2025-03-31

Bir İtiraf, Leo Tolstoy

Leo Tolstoy’un A Confession (Bir İtiraf) adlı otobiyografik eseri. 

İtiraf, Tolstoy’un hayatının anlamını sorguladığı derin bir varoluşsal kriz dönemini yansıtıyor. 

Tolstoy, Savaş ve Barış ile Anna Karenina gibi büyük eserlerini yazdıktan sonra, 50’li yaşlarında büyük bir üne ve maddi güvenceye sahip olmasına rağmen derin bir depresyona giriyor.

Geniş bir malikanesi, sağlıklı bir bedeni, 14 çocuk doğuran bir eşi ve edebi şöhreti olmasına rağmen, hayatın anlamını bulmakta zorlanıyor. Bu dönemde intiharın eşiğine kadar geliyor.

Kendisine şu soruyu soruyor: "Eğer hayat sonsuz değilse ve ölüm kaçınılmazsa, yaşamın anlamı nedir?" Bu soru, onun için öyle hayati ki, buna bir cevap bulamazsa hayat onun için dayanılmaz hale geliyor.

Bu varoluşsal krizle başa çıkmak için Tolstoy, dünyanın büyük dini ve felsefi geleneklerine yöneliyor. Bilim, felsefe ve doğu bilgeliğinden cevaplar arıyor, ama hiçbirinde tatmin edici bir çözüm bulamıyor. Özellikle deneysel bilimlerin nedensellik üzerine odaklandığını, ancak hayatın nihai amacına dair bir şey söyleyemediğini fark ediyor. 

Öte yandan, soyut bilimlerin ise hayatın özünü anlamaya çalıştığını, ama somut gerçekliklerden koptuğunda anlamsızlaştığını düşünüyor. Bu çelişkiler onu daha da çaresiz hissettiriyor.
Tolstoy, bu süreçte dört farklı tutumu gözlemliyor:
  1. Cehalet: Ölümün kaçınılmazlığını görmezden gelerek hayatı sürdürmek. Ama o, bu gerçeği fark ettiği için bu yolu seçemiyor.
  2. Epikürcülük: Hayatın geçici olduğunu bilerek anın tadını çıkarmak. Ancak Tolstoy, bu yaklaşımı ahlaki açıdan yetersiz buluyor.
  3. İntihar: Ölüm kaçınılmazsa ve Tanrı yoksa, neden bekleyelim? Tolstoy bu seçeneği "en mantıklı" bulsa da, bunu yapacak cesareti olmadığını itiraf ediyor.
  4. Tutunma: Absürtlüğe rağmen hayata devam etmek. Tolstoy, kendini bu dördüncü tutumda buluyor; ne yapacağını bilemese de yaşamaya devam ediyor.
Sonunda, Tolstoy çözümü entelektüel argümanlarda değil, sıradan insanların derin dini inançlarında buluyor. Felsefi Tanrı kanıtları (örneğin evrenin bir ilk nedene ihtiyaç duyduğu argümanı) onu ikna etmese de, "Tanrı Hayattır" dediği anda hayat yeniden anlam kazanıyor. Bu, onun için mistik ve sezgisel bir dönüşüm oluyor. Bu deneyim, kitabın sonunda bir rüyayla pekişiyor; bu rüya, onun radikal bir kişisel ve manevi değişim geçirdiğini doğruluyor.

A Confession, Tolstoy’un iç dünyasındaki çalkantıları çarpıcı bir samimiyetle aktardığı bir eser. 1879’da yazılan bu kitap, onun edebiyattan felsefeye ve dine yönelişinin bir dönüm noktası. Metin, hayatın anlamını arayan herkes için derin bir düşünce kaynağı sunuyor ve Tolstoy’un bu arayışta yalnız olmadığını hissettiriyor.

Hiç yorum yok: