2026-05-31

Moda Olmuş Saçmalık, Şık Saçmalık, Fashionable Nonsense: Postmodernizmde Bilim ve Dilin Kötüye Kullanımı

Moda Olmuş Saçmalık: Postmodernizmde Bilim ve Dilin Kötüye Kullanımı

Giriş: Bir Kitap ve Bir Hoax

"Fashionable Nonsense" (Türkçe'ye yaklaşık olarak "Moda Olmuş Saçmalık" veya "Şık Saçmalık" diye çevrilebilir), fizikçiler Alan Sokal ve Jean Bricmont tarafından 1997'de yazılan önemli bir eleştiri kitabıdır. Kitap, özellikle postmodernist düşünce akımında bazı etkili isimlerin bilimsel kavramları (kuantum fiziği, matematik, kaos teorisi vb.) nasıl keyfi ve yanlış bir şekilde kullandığını belgeler.

Kitabın temeli, Alan Sokal'ın 1996'da ünlü Sokal Hoax'ına (Sokal Aldatmacası) dayanır. Sokal, postmodern bir dergi olan Social Text'e "Transgressing the Boundaries: Towards a Transformative Hermeneutics of Quantum Gravity" başlıklı sahte bir makale gönderdi. Makale, kuantum fiziği kavramlarını postmodern felsefeyle harmanlayarak abartılı, anlamsız ama "akademik" tınıda bir metindi. Dergi makaleyi yayınladı. Sokal daha sonra bunu bir hoax (şaka/aldatmaca) olarak açıkladı ve amacı, bazı postmodern çevrelerde "bilimsel" görünen ama mantıksal olarak boş metinlerin kabul edildiğini göstermekti.

Bu olay, akademik dünyada büyük tartışma yarattı ve "Fashionable Nonsense" kitabı da bu tartışmanın sistematik bir devamı niteliğindedir.

Postmodernizm Nedir ve Nereden Çıktı?

Postmodernizm, 20. yüzyılın ikinci yarısında edebiyat teorisi, sosyoloji, felsefe ve mimaride ortaya çıkan heterojen bir akımdır. Modernizm ve Aydınlanma düşüncesine radikal bir tepki olarak doğmuştur.

Modernite/Aydınlanma kökenleri 17. yüzyıla, Locke, Rousseau, Hume, Adam Smith gibi düşünürlere dayanır. Bu akım akıl, bilim, bireysel özgürlük, demokrasi, din-devlet ayrımı gibi kavramları merkeze alır. Bilimsel devrim ve sanayi devrimi bu dönemin ürünüdür. Ancak modernite aynı zamanda Avrupa emperyalizmi, sömürgecilik ve ırkçılıkla da ilişkilendirilmiştir. John Locke gibi düşünürler bile yerli halkların "akılcı" olmadığı gerekçesiyle topraklarının alınmasını meşrulaştırmıştır.

İki Dünya Savaşı, Nazi soykırımı ve Hiroşima-Nagasaki atom bombaları, "akıl ve bilim"in yarattığı yıkımı simgeler. Postmodernizm bu travmalardan sonra doğdu. Modernitenin "evrensel akıl" iddiasını sorguladı. Michel Foucault'nun "bilgi-güç" ilişkisi, Jacques Derrida'nın "yapıbozum" (deconstruction) yöntemi, Lyotard'ın "büyük anlatılara güvensizlik" gibi kavramları bu akımın temel taşlarıdır.

Postmodern düşünürler, bilimi Batı emperyalizminin bir aracı olarak gördü ve "bilim sadece bir anlatıdır, yerli mitleri kadar geçerlidir" gibi relativist (görececi) görüşler geliştirdi.

Kitabın Eleştirisi: Bilim Kavramlarının Kötüye Kullanımı

Sokal ve Bricmont, kitabın ana bölümünde şu isimleri detaylı örneklerle inceler:

  • Jacques Lacan: Psikanaliz alanında matematik ve topoloji kavramlarını (küme teorisi, Möbius şeridi vb.) cinsel ve psikolojik teorilerine uydurarak kullanması.
  • Julia Kristeva: Matematik ve fizik terimlerini edebiyat ve feminist teoriye karıştırması.
  • Luce Irigaray: Fizik yasalarını (özellikle akışkanlar mekaniği) cinsiyet politikasına bağlaması.
  • Bruno Latour: Bilim sosyolojisinde relativist yaklaşımlar.
  • Jean Baudrillard, Gilles Deleuze, Felix Guattari, Paul Virilio gibi isimler de benzer şekilde ele alınır.

Yazarlara göre sorun şudur: Bu düşünürler, bilimsel kavramları metafor olarak bile doğru kullanmamakta, tamamen anlamsız bağlantılar kurmaktadır. Örneğin, kuantum belirsizlik ilkesini sosyal bilimlerde "her şey görecedir" diye genellemek, kavramın ne anlama geldiğini hiçe saymaktır.

Dilin Zaafı ve Entelektüel Dürüstlük

Kitabın en önemli mesajı, belki de bilimsel eleştiriden daha geniştir: Dil, mantıksal hataları kolayca gizleyebilir. Gramer hataları hemen fark edilir ama mantıksal tutarsızlıklar, karmaşık ve şiirsel bir üslupla sunulduğunda kabul görebilir.

Postmodern bazı çevrelerde "opaklık" (anlaşılmazlık) bir tür entelektüel stil haline gelmiştir. Okuyucu, metni anlamadığında kendini "yetersiz" hisseder ve eleştirmeye çekinir. Sokal, tam da bu sosyolojik ortamı ifşa etmiştir.

Bu eleştiri sadece postmodernizme özgü değildir. Günümüzde sosyal medya, "akademik" jargonun popüler versiyonları, aşırı relativizm ve "her anlatı eşit değerdedir" fikri hâlâ yaygındır.

Karşı Argümanlar ve Denge

Postmodernizmin tamamını reddetmek de haksızlık olur. Akım, iktidar ilişkilerini, cinsiyet normlarını, sömürgecilik mirasını sorgulamada değerli katkılar sağladı. Bilimsel bilginin sosyal olarak üretildiğini gösteren Thomas Kuhn'un "Bilimsel Devrimlerin Yapısı" gibi eserleri de önemlidir. Bilim tamamen "nesnel" ve sosyal etkilerden bağımsız değildir.

Ancak sorun, bu eleştirilerin bilimin temel epistemolojik üstünlüğünü (deney, tekrarlanabilirlik, yanlışlanabilirlik) yok sayacak raddeye taşınmasıdır. Bilim mükemmel değildir ama sistematik kendini düzeltme mekanizmasına sahiptir. Postmodern aşırı relativizm ise bunu yok eder ve "her şey bir anlatıdır" noktasına varır.

Sonuç: Neden Önemli?

"Fashionable Nonsense", akademik dürüstlüğün, net düşüncenin ve bilimsel okuryazarlığın önemini hatırlatır. Özellikle Türkiye'de, hem bilim karşıtı hem de aşırı relativist akımlar (bazen dini, bazen ideolojik gerekçelerle) güçlü olduğu için bu tartışma günceldir.

Dilimizi ve aklımızı ciddiye almalıyız. Karmaşık fikirler karmaşık ifade edilebilir ama anlaşılmazlık her zaman derinlik anlamına gelmez. Bazen sadece "imparatorun yeni giysileri"dir.


Hiç yorum yok: