildir. Kişi bu aşamalarda seçimler yapmalı ve yüksek ve alçak değerleri ayrıştırmalıdır. Dąbrowski’ye göre insan ve hayvanı ayıran, özgün kişiliği geliştiren budur.


Pek çok kişi Maslow’un kendini gerçekleştirme kavramını Dąbrowski'nin ikincil entegrasyonu ile eşit tutmuştur ancak iki düşünce modeli arasında önemli farklar bulunmaktadır. Maslow kendini gerçekleştirmeyi “kendini olduğu gibi kabul etme” aşaması olarak tanımlamıştır. Böyle bir tanımda kişiliğin üst ve alt değerleri birbirinden ayrışmamıştır. Dąbrowski alt benlik yönlerinin kişiliğin bir parçası olabileceğini kabul etmek ile birlikte, bunların düşük değer olup olmadığını farkında olmanın bir aşama olduğunu düşünüyor. Egomuz hakkında, bencillik hakkında, düşük olarak niteleyebileceğimiz özelliklerimizi hakkında farkındalık geliştirmeliyiz. Eğer bu özelliklerimiz bilinç düzeyine geldiklerinde bizi rahatsız ediyorlarsa bu davranışları azaltmayı, ve durdurmayı tercih edebiliriz. Bu şekilde kişiliğin üst ve insancıl tarafları gerçekleşmişken, alt ve düşük tarafları baskılanır. Dąbrowski’ye göre bizi özel yapan, insan yapan, içgüdülerimizi bilinç düzeyinde değerlendirmeye açabilmemizdir. Dąbrowski kendini gerçekleştirme açısından Maslow’dan daha öte bir hedef belirlemiştir. İki yazarı bu açıdan eşit olarak değerlendirmek doğru değildir.


Teorinin Karşılaştığı Engeller


Dąbrowski ve çalışması ciddi engeller ile karşılaşmıştır. Kişisel olarak her iki dünya savaşandan etkilenmiştir.  Çalışmaları pek çok aşamada ters gitmiştir. 1950-60’lı yıllarda Polonya’da hümanist bir teoriyi geliştirmenin güçlüklerini yaşamıştır. Diğer bir sorun lisan engelidir. Dąbrowski Lehçe yazıp, yazıları Fransızca ve İspanyolca’ya çevrilmiştir. İngilizce son öğrendiği dil olmuş, fikirlerinin ifadesi açısından ise en zor dil olmuştur. Bu sorunlara karşın Dąbrowski insan gelişimine ilişkin teorisini geliştirmeye ve psikiyatri mesleğini uyguladığı sürece kullanmaya devam etmiştir.


Dąbrowski 1980 yılında vefat etti. Öğrencileri kendi mesleklerini uygulamaya ve kariyerlerini geliştirmeye devam ettiler. Bazıları teori üzerinde çalışmaya, teori hakkında konuşmaya ve onu geliştirmeye devam ettiler. Bazıları için bu teori yaşam boyu bir arkadaş oldu.


1980’den sonra Dąbrowski’nin düşünceleri için küçük ancak sürekli bir talep devam etmiştir. Bu talep özellikle Michael Piechowski’nin bu teoriyi yetenekli çocukların eğitimine uyarlaması ile gerçekleşmiştir. Teorinin bu yönü bir kaç master ve Ph.D. çalışmasına konu olmuş, Dąbrowski’nin adının ve teorinin daha geniş kitleler tarafından bilinmesini sağlamıştır.


Dąbrowski ‘ye ilgi duyanlar kaynak sıkıntısı ile karşılaşmaktadır. Özellikle İngilizce çevirileri az sayıdadır. Kitapların baskısı çoktan tükenmiş ve bulunması zordur. Kitaplara sahip olanlar genelde paylaşma konusunda istekli davranmamaktadırlar. İngilizceye çevrilmeyi bekleyen yaklaşık 20 kitap bulunmaktadır. Bunlar psikoterapi, eğitim ve felsefe alanına ilişkin eserlerdir. Bu eksikliği gidermek amacıyla teori üzerinde konferanslar ve eğitimler verilmiş, kitapları yeniden basma ve pdf haline getirme, pdf’leri ulaşılabilir hale getirme gibi girişimler başlatılmıştır.


---


Kaynak:
http://en.wikipedia.org/wiki/Positive_Disintegration Çeviri için ana kaynak (2014.09 sürümü)


Çeviren:
Nevit Dilmen


Çeviriye katkıda bulunanlar:
Eda Oral, İlham Dilmen, İsmail Burak Bal


Orijinal Wikipedi yazısına katkıda bulunanlar: alyosha, -1g, AThing, AdelaMae, Arrowcatcher, Avalon, Bender235, Btillier, CarbonWire, Cedders, DabMachine, Dhammarato, Doczilla, Episiarch, Everything Else Is Taken, FXMcD, Gregbard, Icarus of old, JaGa, Joshua Jonathan, Kai-Hendrik, Kermit2, Khazar2, Kocio, Lord.Griffin.The.1st, Mattisse, Mdd, Metasquares, NawlinWiki, Ottershrew, Paul Magnussen, Pearle, Penbat, Pierre-Alain Gouanvic, Qst, Quatonik, RenamedUser01302013, Rich Farmbrough, Rjwilmsi, RomanSpa, Strangeday, Tabletop, Tarret, Trilby, Wikiloop, Xnuala, Xvani


Lisans:
Yazar ve çevirenlere atıf ve yeniden paylaşım gerektirir.
Creative Commons Attribution-Share Alike 3.0


http://imgur.com/JyO7BhJ Mind map: Theory of positive disintegration





Tıkla:Tam ekran aç



Lisans:
Yeniden paylaşım çevirmen ve orijinal yazarlara atıf ve yeniden paylaşım Gerektirir. Creative Commons Attribution-Share Alike 3.0

http://imgur.com/q1cvo75 6 profiles of the gifted and talented children (mind map for parents and teachers)

http://imgur.com/JyO7BhJ Mind map: Theory of positive disintegration

http://en.wikipedia.org/wiki/Positive_Disintegration Çeviri için ana kaynak (2014.09 sürümü)