Küresel İmparatorluğun Gizli Çarkları: "Ekonomik Tetikçi" Sisteminden Çıkarılacak En Çarpıcı 5 Ders-2
Giriş: Takım Elbiseli İşgalciler ve Görünmez Borç Ağları
Tarih kitapları bize imparatorlukların kılıçlar, zırhlı ordular ve kanlı fetihlerle kurulduğunu öğretti. Peki ya modern dünyada bir ülkeyi tamamen kontrol altına almak için tek bir askeri postal dahi gerekmiyorsa? Ya günümüzün işgalcileri generaller değil de şık takım elbiseler giyen, ellerinde karmaşık istatistiksel modeller ve evrak çantalarıyla uluslararası uçuşlar yapan ekonomi uzmanlarıysa?
- yüzyılın ikinci yarısından itibaren eski usul askeri kaba kuvvetle yapılan imparatorluk kurma yöntemleri yerini örtülü finansal analizlere, devasa altyapı kredilerine ve dev şirketlerin çıkarlarına bıraktı. Bu gizli mekanizmanın kalbinde ise eski bir uluslararası danışman olan John Perkins’in tanımıyla "Ekonomik Tetikçiler" (EHM - Economic Hit Men) yer alıyor. Ekonomik tetikçiler; Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer uluslararası finans kuruluşlarından gelişmekte olan ülkelere milyarlarca dolarlık krediler aktarılmasını sağlayan, ancak bu parayı doğrudan kendi dev mühendislik ve inşaat şirketlerinin kasasına geri akıtan yüksek maaşlı profesyonellerdir.
Bu sistem; siyasetçiler, uluslararası bankalar ve dev şirketlerin oluşturduğu "Şirketokrasi" (Corporatocracy) adlı yapının küresel bir imparatorluk inşa etme stratejisidir. Bu yazıda, küresel finansal sistemin ve bu örtülü ağın perde arkasından çıkarılacak en sarsıcı 5 temel dersi tarihsel, jeopolitik ve finansal boyutlarıyla inceliyoruz.
1. İstatistiksel İllüzyon: Ülkeler Nasıl Devasa Borç Kapanına Kıstırılıyor?
Ekonomik tetikçilerin kullandığı en etkili silah, tarafsız ve bilimsel görünen ama gerçekte tamamen manipüle edilmiş istatistiksel tahminlerdir. Bir ülkeye devasa projeler için milyarlarca dolar kredi verilmesini haklı çıkarmanın tek yolu, o ülkenin gelecekte muazzam bir ekonomik büyüme yakalayacağını iddia etmektir.
Bunun en çarpıcı örneği, Endonezya'nın Cava adası için hazırlanan elektrik enerjisi master planında yaşanmıştır. Gerçekçi elektrik talebi artışı yıllık en fazla %6 ila %8 civarındayken, uluslararası bankaların ve şirketlerin devasa projelerini gerekçelendirmek için bu oranlar istatistiksel oyunlarla yapay bir şekilde %17 ila %20 seviyelerine kadar yükseltilmiştir.
Nitekim tecrübeli yük tahmincisi Howard Parker gibi dürüst uzmanlar, bir ülkenin elektrik yükünün sürdürülebilir olarak asla bu oranlarda büyüyemeyeceğini belirterek sisteme direnmiş, ancak "gerçeklikten kopmakla" suçlanarak görevden uzaklaştırılmıştır. Sistem, dürüst analizi değil, manipüle edilmiş yapay bir iyimserliği zorunlu kılar.
Analiz: Bu stratejinin amacı gelişmekte olan ülkelere altyapı kazandırmak değil, o ülkeleri ödenemeyecek devasa bir borç yükü altına sokarak siyasi bağımlılık yaratmaktır. Borç krizine giren ülke; askeri üs tahsisi, Birleşmiş Milletler oylamalarında oy kontrolü veya petrol gibi kritik doğal kaynaklara erişim hakkı gibi hayati tavizler vermek zorunda bırakılır.
"Amacım seni bir ekonomik tetikçiye dönüştürmek... Dünya liderlerini ABD'nin ticari çıkarlarını teşvik eden geniş bir ağın parçası olmaya teşvik etmek. Sonunda bu liderler, sadakatlerini garanti eden bir borç ağına dolanırlar. Siyasi, ekonomik veya askeri ihtiyaçlarımızı karşılamak istediğimizde onlardan yararlanabiliriz." — Claudine Martin (EHM Eğitmeni)
2. Diplomatlar Başarısız Olduğunda: "Çakallar" ve Siyasi Suikastlar
Ekonomik tetikçilerin rüşvet, şantaj veya şişirilmiş projelerle satın alamadığı, halkının çıkarlarını küresel şirketlerin üstünde tutan bağımsız liderler ortaya çıktığında sistem ikinci aşamaya geçer: CIA destekli "Çakallar" (Jackals).
Panama Lideri Omar Torrijos ve Ekvador Başkanı Jaime Roldós bu durumun en trajik örnekleridir. Ekvador Başkanı Roldós, petrol şirketlerinin yağmasına karşı çıkıp yerli halkın ve ülkesinin çıkarlarını savunduğunda; Panama Lideri Torrijos ise Panama Kanalı'nın egemenliğini ülkesine geri kazandırıp ABD askeri eğitim merkezlerini kapatmak istediğinde hedef haline gelmişlerdir. Her iki lider de borçlandırma ve rüşvet kıskacına girmeyi reddetmiş ve kısa süre arayla kuşkulu uçak/helikopter kazalarında hayatlarını kaybetmişlerdir.
Benzer bir mekanizma geçmişte Guatemala'da toprak reformu yaparak halkını kıtlıktan kurtarmak isteyen demokratik lider Jacobo Arbenz'e ve İran'da petrolü ulusallaştıran Başbakan Muhammed Musaddık'a karşı da işletilmiştir. Guatemalalı Arbenz, CIA propagandası ve karakter suikastıyla siyasi olarak yok edilip devrilmiştir. Ancak Torrijos, Arbenz'in kaderini hatırlatarak kendi durumunun farklı olduğunu, çünkü arkasında ordunun ve halkın bulunduğunu vurgulamıştır.
Analiz: Şirketokrasi, finansal bağımlılık yaratamadığı liderleri siyasi veya fiziksel suikastlarla yok etmekten çekinmez. Borç ağının işlemediği yerde çakallar devreye girer; çakalların da başarısız olduğu durumlarda (Irak örneğinde olduğu gibi) doğrudan askeri müdahale başlatılır.
"Jacobo Arbenz gibi liderleri karakter suikastı ve karalama propagandasıyla yok ettiler. Ama benim arkamda halkım ve ordum var. Siyasi suikast işe yaramaz... CIA'in kendisi beni öldürmek zorunda kalacak!" — Omar Torrijos (Panama Devlet Başkanı)
3. SAMA ve JECOR: Petrodolarları Amerikan Ekonomisine Geri Akıtma Projesi
1973 Petrol Ambargosu sonrasında petrol fiyatlarının fırlaması, Batı ekonomilerini felç etme noktasına getirdi. Ancak ABD yönetimi bu büyük krizi, tarihin en başarılı "bütçe dışı" finansal bağımlılık mekanizmasına dönüştürdü. Suudi Arabistan'ın resmi merkez bankası olan Suudi Arabistan Para Ajansı (SAMA - Saudi Arabian Monetary Agency) üzerinden yürütülen örtülü görüşmeler ve kurulan ABD-Suudi Arabistan Ortak Ekonomik Komisyonu (JECOR), bu yeni dönemin şaheseri oldu. Perkins ve meslektaşları, yürüttükleri bu gizli araştırmaya kendi aralarında mizahi ve itiraf niteliğinde bir takma isim takmışlardı: Saudi Arabian Money-laundering Affair (Suudi Arabistan Para Aklama İşi).
1970'lerin başında Riyad sokaklarında çöpleri toplayan keçi sürüleri bulunurken, SAMA/JECOR anlaşması sonrasında çölün ortasında Amerikan teknoloji ve inşaat şirketleri (MAIN, Bechtel, Halliburton) tarafından devasa modern şehirler inşa edildi. Nitekim Riyad'daki keçi sürüleri, Waste Management, Inc. ile yapılan 200 milyon dolarlık devasa bir sözleşmeyle yerini ABD'den ithal edilen 200 parlak sarı çöp kamyonuna bıraktı.
Bu mekanizmanın temel kuralları şunlardı:
- Suudi Arabistan, ABD ve müttefiklerine kesintisiz petrol akışı sağlayacak ve petrol fiyatlarını kabul edilebilir seviyelerde tutacaktı.
- Petrol satışından elde edilen milyarlarca dolarlık petrodolar gelirleri ABD Hazine Bonolarına yatırılacak; ABD Hazine Bakanlığı ise bu paranın faizini ABD Kongresi'nin hiçbir denetimine tabi tutulmadan Amerikan şirketlerini finanse etmek ve Suudi altyapısını inşa etmek için kullanacaktı.
Analiz: Bu model, küresel imparatorluk için kusursuz bir "şah-mat" hamlesiydi. Suudi Arabistan kendi projelerini kendi öz kaynaklarıyla finanse ediyor, ancak para tamamen Amerikan şirketlerinin kasasına akıyordu. Paranın yönetimi ABD Hazine Bakanlığı kontrolünde Kongre denetiminden tamamen uzakta yürütüldüğü için, dev şirketler için denetimsiz, devasa bir bütçe dışı büyüme motoru yaratılmıştı.
"Suudi Arabistan bizim için, emekliliğimizin üzerine güneş batana kadar sağabileceğimiz devasa bir inekti." — MAIN Şirketi Üst Düzey Yöneticisi
4. Şirketokrasi Demokrasiye Karşı: Büyüyen Ekonomi Kimin İşine Yarıyor?
Küresel imparatorluğun yürütücü gücü olan "Şirketokrasi", dev şirketler, uluslararası bankalar ve hükümetler arasındaki "döner kapı" (revolving door) ilişkisine dayanır. Bürokratlar, şirket yöneticileri ve bankacılar bu üç kurum arasında sürekli yer değiştirerek kamu çıkarı yerine küresel şirket çıkarlarını korurlar.
Bunun en somut simgesi Robert McNamara’dır. McNamara, Ford Motor Şirketi Başkanlığı'ndan ABD Savunma Bakanlığı'na geçmiş, ardından Dünya Bankası Başkanlığı görevine getirilmiştir. Benzer şekilde George Shultz, Caspar Weinberger, Richard Helms ve Dick Cheney gibi isimler de dev şirketler (Bechtel, Halliburton), istihbarat teşkilatları (CIA) ve hükümet kabineleri arasında mekik dokumuşlardır.
Bu sistemin en büyük mantıksal yanılsaması ise Gayri Safi Milli Hasıla (GSYİH / GNP) büyümesidir. Uluslararası finans kurumları, bir ülkede GSYİH arttığında halkın refahının arttığını iddia eder. Oysa bir ülkede devasa limanlar veya boru hatları yapıldığında GSYİH istatistiksel olarak büyür; fakat bu büyüme piramidin en üstündeki %1'lik dilimi ve yabancı yüklenicileri zengin ederken, en alttaki kitleleri ödenemez borçlar ve çevre felaketleriyle baş başa bırakır. Nitekim 1960 yılında en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki gelir oranı 30'a 1 iken, 1995'te bu oran 74'e 1'e fırlamıştır.
Analiz: Makroekonomik büyüme her zaman insani gelişme anlamına gelmez. Aksi kanıtlanmadığı sürece borçlandırarak büyütme modeli, yerel halkları kendi topraklarında mülksüzleştirip küresel sermayenin borç kölesine dönüştürme mekanizmasıdır.
"Gayri Safi Milli Hasıla (GSYİH) büyümesi, illüzyonun kendisidir. Bu rakam tek bir devasa enerji santralinin yapımıyla fırlayabilir; ancak tek bir adamı milyarder yaparken halkın çoğunluğunu borç ve sefalet içinde bırakır." — John Perkins
5. İronik Sonuçlar: İran Devrimi ve Kontrolden Çıkan Küresel Tepki
Kısa vadeli şirket karları ve jeopolitik baskılar üzerine kurulan imparatorluklar, uzun vadede kontrolden çıkan yıkıcı güvenlik krizleri ve şiddetli geri tepmeler (Blowback) yaratır.
Bunun en çarpıcı örneği Endonezya ve İran'da yaşanmıştır. Bandung'da sergilenen geleneksel bir gölge oyunu (dalang) halkın ve gençlerin biriken öfkesini gözler önüne seriyordu: Kukla oynatıcısı, Richard Nixon ve elinde dolar işaretli kovasıyla çizgili takım elbiseli "Kova Adam" (Dünya Bankası) kuklalarını sahneye sürmüştü. Nixon, Müslüman ülkeleri tek tek kovaya atıyor, sıra Endonezya'ya geldiğinde bağımsızlığı savunan yerel bir siyasetçi kuklasını Amerikan bayrağıyla delik deşik ediyordu. Bu gösteri, Doğu dünyasındaki gençlerin Batı açgözlülüğüne duyduğu derin nefreti görselleştiriyordu.
Benzer bir dinamik İran'da felakete yol açtı. 1953'te CIA operasyonuyla Musaddık devrilip Şah Muhammed Rıza Pehlevi "Kralların Kralı" olarak mutlak güce ulaştırıldığında, Batı tarzı zorlama modernleşme ve SAVAK gizli polis teşkilatının işkenceleri halkta muazzam bir öfke biriktirdi. Çöl vahasındaki sakat bırakılmış eski bir saray danışmanının ("Doc") vurguladığı gibi, halkın nefreti patlama noktasına gelmişti. 1979'da Şah ülkeden kaçmak zorunda kaldı ve Ayetullah Humeyni önderliğinde radikal bir İslami Devrim gerçekleşti. Tarihçi Arnold Toynbee'nin Civilization on Trial yapıtında öngördüğü gibi, Batı'nın sömürgeci baskısı küresel bir medeniyetler çatışmasını tetikledi.
Analiz: Sadece kısa vadeli şirket çıkarlarını korumak için kukla rejimleri desteklemek, uzun vadede kontrolden çıkan radikalizmi ve tüm küresel sistemi tehdit eden güvenlik krizlerini doğurur.
"Bu Şah uzun süre dayanamayacak. Müslüman dünyası ondan nefret ediyor... Ne zaman giderse, onun yerine gelenin size ve sizin gibilere hiç merhameti olmayacak." — İranlı 'Doc' (Çöl Vahasındaki Eski Şah Danışmanı)
Sonuç: Bir İmparatorluğun Yıkılışı mı, Yoksa İnsani Bir Uyanış mı?
Tarih bize açıkça göstermektedir ki, sadece sömürü, borçlandırma ve baskı üzerine kurulan hiçbir imparatorluk sonsuza dek yaşayamaz. Roma lejyonlarından İspanyol fatihlerin (conquistador) dönemine, 19. yüzyıl sömürgeciliğinden günümüzün küresel Şirketokrasisine kadar tüm küresel yapılar, kendilerini besleyen insani ve doğal kaynakları tükenişe sürükledikten sonra çökmeye mahkumdur.
Gelişmekte olan ülkelerde milyonlarca insan temiz sudan ve gıdadan yoksun bir şekilde yaşam savaşı verirken, küresel borç stoğunun trilyonlarca dolara ulaşması bir tesadüf değildir. Bireysel uyanış; bu sistemin sadece uzak ülkelerdeki insanları değil, tüketim çılgınlığına sürüklenen gelişmiş ülke vatandaşlarını da köleleştirdiğini fark etmekle başlar. Gerçek kurtuluş; küresel şeffaflık, sosyal adalet ve insani değerlerin ekonomik büyüme illüzyonunun önüne geçmesiyle mümkündür.
Kendi konfor alanlarımız için dünyanın geri kalanının ödediği bu finansal ve insani bedeli görmezden gelmeye devam edecek miyiz, yoksa daha adil ve dengeli bir dünya hikayesi yazmaya hazır mıyız?