Sinéad O’Connor’ın annesi Marie O’Connor (Johanna Marie O’Grady) tarafından yaşadığı istismar, sanatçının kendi anlatımları, kardeşi Joseph O’Connor’ın doğrulamaları, anı kitabı Rememberings (2021) ve 2017’deki Dr. Phil röportajı gibi kaynaklarda detaylı şekilde belgelenmiştir.
Çocukluk dönemi ve istismarın niteliği
Sinéad 1966’da Dublin’de, orta sınıf Katolik bir ailede doğdu. Ebeveynleri 1975’te (Sinéad yaklaşık 8 yaşındayken) ayrıldı. Baba John O’Connor (mühendis, daha sonra avukat) o dönemde İrlanda’da nadir görülen şekilde çocukların velayetini aldı.
Bir süre sonra Sinéad ve küçük kardeşi anneye döndü; Sinéad annesiyle yaklaşık 13 yaşına kadar yaşadı.
Anlatımlarına göre istismar bebekliğinden 13 yaşına kadar sürdü ve neredeyse her gün gerçekleşti. Anne onu soyundurur, yere yatırır, kollarını ve bacaklarını açtırır, süpürge/halı süpürgesi veya ayaklarıyla karnına, cinsel organlarına ve üreme bölgesine saldırırdı.
Amacı “rahmini patlatmak”, kadınlığını yok etmek ve onu “erkek” yapmaktı.
Saçını kestirir, erkek gibi giydirir, “Kız istemiyorum, erkek çocuğu istiyorum, sen doğmamalıydın” derdi.
Döverken telefonlara neşeyle cevap verirdi; ayağı hâlâ çocuğun üzerindeyken “Merhaba, nasılsın?” diyebilirdi.
Zorla “Ben hiçbir şeyim, ben hiçbir şeyim” dedirtirdi; bir süre sonra çocuk buna inanmaya başlardı.
Sabah annenin ayak seslerini duyunca kardeşiyle birlikte korkudan altına kaçırırlardı. Okulun son günü diğer çocuklar sevinirken onlar hokey sopalarını ve raketleri evin içinde saklar, ağlardı; anne yine bir bahane bulurdu (eğri abajur, tozlu raf vb.).
Beş yaşında anaokulunda “en küçük top haline bükülme” ödülü aldı; öğretmen bunun nedenini bilmiyordu — bu, kendini koruma refleksiydi.
Bir seferinde elbisesindeki eksik düğme yüzünden dövüldü, odasının ampulü söküldü, kilitlendi ve anne hafta sonu için evden çıktı. Baba ayrıldıktan sonra çocuklar üzüldüğü için (veya baba özlemi yüzünden) bahçedeki kulübeye kapatıldılar.
Sinéad’ın anlatımında bu dönem “aylar” veya “bir-iki hafta - 24 saat” olarak geçer; karanlıkta ağlayarak içeri alınmayı yalvardığı anılar vardır.
Daha sonra da kendisine merdiven altına kilitlenme, aç bırakma gibi yöntemler uygulandı.
Sinéad 13 yaşında kaçıp babasına gitti. Formal travma tedavisi almadığını, tek terapisinin müzik olduğunu söyledi.
Kardeşi Joseph O’Connor (romancı) annesini “derin mutsuz ve rahatsız bir kişi” olarak tanımladı ve “aşırı ve şiddetli duygusal ile fiziksel istismar”ı doğruladı.
Sinéad, kardeşlerine yapılanları anlatmayı adil bulmadığını belirtse de kendi yaşadıklarını “işkence odası” diye nitelendirdi.
Anne 1985’te (Sinéad 18 yaşındayken) buzlu yolda kaza yaparak öldü. Sinéad bu kayba karmaşık duygularla tepki verdi; annesini affettiğini söylediği anlar da oldu, bazen de “Annemi en çok sevdiğim yanı onun ölü olması” gibi ifadeler kullandı.
Sadist mi, yoksa dışarıdan “normal” görünen biri mi?
Sinéad’ın kendi sözleriyle: “Ya sadist ve pedofildi, ya da şeytan tarafından ele geçirilmişti… Acı çektirmekten zevk alır, gülümserdi.” Hedefli üreme organı saldırısı, çıplaklık ve yayılma zorlaması, aşağılama (“hiçbir şeyim”), bahane uydurma, telefonda sakin/neşeli görünme ve çocuğun korkusunu sürdürme — bunlar sadistik unsurlar taşır.
Cinsel nitelikli (ama cinsel ilişki amacı gütmeyen) fiziksel saldırı ve cinsiyet kimliğini yok etme çabası da ağırdır.
Kleptomani (kilise parası, bağış kutuları, satılık evlerden eşya vs.) ve çocuğu hırsızlığa zorlama gibi ek davranışlar da vardı.
Ancak “sadece sadist” demek yetersiz kalır. Kardeşinin “derin mutsuz ve rahatsız” tanımı, Sinéad’ın “çok, çok, çok iyi değildi… sahip olunmuş gibi” ifadeleri ve dönemin bağlamı daha karmaşık bir tablo çizer.
1970’ler İrlanda’sında boşanma yasaktı, aile içi şiddet çoğu zaman “özel mesele” sayılıyordu; komşular çığlıklar duyunca polisi arasa da sistemik müdahale zayıftı.
Anne dışarıda “normal” görünebilecek biriydi — çocuklarını yetiştiren, dini görünen, toplumda yer tutan bir kadın — ama kapalı kapılar ardında sistematik işkence uyguluyordu. Bu, birçok ağır istismar vakasında görülen “maskeli” örüntüye uyar: kamusal yüz sakin/uyumlu, özel alan yıkıcı.
Sinéad’ın daha sonra Magdalene tipi bir kuruma (An Grianán) gönderilmesi ve orada da kötü muamele görmesi, kurumsal ve ailevi şiddetin iç içe geçtiği bir ortamı gösterir.
Sinéad’ın 1992’de Saturday Night Live’da Papa II. John Paul’ün fotoğrafını yırtması, kişisel travmayla (annesi duvarında o fotoğrafı tutuyordu) ve Katolik Kilisesi’nin çocuk istismarıyla bağlantılı protestosuydu.
Müzik onun “bağırabileceği” yerdi; Troy gibi şarkılar bahçe anılarını taşır, Nothing Compares 2 U klibindeki gözyaşları da anneyle ilişkilendirilir.
Sonuç
Marie O’Connor’ın davranışı sadistik unsurlar (zevk alma, hedefleme, aşağılama, kontrol) içerir.
Dışarıdan “normal” bir anne/kadın görüntüsüyle sistematik, cinsiyet odaklı ve psikolojik yıkım içeren bir şiddet uyguluyordu.
Bu, “sadece kötü bir anne” veya “sadece hasta” etiketlerinden öte, çocuğun bedenini, kimliğini ve benlik değerini bilinçli ve tekrarlı biçimde yok etmeye yönelik bir örüntüdür.
Sinéad bunu müzik, itiraz ve (kısmen) bağışlama yoluyla taşıdı; ama etkileri ömür boyu sürdü. Kaynaklar kendi sözleri, kardeş teyidi ve tutarlı röportaj/anı kayıtlarıdır; spekülasyon değil, onun anlatısına dayanır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder