2025-12-22

Vicdani Körlük: Zulüm Karşısında Ahlakın Sessizliğe Gömülmesi

Vicdani Körlük: Zulüm Karşısında Ahlakın Sessizliğe Gömülmesi

İnsanlık tarihi yalnızca büyük ilerlemelerin değil, aynı zamanda büyük zulümlerin de tarihidir. 

Bu zulümlerin en sarsıcı yönü, çoğu zaman faillerin sayısından çok, seyircilerin çokluğudur.

İşte bu noktada karşımıza çıkan kavram vicdani körlüktür: Bireylerin ve toplumların, ağır adaletsizlik ve zulüm karşısında ahlaki duyarlılıklarını yitirerek kayıtsızlaşması, görmemesi, duymaması ve hissetmemesi hâli.

Vicdani körlük, basit bir “bilgisizlik” değil; bilinen, görülen ve hissedilmesi gereken şeylere rağmen ahlaki reflekslerin askıya alınmasıdır.


Vicdan Nedir ve Nasıl Körleşir?

Vicdan, bireyin doğru ile yanlışı ayırt etmesini sağlayan içsel bir ahlaki pusuladır. Ancak bu pusula sabit değildir; çevresel, kültürel, politik ve psikolojik etkenlerle zayıflayabilir, körelebilir hatta susturulabilir.

Vicdanın körleşme süreci genellikle ani değil, kademelidir:

  • Önce zulüm uzakta gerçekleşir.
  • Sonra “karmaşık”, “anlaşılması zor” olarak sunulur.
  • Ardından “kaçınılmaz” ya da “hak edilmiş” ilan edilir.
  • En sonunda ise normalleşir.

Bu süreç tamamlandığında, birey artık zulmü fark etse bile onu ahlaki bir sorun olarak algılamaz.


Psikolojik Mekanizmalar: İnsan Kendini Nasıl İkna Eder?

Vicdani körlük çoğu zaman bilinçli bir kötülükten değil, kendini koruma refleksinden beslenir.

1. Ahlaki Uzaklaşma (Moral Disengagement)

Kişi, yapılan kötülüğü soyut kavramlarla ifade ederek duygusal bağını koparır:

  • “Yan hasar”
  • “Güvenlik gerekçesi”
  • “Ulusal çıkar”

Bu dil, zulmü teknik bir meseleye indirger.

2. Sorumluluğun Dağılması

“Ben yapmıyorum ki”, “Herkes böyle”, “Ben neyi değiştirebilirim?” düşünceleri, bireyin ahlaki sorumluluğunu görünmez kılar.

3. Duyarsızlaşma

Sürekli tekrar eden şiddet görüntüleri, acıyı olağanlaştırır. Acı, bir haber başlığına; ölümler, bir istatistiğe dönüşür.


Toplumsal Boyut: Vicdani Körlük Nasıl Kolektifleşir?

Bireysel vicdani körlük, uygun koşullarda hızla toplumsal bir hâl alır.

• Propaganda ve Dil

Zulüm, dil yoluyla meşrulaştırılır. Mağdurlar “tehdit”, “yabancı”, “hain” olarak etiketlenir. İnsanlıktan çıkarılan öteki için vicdan devreye girmez.

• Korku ve Konfor

Sessizlik bazen korkudan, bazen de konforu kaybetmeme arzusundan doğar. Susmak, güvenli ve risksiz görünür.

• Seçici Empati

Toplum, yalnızca “kendine benzeyenler” için üzülür. Diğerlerinin acısı görünmez olur.


Tarihsel ve Güncel Yansımalar

Soykırımlar, etnik temizlikler, sistematik ayrımcılıklar yalnızca zalimlerin eseri değildir.

 Sessiz kalan çoğunluk, vicdani körlüğün en güçlü taşıyıcısıdır.

Bilmiyorduk” savunması, çoğu zaman “bilmek istemedik” gerçeğini örter.


Vicdani Körlük ile Cehalet Arasındaki Fark

Cehalet, bilmemektir. Vicdani körlük ise bilip de hissetmemektir.

Bu nedenle daha tehlikelidir. Çünkü vicdani körlük, kendini “akıl”, “gerçekçilik” veya “tarafsızlık” maskesiyle gizler.


Vicdan Nasıl Yeniden Görür?

Vicdani körlük kader değildir. Ancak onu aşmak, rahatsız edici bir iç hesaplaşma gerektirir:

  • Rahatsız edici sorular sormak
  • Kendi konforumuzun bedelini fark etmek
  • “Tarafsızlık” iddiasını sorgulamak
  • Acıyı istatistik değil, insan yüzü olarak görmek

Vicdan çoğu zaman bağırmaz; fısıldar. Körlük ise bu fısıltıyı duymamayı seçmektir.


Sonuç: En Tehlikeli Karanlık

Vicdani körlük, karanlığın en tehlikeli hâlidir.

Çünkü kendini ışık sanır. 

Zulmü inkâr etmez; onu önemsizleştirir. Karşı çıkmaz; alışır.

Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Zulüm, ancak vicdanlar körleştiğinde kalıcı olur.

Vicdanın yeniden görmesi ise cesaretle başlar.
Önce bakmakla. Sonra susmamayı seçmekle.

Hiç yorum yok: