2025-12-30

Harry Stack Sullivan ve Kişilerarası Psikiyatri Teorisi: Kapsamlı Bir Değerlendirme

Harry Stack Sullivan ve Kişilerarası Psikiyatri Teorisi: Kapsamlı Bir Değerlendirme

Özet

Harry Stack Sullivan'ın kişilerarası teorisi, insan kişiliğini ve zihinsel bozuklukları anlamada devrim niteliğinde bir yaklaşım sunar. Teorinin temel tezi, kişiliğin bireyin içinde yalıtılmış bir varlık olmadığı, aksine "insan yaşamını karakterize eden kişilerarası durumların nispeten kalıcı bir örüntüsü" olduğudur. 

Bu perspektifle Sullivan, psikiyatriyi bireyin içsel psişik mekanizmalarını inceleyen bir alandan, kişilerarası ilişkiler ve sosyal bağlamlar bilimine dönüştürmüştür. Freud'un içgüdüsel dürtülere dayalı intrapsişik modelini ve Kraepelin'in zihinsel hastalıkları sabit biyolojik varlıklar olarak gören tanımlayıcı yaklaşımını eleştirmiştir.

Sullivan'ın teorisinin merkezinde, insan motivasyonunun iki temel gerilim türünden kaynaklandığı fikri yer alır: biyolojik "ihtiyaçların gerilimi" ve sosyal "anksiyete gerilimi". 

Anksiyete, kişilerarası güvensizlik deneyimi olarak tanımlanır ve kişiliğin temel yapı taşı olan "Benlik Sistemi"nin gelişimindeki ana itici güçtür. 

Benlik sistemi, başkalarının yansıyan değerlendirmelerinden oluşur ve birincil işlevi, güvenlik operasyonları aracılığıyla anksiyeteden kaçınmaktır. 

Sullivan, bilişsel gelişimi "prototaksik" (farklılaşmamış anlık deneyim), "parataksik" (mantıksal olmayan çağrışımsal bağlantılar) ve "sintaksik" (mantıksal, ortaklaşa onaylanmış) olmak üzere üç modda kavramsallaştırmıştır.

Psikopatolojiyi "yaşamdaki sorunlar" olarak yeniden çerçeveleyen Sullivan, zihinsel bozuklukları sabit hastalıklar yerine yetersiz veya uygunsuz kişilerarası ilişki örüntüleri olarak görmüştür. 

Terapötik yaklaşımı, terapistin kaçınılmaz olarak etkileşimde olduğu kişilerarası alana dahil olduğu "katılımcı gözlemci" rolüne dayanır. 

Terapinin amacı "tedavi" değil, danışanın kişilerarası ilişkilerinin farkına varmasını sağlamak, benlik sistemindeki katılıkları düzeltmek ve ortaklaşa onaylama yoluyla çarpıtılmış algıları (parataksik çarpıtmalar) netleştirmektir. 

Bu yaklaşım, modern psikoterapinin birçok dalını, özellikle de aile, grup ve çevre terapisini derinden etkilemiştir.


Bölüm I: Harry Stack Sullivan ve Teorik Mirası

Paradoksal Bir Figür Olarak Sullivan

Harry Stack Sullivan, meslektaşları ve hastaları üzerinde farklı izlenimler bırakan karmaşık ve paradoksal bir figür olarak tanımlanır. 

Bir yandan, özellikle genç psikiyatristlere karşı "sert" ve "iğneleyici" bir üsluba sahip olabildiği, seminer katılımcılarının anksiyetesini artırma kapasitesiyle tanındığı belirtilmektedir. 

F. Barton Evans, Sullivan'ın bu yıpratıcı üslubunun, eserlerinin yaygınlaşmasını engelleyen faktörlerden biri olabileceğini öne sürer. Öte yandan, aynı kaynaklar Sullivan'ın özellikle en sorunlu hastalarına karşı "gerçek bir nezaket" ve "esrarengiz bir empati yeteneği" gösterdiğini vurgular. 

Bu ikilik, onun hem insan zihninin derinliklerine inebilen bir klinisyen hem de kişilerarası ilişkilerinde zorluklar yaşayan bir birey olduğunu göstermektedir.

Entelektüel ve Biyografik Arka Plan

Sullivan'ın teorisi, kendi yaşam deneyimlerinden derinden etkilenmiştir. İrlanda kökenli Stack ve Sullivan aileleri arasındaki gerilimler, Katolik karşıtı Ku Klux Klan'ın faaliyetlerine tanık olduğu kırsal Amerika'daki çocukluğu ve akranları tarafından dışlanması gibi deneyimler, onun sosyal ve kültürel güçlerin kişilik üzerindeki etkisini Freud gibi daha yalıtılmış bir kültürel çevrede yetişmiş teorisyenlerden daha canlı bir şekilde kavramasını sağlamıştır.

Profesyonel kariyeri, St. Elizabeth's Hastanesi'nde William Alanson White'ın yanında başlamıştır. White'ın "tek-cins postülası" ("tek-cins varsayımı") – akıl hastası veya suçlu ile normal insan arasındaki farkın sadece niceliksel olduğu fikri – Sullivan'ın daha sonra formüle edeceği "hepimiz diğer her şeyden çok daha basit bir şekilde insanız" şeklindeki kendi tek-cins hipotezinin temelini oluşturmuştur. 

Sullivan, kariyeri boyunca psikiyatri eğitimini yeniden yapılandırmak için yorulmadan savaşmış, ancak Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) içindeki siyasi manevralar nedeniyle hayal kırıklığına uğramıştır. 

Bu ve diğer mesleki yenilgiler, onu 1933'te kendi eğitim enstitüsü olan William Alanson White Vakfı'nı ve Psychiatry dergisini kurmaya yöneltmiştir. Bu kurumlar, kişilerarası teorinin merkezi haline gelmiştir.

Sullivan'ın ölümünden sonra, eserlerinin büyük bir kısmı notlarından ve ses kayıtlarından derlenmiştir. Mabel Blake Cohen, David Rioch ve Clara Thompson gibi meslektaşlarından oluşan bir komite, onun temel metinlerini yayımlayarak entelektüel mirasını kaybolmaktan kurtarmıştır.

Önceki Modellerin Eleştirisi

Sullivan'ın kişilerarası teorisi, kendisinden önceki iki baskın psikiyatri modeline yönelik temel bir eleştiri ve yeniden yapılanma önerisidir.

Eleştirilen Model

Temel Eleştiri Noktaları

Sullivan'ın Alternatifi

Freud'un Psikanalizi

Bireyin içsel, intrapsişik mekanizmalarına aşırı odaklanma. Bilinçdışı fanteziler hakkındaki spekülasyonların kanıtlanmasının zorluğu. Motivasyonu büyük ölçüde biyolojik ve cinsel dürtülere (libido) dayandırması.

Psikiyatri, kişilerarası yaşam bilimidir. Odak noktası, bireyin kişilerarası dünyası ve kişiler arasındaki enerji dönüşümleridir (dinamizmler). Gerçekten intrapsişik olanın bilinemez olduğunu savunur; bir deneyim dile getirildiği anda kişilerarası hale gelir.

Kraepelin'in Tanımlayıcı Psikiyatrisi

Zihinsel bozuklukları, biyolojik ve genetik nedenleri olan sabit tıbbi varlıklar olarak görmesi. Semptomlara odaklanarak bireyin diğer insanlarla ortak yönlerini ve güçlü yanlarını göz ardı etmesi.

"Zihinsel bozukluklar" yerine "yaşamdaki sorunlar" kavramını önerir. Bunlar, kişilerarası ilişkilerdeki yetersiz veya uygunsuz performanslardır. "Tek-cins varsayımı" ile hastalar ve "normaller" arasındaki keskin ayrımı reddeder.


Bölüm II: Kişilerarası Teorinin Temel Kavramları

Kişilik ve Kişilerarası Alan

Sullivan için kişilik, bireyin içinde var olan sabit bir yapı değildir. O, kişiliği "bir insan yaşamını karakterize eden kişilerarası durumların nispeten kalıcı örüntüsü" olarak tanımlar. Bu tanım, bireyin ancak sosyal bağlamı içinde anlaşılabileceğini vurgular. 

Gerard Chrzanowski, bu yaklaşımı, bireyin organik ve sosyal ağından ayrılamayacağını öne süren "Benliğin Ekolojik Modeli" olarak genişletir. Kişilik, kişilerarası durumlarda tezahür eder ve başka türlü gözlemlenemez. Bu, Sullivan'ın en temel ve devrimci katkısıdır.

Motivasyonun İkili Doğası: İhtiyaçlar ve Anksiyete

Sullivan, insan motivasyonunu iki temel gerilim kaynağına dayandırır. Bu, Freud'un tekil libido teorisinden önemli bir ayrışmadır.

  1. İhtiyaçların Gerilimi (Tension of Needs): Bunlar, organizmanın fizikokimyasal ve biyolojik gereksinimlerinden kaynaklanır. Açlık, susuzluk, uyku, dokunma ve şehvet (lust) gibi ihtiyaçları içerir. Bu ihtiyaçların karşılanması tatmin (satisfaction) deneyimine yol açar.

  2. Anksiyete Gerilimi (Tension of Anxiety): Bu, tamamen kişilerarası bir olgudur ve psikanaliz tarihinde ilk saf kişilerarası motivasyon sistemidir. Anksiyete, kişilerarası güvensizlik deneyimidir. Bebeklikte, annedeki anksiyetenin bebek tarafından empati yoluyla hissedilmesiyle ortaya çıkar. İhtiyaçların aksine, anksiyetenin giderilmesi için yapıcı bir eylem yoktur ve bu durum, derin bir çaresizlik hissine yol açar. Anksiyetenin azalması veya ortadan kalkması, kişilerarası güvenlik (interpersonal security) deneyimini yaratır.

Öfori (Euphoria), Sullivan tarafından bu iki gerilimin tamamen ortadan kalktığı mutlak bir esenlik durumu olarak tanımlanır. Öfori ve gerilim arasında ters bir ilişki vardır.

Deneyim ve Bilişsel Modlar

Sullivan, insanın dünyayı deneyimleme ve anlamlandırma biçimini üç farklı bilişsel modda açıklar. Bu modlar, gelişimsel bir sıra izler.

  • Prototaksik Mod: En ilkel ve erken deneyim modudur. Bebeğin kendisini çevreden ayrı olarak algılayamadığı, anlık, farklılaşmamış ve bütüncül bir deneyim akışıdır. Zaman ve mekan algısı gelişmemiştir.

  • Parataksik Mod: Bebek, deneyimler ve sonuçları arasında bağlantılar kurmaya başladığında ortaya çıkar. Ancak bu bağlantılar mantıksal değil, zamansal veya rastlantısal birlikteliklere dayanır. Örneğin, "ağlamak sihirli bir şekilde süt getirir." Bu modda, olaylar mantıksal neden-sonuç ilişkisiyle değil, çağrışımla birbirine bağlanır. Parataksik çarpıtmalar (kişinin geçmiş ilişkisel örüntülerini şimdiki durumlara mantıksızca yansıtması) bu modun kalıntılarıdır.

  • Sintaksik Mod: En gelişmiş deneyim modudur. Dilin ve sembollerin kullanılmasıyla ortaya çıkar. Bu modda, deneyimler mantıksal olarak düzenlenebilir ve başkalarıyla ortaklaşa doğrulanabilir (consensual validation). Bu, paylaşılan ve üzerinde anlaşılmış anlamlar dünyasıdır.

Benlik Sistemi ve Kişileştirmeler

Benlik Sistemi (Self-System): Kişiliğin en kalıcı ve merkezi unsurlarından biridir. Başkalarının (özellikle ebeveynlerin) yansıyan değerlendirmelerinden oluşur ve temel amacı anksiyeteden kaçınmaktır. Benlik sistemi, anksiyete yaratabilecek deneyimleri farkındalık dışında tutmak için güvenlik operasyonları (security operations) adı verilen savunma mekanizmalarını kullanır. Bu operasyonlar, bireyi anksiyeteden korurken aynı zamanda yeni deneyimlerden öğrenmesini ve kişiliğinin genişlemesini engeller. Bu nedenle Sullivan, benlik sistemini "kişiliğin gelişimine karşı en büyük engel" olarak görmüştür.

Kişileştirmeler (Personifications): Bireyin kendisi ve başkaları hakkında sahip olduğu, deneyimlerden kaynaklanan zihinsel imgeler veya temsillerdir.

  • İyi-Anne ve Kötü-Anne: Bebeğin ilk deneyimleri, anne ile olan etkileşiminin niteliğine (tatmin edici veya anksiyete dolu) göre "iyi annelik" ve "kötü annelik" olarak ayrışır. Bu, benlik ve ötekinin henüz tam ayrışmadığı, ilişkinin kalitesine odaklanan ilkel temsillerdir.

  • İyi-Ben (Good-Me): Başkalarından gelen şefkat ve onay ile ilişkili deneyimlerden oluşur. Kişilerarası güvenlikle bağlantılıdır.

  • Kötü-Ben (Bad-Me): Ebeveynlerin onaylamaması veya hafif anksiyete ile ilişkili deneyimlerden oluşur.

  • Ben-Değil (Not-Me): Sullivan'ın en özgün kavramlarından biridir. Şiddetli ve ezici anksiyete deneyimlerinden kaynaklanır. Bu deneyimler o kadar yoğundur ki benliğin bir parçası olarak bütünleştirilemez ve ayrıştırılır (dissociated). "Ben-Değil", genellikle kabuslar veya şiddetli şizofrenik epizotlar dışında doğrudan deneyimlenmez ve kişide "ürkütücü duygular" (uncanny emotions) yaratır.


Bölüm III: Gelişimsel Dönemler: Kişiliğin Evrimi

Sullivan, kişiliğin yaşam boyu süren bir gelişim gösterdiğini savunur ve Freud'un erken çocukluk dönemine yaptığı vurgudan ayrılarak, sonraki dönemlerin önemini vurgular.

  1. Çocukluk (Childhood): Dilin kazanılmasıyla başlar. Sosyalleşme süreci hızlanır. Bu dönemde ortaya çıkan önemli bir olgu, kötü niyetli dönüşümdür (malevolent transformation). Şefkat ihtiyacı sürekli olarak anksiyete veya acıyla karşılanan çocuk, dünyanın düşmanlarla dolu olduğu ve şefkat göstermenin tehlikeli olduğu sonucuna varır.

  2. İlk Gençlik Dönemi (Juvenile Era): Okula başlama ile karakterizedir. Akranların (compeers) önemi artar. Çocuk, aile dışındaki otorite figürleriyle ilişki kurmayı ve işbirliği, rekabet, uzlaşma gibi sosyal becerileri öğrenir. Bu dönemin sonunda, bireyin hayata karşı genel tutumunu yansıtan "yaşamda bir yönelim" (orientation in living) oluşur.

  3. Ön Ergenlik (Pre-adolescence): Sullivan'ın psikodinamik teoriye en özgün katkısıdır. Bu dönem, aynı cinsten belirli bir akrana karşı yeni ve özel bir ilginin ortaya çıkmasıyla başlar. Bu kişiye "yakın arkadaş" (chum) denir. Bu ilişki, bireyin başka birinin ihtiyaçlarını ve duygularını kendisininki kadar önemli hissettiği ilk gerçek yakınlık (intimacy) deneyimidir. Bu, sonraki heteroseksüel ilişkilerin temelini oluşturur.

  4. Erken Ergenlik (Early Adolescence): Cinsel dürtünün (şehvet - lust) ortaya çıkmasıyla başlar. Bu dönem, üç temel ihtiyacın çarpışmasıyla karakterizedir: cinsel tatmin (şehvet), kişilerarası güvenlik (anksiyeteden kaçınma) ve yakınlık. Bu ihtiyaçların çatışması, genç için önemli zorluklar yaratır.

  5. Geç Ergenlik (Late Adolescence): Olgun kişilerarası ilişkilerin tam bir repertuvarının kurulduğu dönemdir. Birey, sosyal, mesleki ve kişisel rollerini bütünleştirmeye çalışır.


Bölüm IV: Psikopatoloji ve Terapötik Süreç

Psikopatolojiyi "Yaşamdaki Sorunlar" Olarak Yeniden Çerçevelemek

Sullivan, zihinsel bozuklukları tıbbi hastalıklar olarak görmeyi reddeder. Onun için bu durumlar, "kişilerarası ilişkilerdeki yetersiz veya uygunsuz performansların" bir bütünüdür. Bu, "önemsiz bir kişinin adını hatırlayamamaktan en kronik psikozlara kadar" geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu yaklaşım, damgalamayı azaltır ve sorunu bireyin kişilerarası bağlamı içinde ele alır.

Zorluk Dinamizmleri (Dynamisms of Difficulty)

Sullivan, belirli psikopatolojik durumları, altta yatan kişilerarası süreçlere odaklanarak "dinamizmler" olarak tanımlar:

  • Obsesyonel Dinamizm: Anksiyeteden kaçınmak için dilin ve eylemlerin iletişimi engellemek, uzaklaştırmak ve yanlış yönlendirmek amacıyla kullanıldığı bir süreçtir. Terapide odak, içeriğin kendisinden ziyade bu "yerine koyma süreçlerinin" (substitutive processes) işlevini anlamaktır.

  • Paranoid Dinamizm: Temelinde (1) bir tür aşağılık farkındalığı ve (2) bunun sonucunda suçu başkalarına aktarma ihtiyacı yatan bir süreçtir. Bu, kronik güvensizlik deneyiminden kaynaklanır.

  • Şizofrenik Dinamizm: Sullivan, şizofreninin tedavi edilemez olduğu yönündeki Freudcu görüşü reddetmiştir. Şizofreniyi, ezici anksiyete karşısında benliğin ilkel (prototaksik ve parataksik) deneyim modlarına gerilediği bir durum olarak görmüştür. Bu, bir kaçış olmaktan çok, kişinin "kabus gibi, mantıksız ve anlaşılmaz bir dünyada" yaşadığı bir terör durumudur.

Kişilerarası Psikoterapi

Sullivan'ın psikoterapi modeli, teorisinin pratik uygulamasıdır ve modern yaklaşımlar üzerinde derin bir etki bırakmıştır.

  • Terapistin Rolü: Katılımcı Gözlemci (Participant Observer): Bu, Sullivan'ın en önemli katkılarından biridir. Terapist, sürecin dışında duran nesnel bir gözlemci olamaz; kaçınılmaz olarak danışanla kurulan kişilerarası alanın bir parçasıdır ve süreci etkiler. Bu nedenle terapistin, kendi katılımının danışan üzerindeki etkisinin sürekli olarak farkında olması gerekir.

  • Psikiyatrik Görüşme (The Psychiatric Interview): Terapist ve danışan arasında, danışanın kişilerarası zorluklarının doğasını anlamaya yönelik devam eden, rehberli bir diyalog ve sistematik bir sorgulama sürecidir.

  • Parataksik Çarpıtma (Parataxic Distortion): Freud'un transferans kavramına benzer, ancak ondan farklı olarak, her zaman anksiyetenin müdahalesini gerektirir. Bireyin, geçmiş ilişkilerdeki (genellikle ebeveynlerle) çözülmemiş örüntüleri, şimdiki kişilerarası durumlara (özellikle terapiste) uygunsuz bir şekilde yansıtmasıdır.

  • Terapinin Hedefleri:

    • Amaç, tıbbi anlamda bir "tedavi" (cure) değildir.

    • Temel hedef, danışanın Benlik Sistemi'ndeki katılıkları düzeltmek ve kişilerarası ilişkilerinin daha fazla farkına varmasını sağlamaktır.

    • Ortaklaşa onaylama (consensual validation) yoluyla danışanın deneyimlerinin anlamını netleştirmek.

    • Terapinin merkezinde, danışanın fayda beklentisi yer alır. Terapist, danışanın hedeflerine ulaşmasına yardımcı olan bir uzmandır.

    • Sullivan'a göre empati, bir teknik değil, terapistin "hepimizin diğer her şeyden çok daha basit bir şekilde insan olduğumuz" inancından kaynaklanan varoluşsal bir duruştur.

Hiç yorum yok: