“Dijital Vicdan”: Paylaşarak Arınmak, Sorumluluktan Kaçmak
Dijital çağ, yalnızca iletişim biçimlerimizi değil, ahlaki reflekslerimizi de dönüştürdü. Eskiden vicdan, bireyin eylemleriyle sınanırken; bugün çoğu zaman bir paylaşım, bir beğeni ya da bir etiketleme ile yatıştırılabiliyor. “Dijital vicdan” olarak adlandırılabilecek bu olgu, bireyin gerçek hayatta sorumluluk almaktan kaçınırken, sosyal medya üzerinden sembolik tepkiler vererek kendini ahlaki olarak yeterli hissetmesi durumunu tanımlar.
Vicdanın Dijitalleşmesi
Vicdan, klasik anlamıyla, bireyin doğru ile yanlışı ayırt etmesini ve bu ayrımı davranışa dönüştürmesini sağlayan içsel bir mekanizmadır.
Ancak sosyal medya, bu mekanizmayı eylemden koparıp gösteriye bağlayan bir alan yarattı. Artık vicdan, “ne yaptın?” sorusundan çok “ne paylaştın?” sorusuyla ölçülür hale geldi.
Bir felaket, bir adaletsizlik ya da bir insanlık dramı yaşandığında, sosyal medya hızla tepki verir:
- Profil fotoğrafları değişir
- Etiketler dolaşıma girer
- Siyah-beyaz görseller, sloganlar, kırık kalpler paylaşılır
Bu tepkiler, görünür ve hızlıdır. Ancak çoğu zaman bedelsizdir. Gerçek hayatta fedakârlık, zaman, emek veya risk gerektiren sorumlulukların yerini; birkaç saniyelik dijital jestler alır.
Psikolojik Mekanizma: Ahlaki Onay
Psikolojide bu duruma yakın bir kavram vardır: ahlaki onay (moral licensing). Birey, ahlaki olarak “iyi” bir şey yaptığını düşündüğünde, başka alanlarda pasif kalmayı ya da yanlış davranmayı kendine daha kolay mazur görebilir.
Sosyal medyada yapılan bir paylaşım:
- “Ben duyarlıyım”
- “Ben farkındayım”
- “Ben doğru taraftayım”
duygusunu üretir. Bu duygu, gerçek hayatta hiçbir şey yapmamayı bile vicdanen tolere edilebilir kılar. Dijital vicdan böylece rahatlatıcı ama uyuşturucu bir etki yaratır.
Toplumsal Boyut: Aktivizm mi, Gösteri mi?
Dijital vicdan, sıklıkla aktivizmle karıştırılır. Oysa aralarında temel bir fark vardır:
- Aktivizm, sonuç üretmeyi hedefler
- Dijital vicdan, imaj üretmeyi
Bir sorunun gerçekten çözülüp çözülmediği değil, bireyin bu sorun karşısında nasıl göründüğü önem kazanır. Böylece etik duruş, içsel bir sorumluluk olmaktan çıkıp, sosyal sermayeye dönüşür. Beğeniler, onaylar ve paylaşımlar; modern çağın “ahlaki alkışları” haline gelir.
Sessiz Ama Etkili Bir Tehlike
Dijital vicdanın en büyük tehlikesi, pasifliği normalleştirmesidir. İnsanlar “zaten paylaştım” diyerek:
- Yardım etmeyi erteler
- Müdahil olmaktan kaçınır
- Risk almamayı meşrulaştırır
Bu durum, toplumsal sorunların çözümünü hızlandırmaz; aksine, onları duyarlılık illüzyonu içinde dondurur.
Vicdanın Yeniden Somutlaşması
Dijital alan bütünüyle değersiz değildir. Doğru kullanıldığında farkındalık yaratabilir, örgütlenmeye zemin hazırlayabilir. Ancak vicdan, dijitalde başlayıp gerçek hayatta devam etmediği sürece eksik kalır.
Gerçek vicdan:
- Görünmekle değil, üstlenmekle ilgilidir
- Konuşmakla değil, bedel ödemekle sınanır
- Paylaşmakla değil, dönüşmekle anlam kazanır
Sonuç
“Dijital vicdan”, çağımızın en konforlu ahlaki pozisyonlarından biridir: Rahatlatır ama dönüştürmez. Bireye iyi hissettirir ama dünyayı değiştirmez. Vicdan, ekrana sığacak kadar küçültüldüğünde; adalet, sorumluluk ve dayanışma da aynı ölçüde küçülür.
Gerçek soru şudur:
Paylaştıklarımız mı bizi iyi insan yapar, yoksa paylaştıktan sonra yaptıklarımız mı?
Bu soruya verilen dürüst cevap, dijital vicdan ile gerçek vicdan arasındaki farkı açıkça ortaya koyar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder