Boş Kayığın Sırrı
Bir zamanlar, sislerin arasından akan, sonu görünmeyen büyük bir nehir varmış. Bu nehre "Hayat Irmağı" derlermiş. Irmağın üzerinde sayısız kayık yol alırmış. Her kayıkta başka insanlar, başka hayaller, başka korkular varmış.
Nehir kıyısındaki küçük bir köyde Aras adında genç bir kayıkçı yaşarmış. Güçlüymüş, çalışkanmış ama çok çabuk öfkelenirmiş. Birisi ona sert baksa günlerce unutmaz, biri yolunu kesse saatlerce söylenirmiş.
Köylüler, "Aras'ın kayığı sağlam ama kalbi çok çabuk dalgalanıyor." dermiş.
Bir gün yaşlı bilge Derya Dede onu yanına çağırmış.
"Bugün seni nehrin en sessiz yerine göndereceğim. Ama dikkat et; orada göreceğin şey hayatını değiştirecek."
Aras merakla kayığını suya indirmiş.
Sabah güneşi henüz doğarken kürek çekmeye başlamış. Su cam gibi durgunmuş. Kuşların sesi dışında hiçbir şey duyulmuyormuş.
Tam o sırada sislerin içinden başka bir kayık hızla üzerine gelmeye başlamış.
Aras ayağa fırlamış.
"Hey! Önüne baksana!"
Ses yok...
"Dikkat etsene!"
Kayık yaklaşmış.
"Ne yapıyorsun sen?"
Çarpışma kaçınılmaz olmuş.
İki kayık birbirine vurmuş. Aras sendelemiş, küreği suya düşmüş.
Öfkeyle diğer kayığa atlamış.
Tam karşısındaki kişiye bağıracakmış ki...
Kayık bomboşmuş.
Ne bir insan...
Ne bir kürek...
Ne de onu yöneten biri...
Rüzgâr kayığı sürüklüyor, akıntı onu taşıyormuş.
Aras olduğu yerde kalakalmış.
Biraz önce içini yakan öfke, sanki güneşte eriyen kar gibi yok oluvermiş.
Sessizce kendi kayığına dönmüş.
Akşam olunca Derya Dede gülümseyerek sormuş:
"Bugün kimi affettin?"
"Kimseyi..."
"Öyleyse neden öfkelenmedin?"
"Çünkü ortada kızacak kimse yoktu."
Bilge başını sallamış.
"İşte insanların çoğu bunu göremez."
Aras şaşkınlıkla bakmış.
Derya Dede devam etmiş:
"Hayatta sana çarpan insanların çoğu da o kayık gibidir. Kimi korkularıyla sürüklenir, kimi yorgunluğuyla, kimi acısıyla... Sen ise onların kayığını dolu sanır, içine kötü niyet yerleştirirsin."
Aras uzun süre düşünmüş.
Günler geçmiş.
Bir gün pazarda biri yanlışlıkla omzuna çarpmış.
Eskiden olsa bağırırmış.
Bu kez sadece durmuş.
'Belki de bu da boş bir kayıktır.' diye geçirmiş içinden.
Başka bir gün arkadaşı söz verdiği halde gelmemiş.
İçindeki öfke yükselirken yine aynı cümleyi hatırlamış.
'Kayığın içinde gerçekten biri var mı?'
Sonra öğrenmiş ki arkadaşı hasta annesini hastaneye yetiştiriyormuş.
Bir başka gün yaşlı bir kadın ona ters davranmış.
Meğer bütün gece ateşlenen torununa bakmış.
Bir çocuk huysuzluk etmiş.
Meğer açmış.
Bir tüccar kaba konuşmuş.
Meğer bütün servetini kaybetmiş.
Aras fark etmiş ki insanların çoğu kötülükten değil, taşıdıkları görünmez yüklerden dolayı birbirine çarpıyormuş.
Yıllar geçmiş.
Artık insanlar ona "Sakin Kayıkçı" demeye başlamış.
Bir gün genç bir delikanlı öfkeyle yanına gelmiş.
"Herkes bana zarar vermeye çalışıyor!"
Aras onu kayığına bindirmiş.
Nehirde sessizce ilerlerlerken eski, sahipsiz bir kayık akıntıyla gelip onların kayığına hafifçe dokunmuş.
Delikanlı bir an irkilmiş.
Sonra boş olduğunu görünce gülümsemiş.
Aras da gülmüş.
"Hayat sana her gün böyle kayıklar gönderecek."
"Ya içleri doluysa?"
"Önce boş olduklarını düşün."
"Ya gerçekten dolularsa?"
"O zaman da unutma... Onların içinde taşıdığı yükleri sen doldurmadın."
O günden sonra nehir aynı nehir olarak akmaya devam etmiş.
Kayıklar yine birbirine çarpmış.
Rüzgâr yine yön değiştirmiş.
Ama Aras'ın içinde artık fırtına kopmuyormuş.
Çünkü anlamış ki en huzurlu insanlar, hiç çarpışmayanlar değil; her çarpışmada önce kayığın içine bakmayı hatırlayanlarmış.
Ve derler ki, Hayat Irmağı'nda hâlâ sessizce yol alan yaşlı bir kayıkçı vardır.
Kayığına yaklaşan herkese aynı cümleyi söyler:
"Öfkelenmenden önce kayığın içine bak. Belki de orada hiç kimse yoktur."
Bu masalın öğrettiği ders şudur: Hayatta yaşadığımız birçok kırgınlık, olaylardan değil; olaylara yüklediğimiz anlamlardan doğar. Bazen en büyük bilgelik, karşımızdaki kayığın gerçekten dolu olup olmadığını anlamaya çalışmaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder