Yasak, Arzu ve Sıradanlığın Çekişmesi
İnsan doğası, çelişkilerle dolu. Özgürlük isteriz ama kurallar da gereklidir; arzu duyarız ama bazen suçluluk hissederiz; güvenli olanı seçeriz ama yasak olana çekiliriz.
Bu, bireyin iç dünyasında süregelen bir çatışma: Yasak olanın heyecan verici olması, arzunun günah sayılması ve izin verilenin sıkıcı gelmesi…
Yasak ve Heyecan: Çizgiyi Aşmanın Cazibesi
Yasaklanan şeyler, çoğu zaman sıradan olanlardan daha çekici gelir.
Çünkü sınırları aşma isteği, insana kendini özgür ve güçlü hissettirir.
Çocukken "dokunma" denilen bir şeye el uzatmanın cazibesi gibi, yetişkinlikte de yasaklanan şeyler adeta bir mıknatıs gibi çeker bizi. Psikolojide bu durum reaktans teorisi ile açıklanır: İnsan, özgürlüğü kısıtlandığında buna karşı koyma eğilimi gösterir.
Yasak, bir şeyin değerini artırır mı? Belki de en çok bilinmezlik ve ulaşılamazlık hissi bu cazibeyi yaratır.
Yasaklı olanın ardında ne olduğunu merak ederiz, çünkü keşfetmek insana haz verir. Aşk ve tutkunun bile en yoğun hissedildiği anlar, çoğu zaman kavuşmadan önceki süreçtir—yani yasak veya ulaşılamaz olanın çekiciliği, arzuyu büyütür.
Arzu ve Günah: Masumiyet mi, Suçluluk mu?
Arzu, insanın en temel dürtülerinden biridir. Ama her toplum, bu arzulara belirli sınırlar koyar. Kimileri için doğal olan bir istek, başka bir kültürde veya inanç sisteminde yasak ya da ahlaki bir sorun olarak görülebilir. İşte burada günah kavramı devreye girer.
Günah, aslında bir sınır çizme aracıdır. Ancak suçluluk duygusuyla beslenen bir arzu, daha yoğun hale gelebilir. Bu yüzden bastırılmış duygular genellikle daha güçlü bir şekilde geri döner. Freud'un bilinçaltı teorisi de bunu destekler: Bastırılan arzular, farklı biçimlerde kendini gösterir ve bazen yasaklanmış olan, kişinin hayatındaki en büyük tutku haline gelir.
Peki, arzu gerçekten günah mıdır? Yoksa onu günah yapan, içine yerleştirilmiş suçluluk duygusu mudur? Bu sorunun cevabı, bireyin yetiştiği kültür, inanç sistemi ve kişisel değerleriyle şekillenir.
İzin Verilenin Sıradanlığı: Güvenli Ama Eksik mi?
Toplumun onayladığı şeyler, genellikle güvenlidir. Ancak bazen de heyecan verici olmaktan uzaktır. Özgürce yaşanmasına izin verilen şeyler, gizemini kaybeder mi? Bu yüzden mi insanlar, hep ellerinde olmayanı arzulama eğilimindedir?
Sıradan olan, belki de bir noktada huzur verir ama aynı zamanda monotonlaşabilir. Yasak olanın çekiciliği ile güvenli olanın durağanlığı arasındaki dengeyi bulmak, bireyin yaşam tarzına ve tercihlerine bağlıdır. Ancak belki de gerçek özgürlük, yasaklarla başkaldırmadan, suçluluk duymadan ve sıkıcı gelenle yetinmeden kendi içsel dengemizi bulmaktır.
Sonuç:
İnsan, her zaman yasak olana çekilir, arzu ettiği şeyin değerini sorgular ve güvenli olanın sıradanlığından şikâyet eder. Ama belki de önemli olan, bu çatışmanın içinde kaybolmak yerine, yasakların neden yasak olduğunu, arzuların gerçek doğasını ve güvenli olanın neden sıkıcı geldiğini anlamaya çalışmaktır. Belki de mesele, neyin yasak neyin serbest olduğundan çok, neyin gerçekten bizi doyurduğunu keşfetmektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder