Yayın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yayın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2026-09-20

The Lancet çalışanları, derginin 200 yıllık tarihinde ilk kez greve gidiyor.

The Lancet çalışanları, derginin 200 yıllık tarihinde ilk kez greve gidiyor.

Dünyanın en prestijli tıp dergilerinden biri olan The Lancet, 1823’te Londra’da kurulduğundan bu yana ilk kez çalışanlarının grev eylemine sahne oluyor. İngiltere Ulusal Gazeteciler Sendikası (National Union of Journalists – NUJ) üyeleri, uzun süredir devam eden maaş anlaşmazlığı nedeniyle 22 Eylül 2026 Salı günü bir günlük grev kararı aldı. Grev, derginin Londra ofisi önünde gerçekleştirilecek.

Grevin arka planı ve talepler

The Lancet Group, haftalık ana derginin yanı sıra 29 aylık uzmanlık dergisini kapsıyor. NUJ’un Lancet şubesi (chapel), yaklaşık 110 çalışanın (editör, üretim, pazarlama ve iletişim kadroları) çıkarlarını temsil ediyor. Sendika, 2025 Eylül’ünde resmi olarak tanındı ve 2026 Şubat’ında Elsevier ile toplu pazarlık sözleşmesi imzalandı.

Müzakereler Mart 2026’da başladı. Sendika ilk yıl için yüzde 7,5’lik bir zam talep etti. Çalışanlar, son yıllarda artan iş yükü, yükselen beklentiler ve enflasyon nedeniyle reel maaşlarının eridiğini, birçok kişinin beş yıl öncesine göre önemli ölçüde daha kötü durumda olduğunu vurguluyor. Elsevier’in teklifi (çeşitli kaynaklara göre ilk yıl yaklaşık yüzde 4,1 ve ikinci yıl yüzde 2,9 civarında) reddedildi.

Ağustos 2026’da yapılan oylamada üyelerin yüzde 94,5’i grev, yüzde 97,8’i ise grev dışı eylem (action short of a strike) lehine oy kullandı. Katılım oranı yüzde 87,5 oldu. Çalışanlar halihazırda grev dışı eylemler uyguluyor ve 23-30 Eylül tarihleri arasında da bu eylemlere devam edecek; yalnızca sözleşmelerinde belirtilen iş ve saatleri yerine getirecekler.

Finansal tablo ve eleştiriler

Sendika, Elsevier’in 2025’te 1,035 milyar sterlin (yaklaşık 1,39 milyar dolar) düzeltilmiş faaliyet kârı açıkladığını, bunun yüzde 7’lik temel kâr artışı ve yüzde 38’lik kâr marjına karşılık geldiğini belirtiyor. Buna karşılık personel zamlarının enflasyonun altında kaldığı ifade ediliyor.

Ayrıca The Lancet’in makale işleme ücretlerinin (APC) 2020’de yaklaşık 5.000 dolardan 2026’da 9.550 dolara çıktığı, yani yüzde 91 oranında arttığı hatırlatılıyor. Çalışanlar, derginin finansal ve itibari başarısında kritik rol oynadıklarını, ancak bunun maaşlarına yansımadığını savunuyor.

NUJ Dergiler Organizatörü Huda Elmi, “Yönetim, özverili çalışanlarını dinlemeli. Üyelerimiz grev yerine değerli bilim gazeteciliği ve akademik yayın üretmeyi tercih ederdi. Reel maaşların yıllardır durgunlaşması, iş yükü ve yaşam maliyetlerinin artması kabul edilemez” dedi. Eylem sloganı “Solidarity for Science” (Bilim İçin Dayanışma) olarak belirlendi.

Bilim camiasından destek

Bilim dünyasından 80’den fazla akademisyen, Elsevier CEO’su Kumsal Bayazit ve ana şirket RELX CEO’su Erik Engstrom’a açık mektup yayımladı. Mektupta personelin araştırmacıları destekleme, bilimsel kaydı koruma ve bulguları yayma konusundaki kritik rolüne dikkat çekilerek adil zam çağrısı yapıldı. Mektup, yanlış bilginin, yapay zekânın kötüye kullanımının ve etik dışı yayın uygulamalarının bilim güvenini tehdit ettiği bir dönemde profesyonel dergi personeline duyulan ihtiyacın daha da arttığını vurguluyor.

Elsevier’in yanıtı

Elsevier, çalışanların bu adımı atma hakkına saygı duyduğunu, eylemin süresince yazarlara, hakemlere ve okuyuculara yüksek kaliteli hizmetleri sürdürmeyi öncelik olarak gördüğünü açıkladı. Şirket, “tüm taraflar için kabul edilebilir sürdürülebilir bir anlaşmaya” ulaşmaya kararlı olduğunu ve rekabetçi, adil ücret uygulamalarına bağlı kaldığını belirtti.

Daha geniş bağlam

Bu eylem, akademik yayıncılık sektöründeki daha geniş gerginliklerin bir yansıması. 2024’te Nature çalışanları da maaş nedeniyle greve gitmişti. The Lancet’in sosyal adalet odaklı tarihiyle bilinen bir dergi olması, çalışanların “bilim için dayanışma” sloganıyla eylem yapmasını daha da sembolik hale getiriyor.

Grev, derginin 200 yıllık tarihinde bir ilk olması nedeniyle akademik ve medya çevrelerinde geniş yankı buldu. Anlaşmazlığın çözümü, Elsevier’in iyileştirilmiş bir teklif sunmasına bağlı. Sendika, hâlâ görüşmelere açık olduklarını, ancak mevcut teklifin yetersiz kaldığını tekrarladı.

Bu gelişme, bilimsel yayıncılıkta kâr marjları ile çalışan hakları arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme taşıyor.

2025-07-16

Cinsiyet ve Ruh Sağlığı, Beynin Subkortikal Mikro Yapısıyla İlişkisi

“Sex and Mental Health Are Related to Subcortical Brain Microstructure” başlıklı makalenin Türkçe özeti:


Başlık:

Cinsiyet ve Ruh Sağlığı, Beynin Subkortikal Mikro Yapısıyla İlişkilidir

Çalışmanın Amacı:

Bu araştırma, genç yetişkinlerde beynin subkortikal (korteks altı) gri madde bölgelerindeki mikro yapının cinsiyete göre nasıl farklılık gösterdiğini ve bu farklılıkların ruh sağlığı sorunlarıyla nasıl ilişkili olabileceğini incelemektedir.


Arka Plan:

  • Kadınlarda anksiyete ve depresyon, erkeklerde ise otizm, dikkat eksikliği ve antisosyal davranışlar daha yaygındır.
  • Ancak bu cinsiyete özgü farklılıkların biyolojik temelleri tam olarak anlaşılamamıştır.
  • Geleneksel beyin görüntüleme yöntemleri, cinsiyet farklarını makro düzeyde (hacimsel) incelerken, bu farkların hücresel düzeydeki (mikro yapı) yansımaları hakkında yeterli bilgi vermemektedir.

Yöntem:

  • 1.065 genç yetişkinin (575 kadın, 490 erkek) beyin görüntüleri, İnsan Konektom Projesi (HCP) kapsamında gelişmiş difüzyon MRI ve özel olarak RSI (Restriction Spectrum Imaging) yöntemiyle analiz edildi.
  • Bu yöntem, hücre içi, dışı ve serbest su ortamlarıyla ilgili detaylı mikroyapısal bilgiler sağlar.
  • Ruh sağlığı ile ilgili veriler Achenbach DSM ölçeği ile toplandı (depresyon, anksiyete, AD/H, antisosyal davranış gibi).

Temel Bulgular:

1. Cinsiyetle İlişkili Beyin Mikro Yapı Farklılıkları:

  • Erkeklerde, özellikle hipokampus, amigdala, talamus ve nukleus akumbens gibi bölgelerde önemli farklılıklar gözlemlendi.
  • Erkeklerin bu bölgelerde daha yüksek sınırlı izotropik sinyal ve daha düşük engellenmiş izotropik sinyal değerlerine sahip olduğu saptandı.
  • Bu, erkek beyninde daha fazla hücre yoğunluğu veya gliyozis olabileceğini gösteriyor.

2. Ruh Sağlığı Belirtileri ile İlişki:

  • Amigdala ve talamus bölgelerindeki difüzyon ölçümleri, depresyon, anksiyete, dikkat eksikliği/hiperaktivite (AD/H) ve antisosyal kişilik problemleriyle anlamlı şekilde ilişkilendirildi.
  • Örneğin, amigdalada daha yüksek sınırlı izotropik sinyal, depresyon ve antisosyal kişilik belirtileriyle ilişkili bulundu.

3. Cinsiyete Göre Psikolojik Eğilimler:

  • Kadınlar daha fazla anksiyete ve somatik belirtiler, erkekler ise daha yüksek kaçınma, AD/H ve antisosyal davranış puanları gösterdi.

Yorumlar ve Tartışmalar:

  • RSI gibi gelişmiş difüzyon MRI teknikleri, geleneksel hacim ölçümlerinden çok daha yüksek düzeyde cinsiyet farklılıklarını ortaya koyabiliyor.
  • Bu mikro yapısal farklılıkların bazıları androjen reseptörlerinin yoğun olduğu bölgelerde görülmesi, testosteronun beyin gelişimi üzerindeki etkilerini düşündürüyor.
  • Hayvan çalışmaları da bu bulguları destekliyor: testosteronun amigdala ve hipokampusta hücre çoğalması ve dendrit gelişimini etkileyebileceği biliniyor.

Kısıtlılıklar:

  • Katılımcılardan biyolojik cinsiyet değil, sadece kendini tanımladıkları cinsiyet bilgisi alındı.
  • Ruh sağlığı problemi olan bireyler örneklemde fazla yer almıyor, bu da bazı ilişkilerin gücünü sınırlayabilir.
  • Çalışma sadece ikili cinsiyet (erkek/kadın) verisi içeriyor; non-binary ya da trans bireyler bu çalışmaya dâhil edilmedi.

Sonuç:

  • Cinsiyet, beyin mikro yapısı üzerinde geniş etkiye sahip ve bu etkiler yalnızca beyin hacmi farklarıyla açıklanamıyor.
  • Özellikle talamus ve amigdala bölgelerindeki yapı farklılıkları, ruh sağlığı ile yakından ilişkili.
  • Bu çalışma, cinsiyete dayalı ruhsal bozukluklara karşı duyarlılık farklarını açıklamada yeni nörobiyolojik mekanizmalar sunabilir.

2025-06-30

Gutenberg Parantezinin Kapanışı

"Gutenberg Parantezinin Kapanışı"  


GUTENBERG PARANTEZİNİN KAPANIŞI: DİJİTAL ÇAĞDA METİN, ANLAM VE OTORİTENİN YENİDEN YAZIMI

Giriş

"Gutenberg Parantezi", medya teorisyeni Thomas Pettitt tarafından geliştirilen bir kavramdır. Bu terim, matbaanın icadıyla (yaklaşık 1450) başlayıp dijital devrimin yükselişiyle (yaklaşık 2000 sonrası) sona eren bir dönemi tanımlar. Bu parantez, yazılı ve basılı kültürün, özellikle de metnin sabit, yazar merkezli ve değişmez otoriteye sahip olduğu bir dönemi kapsar. Günümüzde dijital medyanın yükselişi, bu dönemin sonlandığını ve daha önceki sözlü kültür öğelerinin yeniden öne çıktığı yeni bir çağın başladığını göstermektedir.


I. Gutenberg Parantezi Nedir?

1.1. Tanım ve Kavramsal Çerçeve

  • Gutenberg Parantezi, tıpkı bir cümlenin arasına giren parantez gibi, tarihsel olarak sınırlı bir medyatik durumu ifade eder.
  • Bu parantezin öncesi ve sonrası sözlü kültürle karakterize edilirken, içinde kalan dönem yazılı ve özellikle basılı kültürle şekillenmiştir.

1.2. Parantezin Özellikleri

Dönem Temel Özellik Anlatı Biçimi Bilgi Otoritesi
Parantez Öncesi (Sözlü Kültür) Akışkanlık, Doğaçlama Ağızdan ağıza, performatif Topluluk onayı
Gutenberg Parantezi (Basılı Kültür) Sabitlik, Tekil Yazar Yazılı, lineer metin Yazar ve yayınevi otoritesi
Parantez Sonrası (Dijital Kültür) Katılımcılık, Akışkanlık Hipertekst, multimedya Ağlar ve kullanıcılar

II. Parantezin Açılışı: Matbaanın Doğuşu ve Yazının Gücü

2.1. Matbaanın Devrimsel Etkisi

  • Johannes Gutenberg’in matbaası, bilginin çoğaltılabilirliğini sağladı.
  • Yazılı metinler kutsal, değişmez ve merkezi bir otorite kazandı.
  • Modern bilimsellik, ulus-devlet inşası, bireysel yazar kültü gibi birçok olgu bu dönemde kurumsallaştı.

2.2. Modernite ve Metin

  • Metin, hem zihin hem otorite hem de eğitim alanlarında kutsallaştı.
  • Okur, metni “okuyan” değil, “itaat eden” konumuna yerleştirildi.
  • Yazılı bilgi, sözlü bilginin “ilkel” olduğuna dair bir anlayış oluşturdu.

III. Parantezin Kapanışı: Dijital Dönüşüm ve Yeni Medya Kültürü

3.1. Dijital Medyanın Yükselişi

  • İnternet ve dijital teknolojilerle birlikte metin tekrar akışkan, yorumlanabilir ve kolektif hale geldi.
  • Yazar değil, içerik üreticisi öne çıktı. Youtube videoları, podcastler, bloglar, sosyal medya paylaşımları, bilgiye çoklu erişim sağladı.

3.2. Anlamın Demokratikleşmesi

  • Wikipedia, Reddit, X (Twitter) gibi mecralar, bilginin üretim ve dağıtım sürecini yataylaştırdı.
  • Katılımcılar artık sadece okuyucu değil; aynı zamanda düzenleyici, eleştirmen ve yaratıcı oldular.
  • Bu durum, klasik bilgi otoritelerine karşı bir meydan okuma anlamına geldi.

IV. Kapanışın Kültürel ve Bilişsel Sonuçları

4.1. Otorite Krizi

  • Akademi, geleneksel medya ve eğitim kurumları; yeni medya düzeninde otorite erozyonuna uğradı.
  • Algoritmalar, içeriklerin değerini belirleyen yeni otoritelere dönüştü.

4.2. Post-truth (Gerçek-ötesi) Çağın Dinamikleri

  • Bilginin çoğulluğu, hakikat kavramını görecelileştirdi.
  • “Doğru bilgi” yerine “çok paylaşılan bilgi” ön plana çıktı.
  • Bu da sahte haber, dezenformasyon, komplo teorileri gibi olgulara zemin hazırladı.

4.3. Yaratıcılığın ve Kolektif Belleğin Yeniden Tanımı

  • Remix kültürü, mem üretimi, fanfiction gibi yaratıcı pratikler; bireysel dehanın yerini kolektif üretime bıraktı.
  • Bellek artık dijitalleştirilmiş, filtrelenmiş ve sürekli yeniden yazılan bir yapıya büründü.

V. Gelecek Perspektifi: Post-Gutenberg Çağında Eğitim, Sanat ve Toplum

5.1. Eğitimde Dönüşüm

  • Ezber değil, yorumlama, kaynak çeşitliliği ve medya okuryazarlığı ön planda.
  • Öğretmen, bilgi aktarıcısı değil, rehber ve küratör konumunda.

5.2. Sanat ve Edebiyat

  • Yapay zekâ, hipergerçeklik, artırılmış gerçeklik gibi araçlar sanatın sınırlarını genişletiyor.
  • Sabit metin yerine interaktif anlatılar, oyunlaştırılmış öyküler öne çıkıyor.

5.3. Toplumsal Yapılar

  • Yeni kuşaklar için otorite figürleri değişiyor: akademisyenler değil, içerik üreticiler.
  • Dönemin ethosu: katılım, deneyim, anlık paylaşım.

Sonuç: Yeni Bir Parantez mi Açılıyor?

Gutenberg Parantezi kapanmış olabilir, ama bu sürecin sona erdiği değil; yeni bir medya epistemolojisinin başladığı anlamına gelir. Bu dönem, hem özgürleştirici hem de kaotik özellikler barındırıyor. Bilgiye erişim demokratikleşiyor; ancak aynı zamanda hakikatin yapısı da çözülüyor. Bu geçiş sürecinde insanlığın en önemli ihtiyacı, eleştirel dijital okuryazarlık ve etik medya bilinci olacaktır.