2025-12-19

Kurbağa Bağırsağından Çıkan Bakteri: Kanser Tedavisinde Umut Veren Yeni Bir Yaklaşım

Kurbağa Bağırsağından Çıkan Bakteri: Kanser Tedavisinde Umut Veren Yeni Bir Yaklaşım

Son günlerde sosyal medyada ve haber sitelerinde hızla yayılan bir iddia, Japon ağaç kurbağalarının (Dryophytes japonicus) bağırsağında bulunan bir bakterinin farelerde kolorektal kanser tümörlerini tek dozda tamamen yok ettiği yönünde. Bu iddia, abartılı gibi görünse de, Aralık 2025'te yayınlanan bilimsel bir araştırmaya dayanıyor ve büyük ölçüde doğru.

Araştırma, Japonya'daki Japan Advanced Institute of Science and Technology (JAIST) tarafından Prof. Eijiro Miyako liderliğinde yürütüldü ve Gut Microbes dergisinde yayımlandı. Çalışmada, amfibiler ve sürüngenlerin bağırsak mikrobiyotasından izole edilen bakteriler incelendi; bunların arasında Japon ağaç kurbağasından elde edilen Ewingella americana (E. americana) adlı bakteri, en güçlü antitümör etkiyi gösterdi.

Japon ağaç kurbağası (Dryophytes japonicus), bu devrim niteliğindeki bakterinin doğal kaynağı.

Araştırmanın Temel Bulguları

Araştırmacılar, Japon ağaç kurbağaları, Japon ateş karınlı semenderleri ve Japon çim kertenkelelerinden toplam 45 bakteri suşu izole etti. Yoğun tarama sonucunda 9 suş antitümör potansiyeli gösterdi ve E. americana en üstün performansı sergiledi.

Farelerde kolorektal kanser modeli (Colon-26 hücre hattı ile oluşturulan tümörler) kullanıldı. Tümörler yaklaşık 200 mm³ hacme ulaştığında, farelere tek bir intravenöz doz (1 × 10⁹ CFU, yani koloni oluşturan birim) E. americana verildi.

Sonuçlar şaşırtıcıydı:

  • Tedavi edilen tüm farelerde tümörler tamamen ortadan kalktı (100% tam yanıt oranı).
  • Fareler 60 gün boyunca izlendi ve hiçbirinde tümör tekrarı gözlenmedi.
  • Tedavi sonrası 30 gün beklenip yeniden kanser hücreleri enjekte edildiğinde, yeni tümör oluşmadı. Bu, bakterinin uzun süreli bağışıklık hafızası sağladığını gösteriyor.

Bu etkinlik, mevcut standart tedavilerden (kemoterapi ilaçları gibi doksorubisin veya immunoterapi ilaçları gibi anti-PD-L1 antikorları) belirgin şekilde üstündü. Karşılaştırma gruplarında tümörler sadece kısmen baskılandı ve tam yok oluş nadirdi.

Neden Bu Kadar Etkili? İki Aşamalı Mekanizma

E. americana'nın başarısı, çift yönlü çalışma mekanizmasından kaynaklanıyor:

  1. Doğrudan Sitotoksik Etki (Hücre Öldürme):
    Bakteri, fakültatif anaerobik bir tür olduğundan (hem oksijenli hem oksijensiz ortamda yaşayabiliyor), tümörlerin tipik özelliği olan hipoksik (düşük oksijenli) ortamı tercih ediyor. Enjeksiyondan sonra 24 saat içinde tümör içinde yaklaşık 3.000 kat çoğalıyor. Sağlıklı dokularda ise bu kadar hızlı çoğalmıyor, çünkü normal dokular iyi oksijenleniyor ve bağışıklık sistemi daha aktif. Bakteri, tümör hücrelerini doğrudan yok etmek için sitolizin (hemolizin) gibi toksinler salgılıyor.

  2. Bağışıklık Sistemi Aktivasyonu:
    Bakterinin varlığı, tümör bölgesine T hücreleri, B hücreleri ve nötrofilleri çekiyor. Bu hücreler pro-enflamatuar sitokinler (TNF-α, IFN-γ) salgılayarak kanser hücrelerini apoptoza (programlı hücre ölümü) sürüklüyor. Ayrıca, kanser hücrelerinin "beni yeme" sinyali veren CD47 proteinini aşarak bağışıklık kaçışını kırıyor.

Bu seçicilik, tümörlerin sızdıran damar yapısı, baskılanmış bağışıklık ortamı ve özel metabolitleri sayesinde sağlanıyor.

Güvenlik ve Yan Etkiler

Araştırma, bakterinin güvenliğini de detaylı inceledi:

  • Kandan hızla temizleniyor (24 saatte tespit edilemez seviyeye iniyor).
  • Sağlıklı organlarda (karaciğer, dalak, akciğer, böbrek, kalp) kolonileşme yok.
  • Geçici hafif enflamasyon (72 saatte geçiyor) dışında kronik toksisite veya organ hasarı gözlenmedi.
  • Antibiyotiklere duyarlı, yani gerekirse kolayca kontrol edilebiliyor.

Bu özellikler, genetik olarak modifiye edilmiş bakterilere kıyasla büyük avantaj sağlıyor.

Bu Bulguların Anlamı ve Gelecek

Bu çalışma, "canlı ilaç" (live biotherapeutic) kavramını doğadan gelen doğal bakterilerle güçlendiriyor. Amfibiler ve sürüngenler, vahşi hayatta tümör oluşumuna karşı doğal direnç gösteriyor; bu direncin bir kısmı bağırsak mikrobiyotasından geliyor olabilir.

Henüz sadece fare modellerinde test edildiği için insan denemelerine geçiş zaman alacak. Araştırmacılar, meme, pankreas ve melanom gibi diğer kanser türlerinde de test etmeyi, doz optimizasyonu yapmayı ve mevcut tedavilerle kombinasyonu planlıyor.

Sonuç olarak, bilim doğadan ilham almaya devam ediyor. Ewingella americana, kanser tedavisinde tamamen yeni bir kapı aralıyor: Tek dozda tam iyileşme ve kalıcı koruma sağlayan, güvenli bir "canlı ilaç". Umut verici bir başlangıç olsa da, klinik uygulamaya kadar sabırlı olmak gerekiyor.

Hiç yorum yok: