Recycled etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Recycled etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2016-09-16

Kognitif Bias Nedir?

Bu yazıda kognitif bias’lardan bahsedeceğiz.  Kognitif bias’lara ön yargı, bilişsel önyargı diyenler var, bilişsel eğilim, algı yanılgısı diyen de var.  Bence tam Türkçe karşılığı bu değildir. Bilişsel kestirme algının daha iyi bir çeviri olduğunu düşünüyorum. Kestirme algı yöntemleri beynimizin kısıtlı kapasitesi yüzünden sıklıkla başvurduğunuz kolaya kaçma yollarıdır. Birey muhakeme yapmak için, farketmeden geçek dünyadan gelen girdiler yerine alternatif girdileri kullanır. Girdi işleme yanlışı "Fallacy" denen mantıksal önerme yanlışlarından farklıdırlar.  Kestirme algılar biyolojik kökenleri nedeniyle yaygındır, kökenleri eskiye dayanır.  Kestirme algıyı, gerçekleri algılamada sapma veya gerçeği algılamama gibi yorumlayanlar var, ancak sapmalar ve yanlışlar sadece birer sonuçtur.  Kestirme yollara başvurmak her zaman yanılgı ile birlikle değildir, sadece yanılma riskini beraberinde getirir. Kestirme algılar fark edilmediklerinde, bizi objektif olmaktan uzaklaştırırlar ve mantıklı, rasyonel düşünmeyi zorlaştırırlar.  Zihnimizi zorlayan problem türlerine göre bilişsel kestirme yollarını gruplarına ayırırsak anlaşılmalarını kolaylaşır.

Problem 1: Fazla bilgi ile baş etmek.

Gerçek dünyada baş edebileceğimizden fazla enformasyon bulunmaktadır.  Bunların bir kısmını ayıklamak dışında başka bir çaremiz yoktur.  Beynimiz işe yarar bilgiyi kendince yararsız bilgiden ayıklamak için basit bir kaç taktiğe başvurmaktadır.

Tekrar eden veya beynimizde daha önce iz bırakmış olan şeyleri daha kuvvetli fark ederiz. Bu basit kural güncel olan ve aktif hafızamızda bulunan konulara öncelik vermemize yol açar.

Tuhaf, gülünç, görsel olarak etkileyici, antropomorfik şeyler diğerlerinden daha çok dikkatimizi çekerler. Garip ve sürpriz dolu şeylere atadığımız önem derecesi diğer şeylere göre daha fazladır.  Alelade, beklenen şeyler ise daha az oranda dikkatimizi çekerler.
.
Dikkatimiz değişime odaklanır.  İlk kez gördüğümüzde çoğu değeri olduğu gibi kabul ederiz. Bildiğimiz bir varlıkta artı veya eksi yönde değişimler ise dikkatinizi çeker ve bizi yeniden değerlendirmeye ve karşılaştırmaya zorlar. Farklara hak ettiklerinden daha fazla önem veririz. Aynı karşılaştırmayı iki varlık eş zamanlı dikkatimize sunulduğu zaman da yaparız. Çoğu değerimiz görecelidir.

Mevcut inançlarımızı destekleyen her şey kolayca kabul görürken, inandığımız değerlere ters gelen şeyleri görmezden geliriz veya karşı çıkarız. İnançlarımızı oluşturmak için uzun zaman ve emek sarf ettik. Belki uzun uzun düşündük. Bu inançları ve bağlı değerleri gözden geçirmemiz muazzam zihinsel enerji gerektirecektir. Çoğu zaman buna hazır değiliz.

Başkalarında bulunan hataları kendi hatamızdan daha kolay fark ederiz. Başkalarında yanılma örneklerini bulmak kendi düşünsel sürecimizi gözden geçirmekten daha kolaydır.

Problem 2: Anlam arayışı.

Yetersiz bilgiye sahip olduğumuzda bile bu bilgi içinden bize mantıklı gelen sonuçlara ulaşabilir, bize olası  gelen hikayeler uydurabiliriz. Gerçek dünyada var olan verinin sadece küçük bir kısmına ulaşabiliyoruz.  Gelen bilginin fazla bulduğumuz kısmını ise baş edemediğimiz için eleriz.  Zihnimizdeki özetlenmiş ve basitleştirilmiş olarak yarattığımız bu model dünyaya uyan tüm hikayeler bize çekici ve olası gelir.

Yeni bilgilerde eksiklikler ile karşılaştığımız zaman bu eksikliği genellemeler, stereotipiler ve benzer önceki deneyimler ile kapatmaya çalışırız.  Her hangi bir konuda, eksik bilgiye sahip olduğumuz durumlarda, hemen o konunun bağlı olduğu bir üst gruba ait kategorik bilgilerimize başvururuz. Bu genellemeleri yaparken çoğunlukla hangi bilginin gerçek, hangi bilgi boşluğunun genelleme yoluyla doldurulduğumu idrak etmeyiz.

Bize tanıdık gelen veya hayranlık duyduğunuz kişi ve nesneleri tanımadığımız ve sevmediğimiz şeylere üstün tutarız. Burada bir varlığı değerlendirmemizde ona atadığımız varsayımsal değer ve kaliteden bahsediliyor.

Beynimiz sayılar ve istatistikler konusunda oldukça kötü bir performans sergiler.  Durumları ve sayıları kendimizce özetlerken objektif rakamlar ve istatistikleri dikkate almazsak yanılırız.

Başkalarının ne düşündüğünü düşünebildiğimizi düşünürüz.  Bu iki varsayıma dayanır.  Başkaları bizim kadar biliyor.  Başkaları bizim düşündüğümüz kadar ve bizim gibi düşünüyor.  Onların zihnini kendimize benzer olarak modelleriz. Karşımızdaki bazen bizden az, bazen bizden fazla biliyor olabilir.  Bazen bizden basit, bazen ise bizden karmaşık düşünebilir.

Şu anki düşünce yapımız, paradigmalarımız ve varsayımlarımızın geçmişte ve gelecekte geçerli olduğunu varsayarız.  Dünyamız, bazen fark edemediğimiz kadar hızlı bazen ise fark edemediğimiz kadar yavaş değişiyor.  Bu durumlarda düşüncelerimizi yeni duruma göre güncellemeyi unutabiliyoruz.

Problem 3: Hızlı davranma gereği.
Bilginin yanı sıra zaman tarafından kıstırılıyoruz.  Bu belirsizlikler karşısında, kararsızlığın bizi felç etmesine izin veremeyiz. Kuşkusuz böyle bir kararsızlık, doğadaki tehlikeler karşısında bizi çoktan yok ederdi. Sahip olduğumuz bilgi ne kadar az olursa olsun, o an durumu değerlendirmek, gelecek hakkında olası tahminlerde bulunmak ve çözümler arasında seçim yapmak zorundayız.

Dış dünyada etkin olmak için kendi etkinliğimize güvenmeliyiz. Vereceğimiz kararın önemine ve yaratacağı etkiye inanmalıyız. Gerçeklikte bu özgüven çoğunlukla kendini aşırı güven şeklinde gösterse bile bu güven olmadan yaşamda felç oluruz ve hiç bir eylemde bulunamayız.

Konuya odaklanmak adına, kısa vadeli olanı, alakalı gibi görüneni, uzun vadeli olana, alakasız gibi görünene tercih ederiz.  Zihnimize göre şimdiki zamanda olup biten, gelecekte olabileceklerden daha önemlidir.  Tanıdığımız kişi ve gruplara ilişkin haberler, bizden uzak olan kişi ve gruplar ve adını hiç bilmediğimiz kişi ve grupların başına gelenlerden daha önemlidir. Günümüz dünyasını etkileyen belki en önemli düşünce biçimlerinden biridir.

Daha önce emek ve zaman harcadığımız eylemlerin tamamlanması, emek ve zaman harcamadığımız eylemlerden daha önemlidir.  Bunu Newton kanunlarına benzetebiliriz. Harekette olan hareketin devamını ister, durağan olan durağanlığın devamını ister. Başlanacak daha iyi, daha önemli bir proje olsa bile önce başladığımız işi bitirmeyi yeğleriz. Gittiğimiz yol bir yere varmasa bile gittiğimiz yoldan kolay vazgeçmeyiz.

Hatalardan kaçınmak adına bize en az riskli görünen, bize en az sorumluluk yükleyen seçeneği tercih ederiz.  Bu çoğunlukla mevcut durumu sürdürme kararı şeklinde olur.  Bildiğin düşman bilmediğinden iyidir.

Basit gibi görünen ve daha fazla bilgi sahibi olduğumuzu düşündüğümüz seçenekleri, karmaşık görünen ve az bilgi sahibi olduğumuz seçeneklere yeğleriz. Karmaşık olan veya bilmediğimiz şey bizim lehimize olsa bile seçmesi zordur.

Problem 4: Neleri hatırlamalıyız?
Evrende inanılmaz miktarda çok fazla bilgi bulunmaktadır. Tümünü bilmemiz ve hatırlamamız olanaksızdır bu yüzden sürekli olarak neleri hatırlamalıyız ve neleri unutmalıyız kararları vermekteyiz.  Genellemeler belleğimizde ayrıntıların bütününden daha az yer kaplarlar.  Gerçekler ise bazen ayrıntılarda gizlidir ve genellemeye meydan okurlar. Bazen bir kaç ayrıntıyı aklımızda tutup geri kalan ayrıntıları unutmayı yeğlerken bunu yaptığımızın farkında olmayız.

Olaylar olup bittikten sonra belleğimiz ile fark etmeden oynarız. Bu süreçte bazı hatırladıklarımız güçlenir, kimi ayrıntılar değiştirilir veya silinir. Olmamış bir şey olmuş gibi belleğe eklenebilir. Tüm bu değişikliklere rağmen belleğimizdeki bilgiyi gerçeğin kendisi sanırız.

Ayrıntıları atıp genellemelere sığınmamız bellek azlığından kaynaklanıyor ancak burada sahip olduğumuz önceki bilgiler ve ön yargılar sonucu inanılmaz etkilemektedir.

Bazı olayları ve uzun listeleri en önemli öğelerine indirgemek zordur.   Bu uzun listeleri temsili öğelere indirgerken, seçmiş olduğumuz öğelerin  tümü temsil etmediğini unuturuz.  

Olayların yaşanış biçimimize göre bellekte depolanmaları değişmektedir.  Beynimize göre önemli olan olaylar öncelik taşımaktadır. Öneminden bağımsız olarak, eş zamanlı olarak olup bitenler, bilgiye ulaşma kolaylığı, bilgiye tekrar ulaşmada kolaylık hatırlamamız üzerinde etkili olmaktadır.

İşte, beynimizin milyonlarca yılda geliştirdiği taktikleri gördük.  Bilgi yüklenmesini sevmeyiz, fazla bilgiyi eleriz, filtreleriz. Anlamsızlık kafamızı karıştırır. Anlamsızlığa anlam yükleriz.  Yeterli bilgi gelsin diye beklemeyiz, elimizde hangi bilgi varsa onunla karar veririz. Bu kadar çok bilgiyi hatırlamamız mümkün değil. Önemli olanları hatırlamaya çalışırız.

Bütün bunları bilmek algı yanılsamasına yol açan bu dört ana problemi yok etmez.  Ancak kullandığımız kestirmelerin zayıf noktalarımız olduğunun bilincinde olmak gelişmemize ve daha sağlıklı düşünmemize yardımcı olacaktır. Algı kestirmelerini tanımamız onları görmemizi sağlayacaktır. Çoğu zaman algı kestirmeleri ayakta kalmamız için bize yardımcı oluyorlar ama bizi yanılgıya düşürdükleri durumların farkında olmalıyız.  

Bu yazının kendisi kognitif bias'lara bir kestirme yoludur. Gerçek listesler oldukça uzundur.

2015-11-03

3 Point Parabola (Spline)


https://scratch.mit.edu/projects/86400200/ 

P is generated according to the following formula.

Q = (1-t)*A + t*B
R = (1-t)*B + t*C

P = (1-t)*Q+ t*R




I will try to simplify equation on next project.


P = (1-t)*((1-t)*A + t*B)+ t*((1-t)*B + t*C)

P = (1-t)*((1*A-t*A) + t*B)+ t*((1*B-t*B) + t*C)

P = (1-t)*((1*A-t*A) + t*B) + t*(1*B-t*B + t*C)

P = (1-t)*(1*A - t*A + t*B) + t*(1*B-t*B + t*C)

P = (1*(1*A - t*A + t*B)) -t*(1*A - t*A + t*B) + t*(1*B-t*B + t*C)

P = (1*A - t*A + t*B) -(t*A - t*t*A + t*t*B) + t*(1*B-t*B + t*C)

P = (A - t*A + t*B) -(t*A - t*t*A + t*t*B) + (t*B-t*t*B + t*t*C)

P = A - t*A + t*B -t*A + t*t*A – t*t*B + t*B -t*t*B + t*t*C

P = A - t*A -t*A + t*t*A + t*B - t*t*B + t*B -t*t*B + t*t*C

P = A - 2t*A + t*t*A + 2t*B - 2*t*t*B + t*t*C

P = A - 2t*A + 2t*B + t*t*A - 2*t*t*B + t*t*C

P = A - 2t*(A+B) + t*t*(A - 2*B + C)

OR


P = (1-t)(1-t)A + (t * (1-t) + t * (1-t)) * B + t*t*c

t* (1-t) = t- t*t

P = (1-t)(1-t)A + (2t - 2t*t) * B + t*t*C

P = (1-t)(1-t)A + 2t *B - 2*t*t* B + t*t*C

(1-t)(1-t) = 1 – t -t + t*t

P = A -2*t*A+ t*t*A + 2t *B - 2*t*t* B + t*t*C


2015-10-18

Kahvaltı için Meyve Salatası



Sos için:
  • Avokado
  • Yoğurt
  • Şeker veya Bal
  • Ful çiçeği likörü
  • Gül suyu
  • Kavrulmuş, tuzsuz, yer fıstığı
Sos malzemelerini blender ile yumuşak kıvama gelinceye kadar karıştırın.

Meyveler:
  • Mandalina
  • Böğürtlen
  • Yaban mersini
  • Çekirdeksiz kuru üzüm

2015-09-27

Fundamental limits of our vision

Wavelenght: What we call the visible spectrum is typically 380 to 720 nanometres.
Number of colors:  Cone cells each can register about 100 different colour shades. We have three types of cones 1003 = 1000000. So even if we extend the wavelenght of our vision still we need two more cones to increase our color resolution. "Tetrachromats", people who possess an extra, fourth cone cell might see 100 million colours in the visible wavelenght range. Color blinds, pepole who pocess one less cone have lower color resolution the most of us. They percieve about 10.000 colors.
BirdVisualPigmentSensitivity
Dynamic range: The intensity range of light that can form a meaningful picture.
Contrast resolution: The number of tones each cone or  rod can discern.
Minimum number of photons each rod or cone need to activate? In 1941, Columbia University researchers found that we need at least 5 photons to reach retina to detect a light.
Resolution is the number cones and rods present in the eye.
Angular resolution of human eye is about 1 arcminute, or 1/60 of a degree.
Polarisation: Some crustaceans can detect polarisation of light as a seperate parameter.
3D vision: Depth perception is limited with our eyes seperation distance
FOV: Field of view: Is normally about 120 degrees for humans.
Time resolving capacity: Currently we can detect 24 frames per second
Magnetisation: Some animal eyes have magnetic field receptors helping in orientation.




2015-05-25

Café Wall Illusion

Café Wall Illusion



https://scratch.mit.edu/projects/682541/


The café wall illusion is a geometrical-optical illusion in which the parallel straight dividing lines between staggered rows with alternating black and white "bricks" appear to be sloped.
It was first described under the name Kindergarten illusion in 1898, and re-discovered by Richard Gregory in 1973. According to Gregory, this effect was observed by a member of his laboratory, Steve Simpson, in the tiles of the wall of a café at the bottom of St Michael's Hill, Bristol. It is a variant of the shifted-chessboard illusion originated by Münsterberg.

In the construction of the optical illusion often each "brick" is surrounded by a layer of "mortar" intermediate between the dark and light colours of the "bricks".

In the first and quite successful attempt at its deconstruction  the illusion was ascribed largely to irradiation, the light spread from dark to bright zones in the retinal image, and indeed the image disappears when black and white are replaced by different colours of the same brightness (isoluminant). But a component of the illusion remains even when all optical and retinal components are factored out. Contrast polarities seem to be the determining factor in the tilt's direction.

Text source: https://en.wikipedia.org/wiki/Caf%C3%A9_wall_illusion



2015-03-01

Bone fractures

Tek başına bir kafa yaşatılabilir mi?

Tek başına bir kafa yaşatılabilir mi? Bu soruyu düşünürken, böyle bir varlık yaşayabilir ve bu gelişme olacaktır diye düşünüyorum. O yüzden olabilecekler hakkında düşüncelerimi yazmak istedim. Zamanla hesaplaşma açısından ilginç olacaktır.

Kafayı besleyen karotis arter ve juguler venler, kafanın ihtiyacı olan maddeler ve oksijeni götürüp, karbondioksit ve atıkları uzaklaştırırlar. Başa gelen kanda bu gerekli maddeler varsa ve dönen kandan karbondioksit ve diğer atıkları uzaklaştıracak makineler mevcutsa uzun süren bir beyin yaşantısı sağlanabilir. Glukoz gibi pek çok maddenin kabul edilebilir konsantrasyonu dar aralıklarda olduğundan bir bilgisayar yardımı ile bu konsantrasyonlar korunmalıdır.

Boyunda hayati damarlar dışında duysal ve hareket sinirleri beyin ve gövde arasında iletişimi sağlarlar. Bu sinirler omurilik ve diğer sinirler olarak ayrılabilir.

Savaşlarda uzuvlarını kaybedenlerde, bu uzuv beyinde hâlâ yerinde imiş gibi yaşar, hissedilir. Bu algıya fantom veya hayalet algı denir. Kaşıntı, dokunma, yanma, ağrı gibi her tür algı tam şiddete varacak derecede hissedilebilir. Tedavisi zor, rahatsız edici bu durum, tek başına yaşayan başın başına gelebilecek en kötü senaryodur.


Tek başına yaşayan başın rahatsız olacağı başka bir konu eylemsizlik olacaktır. Normalde insan olarak, bir şeyleri değiştirmek ve değişmek istekleri ile yaşarız. Tek başında baş olan insansı varlığın eksikliğini hissedeceği şey budur.

Bu eksikliğini, isteğini başka insanlara ileterek gerçekleştirebileceği gibi, baş robot benzeri bir gövdeyi komuta edebilir.

Konuşma yetisi soluk borumuzdan bizim kontrolumuzde bir hava akışı, ses tellerinin kontrolu ve ağız dudak hareketleri ile oluşmaktadır. Tek kafanın konuşabilmesi için bu mekanizmaların birlikte ve düzgün çalışması gerekir.

Altenatif bir düşünce ise başı yeni bir gövdeye nakletmektir. Bugün tıp omurilik kesilerini iyileştirme konusunda pek başarılı değildir. Baş naki önündeki en büyük engel budur. Geri kalanı bu ameliyatın büyüklüğü ve zorluğudur.

Vücudun diğer organlarını boş saymak ise yanılgı olur. Kan hücrelerini omurilik yapar. Bozuk hücreleri dalak ayıklar. Karaciğer kimya fabrikası, alyuvarların hayatı kısa. İmmün sistem denen savunmamızı sağlayan sistem var. Var da var... Kısaca kolay değil.

2014-08-07

Üsküdar Amerikan Lisesi

Dün Üsküdar Amerikan Lisesinin tanıtımına katıldım. Malum okul seçimleri, veli psikolojisi vs.

İlk dikkatimi çeken hususlar diğer tüm okul tanıtımlarında olduğu gibi biz çok iyiyiz. Siz de bizim iyi olduğumuzu bildiğiniz için buradasınız "tarz" olarak adlanadırabileceğim "duruş". İyi bir tanıtım için güzel bir sunumun grekliliğine ben de inanıyorum. Ancak tanıtımın benim üzerimde etkili olması için alçak gönüllülük ve gerçeğe uyum da önemli.

Aşağıda çıkardığım 2013 Üniversite başarı sınavı göstergeleri açısından bakıyorum okula.


YGS ve LYS'de başarı puanı açısından baktığımızda okul bu listede en son sırada. Aslında başka açılardan bakıldığında durum o kadar kötü değil. Örneğin bu okul TEOG'da ilk 7000'den öğrenci alıyor ancak üniversite sınavında ilk 1000'e %44, ilk 100'e 8 kişi girebiliyor.



Tanıtım sırasında vurgulanan, birebir okul idarecileri ile yaptığım görüşmelerde sık duyduğum biz zor bir okuluz lafını kendi açımdan, veli açısından açmak izstiyorum. 

Veli olarak tabii ki en büyük isteğim çocuğun C seviyesinden A seviyesine çıkması. Sıkıntılardan biri çocuğun TEOG'da iyi bir puan yapmış olması. çocuk açısından da sıkıntılı, okul açısından da sıkntılı veli açısından da sıkıntılı. İyi puan nasıl sıkıntı olabilir? Özetle "zirvede olan yüksekten düşer" diyebiliriz. Çocukları iyi puan yapmış velilerin en büyük beklentisi bir sonraki sınavda daha iyi veya aynı seviyeyi tutturmak. Daha düşük seviyeyi başarısızlık olarak görürler. Başarı ve başarısızlık önceki okula ve çocuğa atfedilebileceği gibi, yeni okula ve çocuğun değişimine atfedilebilir. 

Zor okuluz derken üzerinde durulması gereken noktalar var. Pek çok veli'den bu "zor" olma konuda anektodal bilgiler aldım. Öğretmenlerin ve yöneticilerin pek çok okulda işi kolaylaştırma, öğrenciyi hizaya sokma, burnunu sürtme gibi eğilimleri olabildiği gibi, iyi bir eğitim verme adına gevşek olmamak da gerekir. Kendi öğrenciliğimden, diğer bilgilerden şunu biliyorum. Negatif elektriklenme başladığında öğrenme ve öğretme  hem öğreten hem öğrenen için zor bir süreçtir. Önemli olan negatif elektriklenmelerden uzak durmak. Üsküdar Amerikan toplantısında gördüğüm yöneticilerin aday (daha kaydını okula yaptırmamış erişkin / veli kişiler oluyoruz) kişilere karşı bazı konularda tavizsiz konuşmaları. Özellikle soru/cevap kısmında bu konu kesin (nokta). Bu tarz bir iletişimi devlet okullarında, yabancı misyoner okullarında ve devlet dairelerinde sık görürüz. Açıklamama gerek yok. Hepimizin böyle bir yaşanmışlığı vardır. 

Bu konuda kısa bir tanıtımda okulu haksız bulduğum örnekleri sıralamak istiyorum. 

İntihal ile ilgili tutum. İntihal bildiğiniz gibi bilimsel hırsızlıktır. Bir metnin orijinal olmayışı, başka bir yerde kopyalanışı. Öğrencilerden okulda intihal ile ilgili okuldan atılmaya varan, ciddi cezalar olduğunu öğrendim. FBI kılıklı amcalar veliler ile görüşüyormuş. Bunun ne kadar kötü ve ayıp olduğunu anlatıyormuş. vs. Durun bir dakika. Söz konusu olan lise öğrencilerinden bahsediyoruz. Original research yapan Newton'dan değil.  Kaç kişi hayatında elmanın ağaçtan düştüğünü görüp bunu özgün bir dilde anlatmıştır. Kitapta olmayan hangi metni öğretmenler lise öğrencisinden kabul eder? Mecbur bir yerden alacaklar.  Merak ediyorum lise öğrencisi Shakespear benzeri kendi yazdığı bir metni öğretmenin önüne koyarsa kaç alır acaba? Bu intihal meselesini bir daha düşünmek gerek. Hele ayakkabı kutularıın en yüksek mevkiilerde dolaştığı bir ülkede dürüstlük konusunda çocukların boğazını nekadar sıkmak gerektiğini konusunda bir dengeye ulaşmak gerekir diye düşünüyorum. Link

Dikkatimi çeken empati yoksunluğu örneklerinden biri ise uzun süreden beri var olduğu belli olan bir sorun. Okulda teneffüslerin "5 dakika" olduğu söylendi. Derslikler ise zaman zaman faklı binalarda yapılarda yapılıyormuş.  Normal bir teneffüs (nefes alma + tuvalete gitme + su içme) gibi için bile kısa olan 5 dakikada çocuklar bir binadan diğer bir binaya gidip derse yetişiyorlarmış. Olabilir. Öğretmenler anlayışlı ise, gecikmenin sebebini biliyorlarsa olabilir. Ama durum öyle değilmiş. Bundan dolayı ceza alan öğrenci sayısı azımsanmayacak sayıdaymış. Bunu onlarca kez diyalog konusu olmuş ve çözülmemiş okul idaresinin inadının iyi bir göstergesi olarak gördüm kısa bir tanıtım sırasında. Öğrenciyi bir binadan diğer binaya 5 dakikada yetişme zorunda bırakma ve bundan dolayı ona ceza vermeyi,  "zor bir okuluz" cümlesi ile bir araya getirdiğim zaman kendimi potansiyel veli olarak o öğrenciler gibi öğrenilmiş çaresizlik durumunda hissttim bir anda. 

Okula girerken çocuğa bir kitapçık veriliyor. Buradaki kurallara uymak zorundasın şeklinde. Aslinda bu kitapçığın bir kopyasını tanıtım toplantısında dağıtmak iyi olurdu. Veliler baksın, görsün. Bu kuralları kabul ediyor mu? Bu kuralların uygulandığı bir okulu ister mi? Kural kitapçığı çocuklar okula başladıktan sonra ilk hafta dağıtılıyor. Bu aşamada çocuğa bir seçeneksizlik sunuluyor. O kitapçıktan yazan tüm kuralları gözden geçermek gerekiyor. 

Kural 1
Bu kurala uymak çocuğa yaşamda ve okulda ne kazandıracak?
Bu kurala uymak çocuğa yaşamda ve okulda ne kaybettirecek?
Bu kurala uymamak çocuğa yaşamda ve okulda ne kazandıracak?
Bu kurala uymamak çocuğa yaşamda ve okulda ne kaybettirecek?
Çocuğun bu kurala uymaması öğretmene, okula ne kaybettirecek?
Çocuğun bu kurala uymaması öğretmene, okula ne kazandıracak?
Bu kurala uymak pratikte: Mümkün mü? Zor mu? İmkansız mı?
Okulun bu kurala uymamak için getirdiği ceza orantılı mı?

Kural 2
...
...
...

El kesme, recm gibi kutsal kitapların kuralları bile sorgulanırken bir okulun kurallarını sorgulamayı çok görmemeliyiz. Uyulacak kuralların sayısı pratik olarak olanaklı ve ölçülü mü? Abartılı mı? Toplamda bu kuralların hepsi uygulandığında okula diğer okullara göre ne gibi avantajlar sağlıyor? Öğretmenlere, idareye ne avantaj sağlıyor? 

Örnek olarak kulağıma gelen telefonun zamansız çalması kuralının cezası 3 ay telefona el konulması şeklinde. 

Kural: Okulda telefonu zamansız kullanmak. 
Bu kurala uymak çocuğa yaşamda ve okulda ne kazandıracak? Disiplin öğrenecek. Öğretmene arkadaşlarında saygıyı öğrenecek. 
Bu kurala uymak çocuğa yaşamda ve okulda ne kaybettirecek? Telefonu belli zamanlarda kullanamayacak. 
Bu kurala uymamak çocuğa yaşamda ve okulda ne kazandıracak? Aile ve arkadaşları ile iletişimi canlı tutacak. 
Bu kurala uymamak çocuğa yaşamda ve okulda ne kaybettirecek? Dersi algılaması güçleşecek. 
Çocuğun bu kurala uymaması öğretmene, okula ne kaybettirecek? Öğretmenin dikkatinin dağılmasına yol açacak. 
Çocuğun bu kurala uymaması öğretmene, okula ne kazandıracak? Hiç bir şey. 
Bu kurala uymak pratikte: Mümkün mü? Zor mu? İmkansız mı? Mümkün. 
Okulun bu kurala uymamak için getirdiği ceza orantılı mı? 3 ay cep telefonuna el konulması, kesinlikle bu kural için orantısız bir ceza. 1. ihlalde 1 hafta. 2. ihlalde 2 hafta, 3.'de 4 hafta + veli toplantı orantılı bir ceza. 

Kanımca bütün kuralları velilerin ve pedagogların ve çocuk psikyatristlerinin ve öğretmenlerin ve başka okuldan gelen öğretmenlerin ve okula kayıt yaptırmak isteyenlerin görüşleri alınarak tek tek gözden geçirilmesi gerekiyor.  Ciddi, emek ve maliyet gerektiren bir süreç. Ama gerekli. 

Yeni yönetim anlayışları havuç ve sopa yani ödül ve ceza yöntemleri yerine başka yöntemlerin olası olduğunu göstermiştir. Bu yöntemlerden en bilineni Autonomy / Mastery / Purpose anlayışına dayanmaktadır. Ona ustalık kazandır.  Ona çalışmak isteyeceği onu heyecanlandıran gerçekleştirilebilen iyi bir amaç ver. Kişiyi özür bırak. Yöntemini süresini kendisi ve ekibi belirlesin. İyi puanlar ile okula girmiş çocuklara, iyi olduğunu iddia eden bir okula havuç sopa yöntemini yakıştıramıyorum. 




Yukarıda daha az can sıkan okulları daha üst sıralarda görüyoruz. Belki bir sebebi vardır diye bazen düşünmek gerekir. 

Yaş ağacı eğmek daha kolaydır. İlkokul eğitimi bu açıdan veli, öğretmen ve okul açısından daha kolaydır. Ağaç kurumaya başladıktan sonra ona şekil vermek daha itina daha özen ister. Lise çağını, ergenlik sonrasını bu açıdan ağacın kurumaya, kırılganlaşmaya başladığı bir döneme benzetebiliriz. Bir kaç ağacı kırıp diğerlerini çok güzel yaptık demekde mümkün, hiç birini kırmadan güzel oldu demek de mümkün. 

İTÜ Sözlük: "Aynı zamanda birkaç senedir intihara meyilli gençlerin yuvası olarak Alman lisesi ile beraber anılan lise..."  Polisin bilgisayardan çıkardığı Lara Falay: Okul kötü, insanlar deli gibi bayıyo.2002 lafını iyi incelemek gerekir. Resmi makamlar İkinci intihar Uğur Göğüş için "İntiharın okulla ilgisi yok" dediler. Bu görüşü dile getiren bir psikyatri uzmanı değil, görüş beyanı ise bir araştırmaya dayanmıyor. Çocukların dayanabileceği baskı limitini hesaplamak gerekir. İyi adapte olan çocuklar ile adapte olmayanlar arasında farklar olabilir. Herkes aynı baskıya aynı derecede aynı cevabı verecek kuralı yok. Lara ve Uğur dışında intihar vakaları, aşırı risk alımı sonu şüpheli ölümler basit bir google araması ile bulunabilir. Nevzat Kaan Tuğlu... 

Bireylerin aşırı strese verdikleri yanıt birbirinden farklı olabilmektedir. Aşırı baskı, iletişim kurulan kişilerin empatiden yoksun davranması, öğrenilmiş çaresizliğin bildiğim iki etkisi olabilmektedir. A: Pasifizasyon ve depresyon. Kişi kendi kalıbına çekilir. B: Yaşam paradigmalarının değişimi. B üzerinde durmak istiyorum. Aşırı baskıya maruz kalan, kendini çaresiz hisseden kişilerin bir kısmı: benim mevcut bilgilerim, ayakta kalmak için kullandığım yöntemler, aile gibi sosyal ve parasal destklerimin tamamı yetersizdir ve yanlıştır kanısına varır. Bu kişilerin ideolojisi, sosyal çevresi gibi parametreleri kısa bir dönemde 180 derece değişebilir. Teist iken satanist olabilir. Aileden destek beklerken şeyh'ten hocadan destek arayışına girebilir. Bu aşamayı bu değişimi iyi gözlemlemek gerekir. 




Zor okul kavramını, öğrenciyi zorlama, hayat başarısı, okul başarısı gibi kavramları sistem dışında biri olarak kısa bir tanıtım sonrası edindiğim izlenimler ile birlikte yazmaya çalıştırm. Hırs yapan veliler ve zeki çocukların her tür yaramazlık yolunu kurallar ve kitapçıklar ile kapatan bir okul. İzlenimim budur. 

Sağdan Soldan Alıntıları 

Quotes from  Nedir.net
Her ne kadar bu okuldan ve hocalarindan nefret etsem de egitimine laf ettirmeyecegim okul. 
İcinde tikkysinden tut marjinaline,sapigindan tut aseksueline,kilindan tut az da olsa duzgun insanina kadar her cesit insan bulunduran nefret edilesi okul.
Yarin itibariyle sinav donemi baslayacak olan anamizi aglatacak okul.
Bu tarz okullarda okurken nefret edilir ama mezun olununca da cok özlenir.
Öğrencilerini çeşitli yollardan bir şekilde ruh hastası veya anarşist yapmayı başarmış, ota boka isyan etmemi sağlamış okul. %90 ının tikky olduğu fakat bunu alsa kabul etmeyeceği ; bahçesi sevilesi okulum.bazı hocaları gereksiz kompleksli. sınav haftasında sokar. mezun olunca herkes özlüyormuş, görecez bakalım.
Muduru harika mudur yardimcilari ise igrenc okul.
Arada bir kıl hocalar çıkar ve T-shirt'ündeki bir harf yüzünden eve gönderebilirler.

Quotes from Ekşi:
"intihar edeni hiç bir şekilde yargılamamak lazım. zira üsküdar amerikan'da okudum, intiharlarıyla meşur bir okul. güçsüz, bencil, hayatla baş edemeyen insanlar olarak tanımlanıyor intihar eden insan. benim için bir nevi bu dünyaya fazla gelen insanlar. kimseyi "güçsüz" diye yargılamak haddime değil. vakti zamanında bu şekilde de düşünmüşlüğüm vardır. 

her insan için bazı şeylerle baş etme durumu farklıdır, güçlü/güçsüz olmakla alakası yok bunun. bu saatten sonra intihar eden insanı yargılayacak halim de yok zaten. ama işte her şey o kadar kolay değil, o kadar basit değil." 07.08.2013 01:15 slade junkie

İşine geldiği zaman "amerikan okulu" işine gelmediği zaman ise "milli eğitime bağlı" olan, öğrencileri giderek kendinden soğutan ve 2008 itibarı ile kendisini özlemeyecek bir dönem mezun edecek okulum.04.11.2007 20:36 ~ 20:37 blackworld 

Öğrencilerini harcamaktan çekinmeyen bir okul. 02.05.2005 12:45 ohh jim 

Tüm öğrencilerin, öğretmenlerin başı sağolsun.. 01.05.2005 20:23 xeyn

Yasaklarıyla ünlü bir okul.  02.10.2004 22:42 fiore

Üsküdar Amerikan Lisesi Kimlik Tablosu (2014)
Kuruluş 1876
Ülke Türkiye
Şehir Bağlarbaşı Vakıf Sok. No:1 34664 Üsküdar İstanbul
Türü Yabancı Dille Eğitim Veren Özel Lise
Müdür Funda Cüceloğlu
Eğitim dili Türkçe/İngilizce/ (Fransızca/Almanca/İspanyolca(seçmeli))
Resmî sitesi www.uaa.k12.tr 

Bakılası önemli link, gerçekten önemli tıklayın bakın. 



  1. http://www.nytimes.com/2015/04/26/sunday-review/push-dont-crush-the-students.html 

2014-07-23

Ne Olacak bu Okunmamış Radyoloji Filmlerinin hali?


Okunmamış radyoloji filmleri ülkemizde sorun olmaya devam ediyor ancak ilginç olan durum kimse sorunu sorun olarak algılamıyor. Ne demiş büyüklerimiz “Sorunları sorun etmezsen sorun olmaz”. Bende huy olarak sorunları sorun edenlerdenim. Yıllarca sorun olmamış bir koruyu niye sorun ediyorsun derlerse kendi bloğunda, kendi kendine konuşuyor dersiniz. Kimseye bir müdahale  etme niyeti, olasılığı yok.

2014 yılında Avustralya  Queensland Gold Coast hastanesinde 40.000’den fazla raporlanmamış radyografi bulunması hükümet organları tarafından soruşturma konusu olmuştur.  Bu hastanede röntgen filmler sadece incelemeyi talep eden hekim tarafından görülmüş, resmi olarak radyolojik raporlanma sürecinden geçmemiştir.

Radyoloji incelemelerine en baştan başlayalım.

Röntgen dahil tüm radyolojik incelemeler bir hekim tarafından gerekli görülme ile başlar. Buna tıp dilinde endikasyon diyoruz. Bundan sonra bu kelimeyi kullanacağız. Endikasyonlar neden gerekli? Radoyolojik incelemelerin zaman ve parasal maliyetleri bulunmaktadır. Parasal maliyeti sigortacı kurum veya hasta tarafından üstlenilmektedir. Zamansal maliyeti ise radyoloji departmanı  ve hastaya yüklenmektedir.
Radyolojik inceleme sonucu bir soruya yanıt aranmaktadır.  Örneğin “Batın içinde serbest hava var mı?” sorusu. Radyolojik inceleme sonrası evet, hayır ve bilemiyoruz gibi üç durum ile karşı karşıya olmalıyız. Bilemiyoruz yanıtı ancak filmler uzman bir hekim tarafından yeterli bir değerlendirmeden geçtiyse kabul edilebilir bir yanıttır.

Waste medical films 1310305 Nevit

Endikasyonlar, filmler ve yanıtlar kayıt altına alınmazsa radyolojik işlemlerden istenilen sonucun alındığını söylemek güç.  Ülkemizde (çoğu hastane ve klinikte) yaygın olan görüş düz röntgen veya radyografinin çekilmesi ve değerlendirilmesi angarya olduğu şeklindedir.  Bu kanı çokta yersiz değildir. Bu kanıyı haklı çıkaran sebeplerin başında endikasyon olmadan çekilen filmler gelmektedir.

Bir olasılıkta aslında incelemeyi başlatmaya gerekçe olabilecek geçerli bir endikasyon yok veya klinik sorunun cevabını bu inceleme ile vermek olası değil.  Soru olmayışını şu şekilde açabiliriz. Hekim klinik muayeneden sonra tanı konusunda kesine yakın bir yargıya ulaşmış durumda ise, hastayı  tedavi etmeye hazırdır, ancak hastanın “hiçbir tahlil yapmayacak mısınız” eleştirisinden çekindiğinden bazı tetkikler istemektedir. Öylesine yapılan incelemelerde benzer senaryoları genişletmek mümkün.

Soru var ama bunun yanıtı bu inceleme ile vermek olası değil. Hastanede tomografi yok ama neden yok yanıtını işletme değil hekim hastaya anlatmak zorunda. Tecrübe bu konuşmanın her zaman tatsız olduğunu gösteriyor. İşletmenin değişmeye niyeti yok. Hastanın da durumu riskli değil, bu durumda hiçbir şey yapmadılar dedirtmemek için “şunları yaptır gel” denilebiliyor bazı yerlerde.

Waste medical films 1330847 Nevit


Hastanelerin yönetimlerine YÖK, sağlık bakanlığı gibi üst kurum ve kurullar tarafından müdahale edilip, kadroları kısıtlandıkça hastaneler raporsuz radyolojik işlemleri daha benimser hale gelmişlerdir. Radyoloji uzmanı çalıştırmak ekstra bir maliyet getirmekte. Çoğu radyoloji departmanı röntgen teknisyenleri tarafından idare edilmekte. Başında sorumlu radyoloji uzmanı bulunmamaktadır. Anadolu’da onlarca yıl radyoloji uzmanı bulunmaksızın radyoloji hizmeti veren yüzlerce hastane bulabilirsiniz. Sağlık bakanlığına bağlı hastanelerde Radyoloji uzmanına ise röntgen filmini değerlendirme karşılığı 1TL altında bir döner sermaye uygun görülmektedir.  Ülkemizde kimse radyografilerin değerlendirilmesini istemiyor.
Radyoloji uzmanının radyoloji departmanındaki bazı görevleri şunlardır.

• Cihazların uygun ve çalışır durumda olduğundan emin olmak.
• Teknisyenlerin çekimi kurallarına uygun yapıp yapmadığını denetlemek, gerektiğinde teknisyen ve cihaz değişikliğine gitmek.
• İncelemenin doğru bir endikasyon ile başladığından emin olmak.
• İnceleme sonucunu inceleyip, raporlamak.

Ülkemizde yine yaşam ve iş ortamı gerçekleri pek çok durumda radyoloji uzmanın bu görevleri yapmasına elverişli değildir.

Pek çok karar radyoloji uzmanı haberi dışında hatta radyoloji uzmanı bulunmaksızın verilmektedir. Radyoloji uzmanı varsa bile ağırlığı CEO’lar ve işletme sahipleri açısından düşüktür.

Pek çok merkezde rutin şu şekilde işlemektedir. Hastayı muayene eden hekim radyolojik isteği yapar. İnceleme gerçekleşir. İncelemeyi isteyen hekim kendi zihninde bir kanaate varır. Bu kanaatini bazen bir dosyaya not düşer.

Öyle bir ülke düşününki senede onbinlerce film çekilsin ve bu filmlerin ciddi bir değerlendirmeden geçip geçmediği bilinmesin. Alabama’da 2009 yılında dava konusu olan bir vaka serisinde 900 röntgen 272’sinde ciddi bir hastalık bulunduğu ancak raporlama sürecinden geçmediğinden  kayda alınmadığı tespit edildi.
Radyolojik raporlar hastaların şimdiki zamanına ilişkin bilgiler içerdiği gibi, gelecekte hastanın geçmişine ilişkin bilgi isteyen kişilerin başvuru kaynağıdır.

Hasta açısından bakıldığından filmin çekilmesi sürecin sonudur. İncelemeyi talep eden hekim rapor talep etmedikçe hiçbir hastanın bağımsız radyolojik görüş talep ettiğine şahit olmadım.

Hastane yönetimi açısından bakıldığında radyoloji uzmanı çalıştırmak, ekstra maliyet getiren bir süreç. Yönetim maliyet düşürmek için raporlamayı istemeyebilir.  Bu daha  az Radyoloji uzmanı ile daha çok inceleme demektir.

Waste medical films 1310285 Nevit

İncelemeyi isteyen hekim kendini yetkin hissediyorsa radyolojik raporlamayı talep etmeyebilir.  İncelemeyi isteyen hekim radyolojik görüşün kendi görüşü ile çelişeceğini hissediyorsa radyolojik raporlamayı talep etmeyebilir.  İncelemeyi isteyen hekim zaman kazanmak için radyolojik raporlamayı talep etmeyebilir.
Radyoloji uzmanı aşırı yoğunluk nedeniyle radyolojik raporlamayı istemeyebilir.  Radyoloji uzmanı ülkemizdeki gibi düşük ücretler nedeniyle radyolojik raporlamayı istemeyebilir.

2013 yılında Dublin’de yaşanan bir skandal’da şüpheli ölümleri araştırmak üzere kurulmuş bir kurulun 57.000 raporlanmamış filme rastlaması ile ortaya çıktı.

2006 yılında Zachary James kuzey Philadelphia’da aort anevrizması patlaması sonucu hayatını kaybettiğinde istemi yapan hekimin radyolojik incelemeyi görmediğini, nöbeti devrettiği meslektaşının da radyografiyi görmediği ortaya çıkmıştı. Sonuç olarak mahkeme hasta yakınlarının 2.000.000$ üzerinde bir tazminat almayı hak ettiğine karar verdi.

Değerlendirilmemiş radyolojik incelemeleri sadece radyolog, isteyen hekim veya hastane sorunu olarak görmemek gerekir. Kağıt üzerinde istatistikleri düzeltme amaçlı değerlendirmeler yaptırmak da sorunu çözmeyecektir.  Sorunu sorun etmezsek sorun kalmaz ama sorun etmek istiyorsak buna sağlığa yakışır bir ciddiyet ile bakmak gerekir.


Waste medical films 1340431 Nevit