2026-02-24

Sağlık Sektöründe Örgütsel Davranış ve İnsan Kaynakları Yönetimi

Sağlık Sektöründe Örgütsel Davranış ve İnsan Kaynakları Yönetimi: Çalışan Psikolojisi ve Performans

Sağlık sektörü, insan hayatının doğrudan söz konusu olduğu, yüksek stresli ve duygusal yükü ağır bir alandır. Bu sektörde örgütsel davranış (ÖD) biliminin ve insan kaynakları (İK) yönetiminin rolü, sadece verimliliği artırmakla kalmayıp hasta güvenliği, hizmet kalitesi ve kurumsal sürdürülebilirliği doğrudan belirler. Çalışan psikolojisi, performansın temel itici gücüdür; çünkü sağlık çalışanları (hekimler, hemşireler, laboratuvar teknisyenleri, diğer yardımcı personel) sürekli olarak duygusal emek harcar, hayat kurtarma sorumluluğu taşır ve yoğun iş yükü altında çalışır.

Bu yazıda, sağlık çalışanlarında sık görülen temel psikolojik sorunları –tükenmişlik, örgütsel sessizlik, yabancılaşma, sinizm ve rol çatışması– ayrıntılı olarak ele alacağız. Bu sorunlar, bireysel iş doyumunu düşürür, örgütsel performansı zayıflatır ve nihayetinde hizmet kalitesini doğrudan etkiler. Konu, Türkiye’deki ve küresel çalışmalardan elde edilen verilerle desteklenerek incelenecektir.

1. Tükenmişlik (Burnout): Duygusal Tükenme ve İş Doyumunun En Güçlü Belirleyicisi

Tükenmişlik, Maslach ve Jackson’ın (1986) klasik modeline göre üç boyuttan oluşur: duygusal tükenme, duyarsızlaşma (depersonalization) ve kişisel başarıda azalma. Sağlık sektöründe en baskın boyut duygusal tükenmedir. Bu durum, kronik stresin sonucu olarak enerji kaynaklarının tükenmesi, hastalarla kurulan empati bağının kopması ve “artık baş edemiyorum” hissiyle kendini gösterir.

Türkiye’de durum: Birçok çalışma, sağlık çalışanlarında tükenmişlik düzeylerini orta-yüksek olarak rapor etmektedir. Örneğin, pandemi öncesi ve sırası karşılaştırmalı araştırmalar (Eryılmaz vd., 2022), duygusal tükenme puanlarının istatistiksel olarak benzer kaldığını, ancak genel olarak yüksek seyrettiğini ortaya koymuştur. Sağlık-Sen’in 2012 Türkiye çapında yaptığı geniş ölçekli araştırmada 1060 sağlık çalışanıyla elde edilen sonuçlar, duygusal tükenmenin belirgin şekilde öne çıktığını göstermiştir. Yoğun bakım, acil servis ve radyasyon onkolojisi gibi yüksek stresli birimlerde oranlar %40-70 arasında değişmektedir. Hekimlerde ve yardımcı sağlık personelinde çocuk sahibi olmanın koruyucu etkisi gözlenirken, genç yaş, fazla nöbet ve hasta sayısı tükenmişliği artırmaktadır.

Küresel perspektif: Pandemi zirvesinde (2021) ABD’de hekimlerde %62,8’e ulaşan tükenmişlik oranı, 2023-2024’te %45,2’ye gerilemiş olsa da hâlâ endişe vericidir (Stanford Medicine, 2025). Dünya genelinde sağlık profesyonellerinin yaklaşık %50’si, hemşire ve hekimlerde ise %66’sı tükenmişlik yaşamaktadır (WISH-WHO, 2022). Duygusal tükenme, iş doyumunun en güçlü negatif belirleyicisidir; tükenen çalışan motivasyonunu kaybeder, hata yapma riski artar ve hasta memnuniyeti düşer.

Sonuç olarak tükenmişlik, bireysel sağlık sorunları (depresyon, anksiyete, uyku bozuklukları) yanında yüksek işten ayrılma oranı ve personel eksikliği döngüsünü tetikler.

2. Örgütsel Sessizlik: Fikirlerin Kasıtlı Olarak Saklanması

Örgütsel sessizlik, çalışanların fikirlerini, eleştirilerini veya önerilerini kasıtlı olarak dile getirmemesi durumudur. Bu, aktif itirazın (voice) tam tersi olarak pasif bir direniş veya güçsüzlük göstergesi olabilir. Sağlık kurumlarında sessizlik, hasta güvenliği açısından kritik risk yaratır çünkü hatalı uygulamalar, yetersiz kaynaklar veya süreç sorunları zamanında bildirilmez.

Türkiye’de kamu hastanelerinde sağlık yöneticileri üzerinde yapılan araştırmalar (Özkan, 2023), örgütsel sessizlik düzeyinin genel olarak düşük olduğunu ancak “örgüt çıkarları” söz konusu olduğunda sessizliğin arttığını göstermiştir. Diğer çalışmalar (Doğan, 2020; sağlık çalışanları görüşleri, 2019), sessizliğin nedenlerini şöyle sıralar:

  • Yöneticilerden korku ve cezalandırılma endişesi,
  • “Zaten dinlenmeyecek” algısı (faydasızlık),
  • Hiyerarşik yapı ve “konuşmak sonuç getirmez” kültürü.

Laboratuvar ve destek birimlerinde sessizlik daha yaygındır çünkü bu çalışanlar karar alma süreçlerinden uzaktır. Sessizlik, yenilikçiliği engeller, ekip uyumunu bozar ve nihayetinde tıbbi hataların gizli kalmasına yol açar.

3. Yabancılaşma: Özellikle Laboratuvar Çalışanlarında Belirgin

Yabancılaşma (alienation), çalışanın işine, ürününe, meslektaşlarına ve kuruma karşı duygusal kopukluk hissetmesidir. Sağlık sektöründe bu, özellikle laboratuvar teknisyenleri ve radyoloji personelinde fiziksel izolasyon, tekrar eden rutin işler ve hasta ile doğrudan temas eksikliği nedeniyle daha yoğundur. Çalışan, “sadece bir dişli” gibi hisseder; yaptığı testlerin hasta hikâyesine katkı sağladığını göremez.

Türkiye’de sağlık sektörüne özgü araştırmalar, örgütsel yapının (merkeziyetçi yönetim, aşırı iş yükü) yabancılaşmayı artırdığını göstermektedir. Pandemi döneminde izolasyon önlemleri bu duyguyu daha da pekiştirmiştir. Yabancılaşma, motivasyonu düşürür, devamsızlığı artırır ve uzun vadede örgütsel bağlılığı zayıflatır.

4. Sinizm: Kurum Dürüstlüğüne Duyulan Güvensizlik ve Öfke

Sinizm, kurumun dürüstlükten yoksun olduğu, vaatlerini tutmadığı inancı üzerine kuruludur. Sağlık çalışanlarında bu, “yöneticiler sadece hedef odaklı, çalışanların refahını düşünmüyor” algısıyla kendini gösterir. Sinizm, tükenmişliğin bir alt bileşeni olabildiği gibi bağımsız da gelişebilir.

Araştırmalar (Akbolat vd., 2010’lar ve sonrası), sağlık çalışanlarında orta düzeyde genel sinizm ve örgütsel sinizm gözlendiğini, genel sinizmin daha yüksek olduğunu belirtmektedir. Sinizm, iş doyumuyla negatif orta düzeyde ilişkilidir (2025 tarihli bir çalışma). Sonuçları ise öfke, sıkılma, pasif direniş ve hizmet kalitesinde gizli düşüşlerdir. Özellikle reform süreçleri, ücret politikaları ve pandemi yönetimi sonrası sinizm artmıştır.

5. Rol Çatışması: Değerler ile Rol Gereklilikleri Arasındaki Uyumsuzluk

Rol çatışması, kişinin kendi değerleri, yetenekleri ile iş rolünün gerektirdiği davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda veya kapasite üstü talep geldiğinde ortaya çıkar. Sağlıkta örnekleri boldur:

  • “Hasta odaklı bakım” değerine sahip bir hemşireye idari evrak yükü verilmesi,
  • Hekimin etik ilkeleriyle kurumsal maliyet baskısının çatışması,
  • Laboratuvar personelinden aynı anda hem kalite hem hız istenmesi.

Türkiye’de özel hastaneler üzerinde yapılan araştırmalar (Özbozkurt, 2023), rol çatışması ve rol belirsizliğinin iş performansını olumsuz etkilediğini, bu etkinin iş tatmini üzerinden aracılık ettiğini göstermiştir. Hemşirelerde rol çatışması doğrudan hizmet kalitesini düşürür; hatalar artar, hasta memnuniyeti azalır, çalışan tükenmişliği tetiklenir.

Bu Sorunların Performans ve Hizmet Kalitesine Etkileri

Yukarıdaki beş sorun birbirini besler: Tükenmişlik sinizmi artırır, sinizm sessizliği derinleştirir, sessizlik rol çatışmasını görünmez kılar, yabancılaşma ise hepsini pekiştirir. Ortak sonuçlar şunlardır:

  • Artan tıbbi hata oranı,
  • Düşük hasta memnuniyeti ve güven,
  • Yüksek personel devir hızı (turnover),
  • Kurumsal itibar kaybı,
  • Maliyet artışı (eğitim, ikame personel).

İnsan Kaynakları ve Örgütsel Davranış Perspektifinden Çözüm Önerileri

  1. Tükenmişlik için: Düzenli rotasyon, zorunlu izin günleri, psikolojik destek programları (EAP), mindfulness eğitimleri, yeterli personel istihdamı ve takdir mekanizmaları.
  2. Örgütsel sessizlik için: “Konuşma kanalları” oluşturmak (anonim öneri sistemleri, düzenli town-hall toplantıları), psikolojik güvenlik kültürü geliştirmek, liderlik eğitimiyle “dinleme becerisi” kazandırmak.
  3. Yabancılaşma için: İş zenginleştirme (job enrichment), laboratuvar personelini klinik ekiplere dahil etmek, hasta sonuçlarını geri bildirimle paylaşmak.
  4. Sinizm için: Şeffaf iletişim, söz verilen iyileştirmelerin takibi, adil performans değerlendirme sistemleri.
  5. Rol çatışması için: Net iş tanımları, rol analizi çalışmaları, kapasiteye uygun iş yükü planlaması ve değerler eğitimi.

İK departmanları, düzenli anketler (örneğin Maslach Tükenmişlik Ölçeği + örgütsel sessizlik ölçekleri) ile erken uyarı sistemi kurmalı, OB uzmanlarıyla iş birliği içinde kültürel dönüşüm projeleri yürütmelidir. Üst yönetim, “çalışan deneyimi”ni stratejik öncelik haline getirmelidir.

Sonuç

Sağlık sektöründe çalışan psikolojisi, sadece bireysel bir mesele değil, toplumsal bir sorumluluktur. Tükenmişlik, örgütsel sessizlik, yabancılaşma, sinizm ve rol çatışması gibi sorunlar ihmal edildiğinde, en iyi teknolojiler ve altyapı bile yetersiz kalır. Öte yandan, bu sorunlara ÖD ve İK lensiyle bilimsel yaklaşıldığında, motive, bağlı ve yüksek performanslı ekipler oluşturulabilir. Türkiye’de sağlık reformları devam ederken, çalışan psikolojisine odaklanan bütüncül politikalar hem çalışan refahını hem hasta güvenliğini kalıcı olarak yükseltecektir.

Sağlık çalışanlarımızın sesini duymak, onların yabancılaşmasını önlemek ve değerleriyle rolleri arasındaki uyumu sağlamak, daha iyi bir sağlık sisteminin temel taşıdır. Bu konuda daha fazla farkındalık ve eylem, hepimizin yararınadır.

Bu yazı, konu hakkında akademik literatür ve güncel istatistiklere dayalı kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Daha spesifik bir alt başlık (örneğin belirli bir meslek grubu) veya çözüm uygulamaları üzerine derinleşmek isterseniz, lütfen belirtin.

Hiç yorum yok: