2020-08-01

İkinci versiyon İnsan, Üçüncü versiyon Yaşam

İkinci versiyon İnsan, Üçüncü versiyon Yaşam

Dr. Nevit DİLMEN
04/04/2020, İstanbul
nevitdilmen@sonomed.com.tr

Bezelye dergisine bu daveti için teşekkür ederim. Ağırlıklı olarak genetikçilerin okuduğu bir dergiye nasıl katkı verebilirim diye düşündüğümde yaşamın ta kendisi konu olabilir diye bir fikir aklıma geldi. Yazının başlangıcı bugün, devamı geçmiş ve geleceğe ilişkindir. 

Bu yazının yazıldığı tarihlerde SARS Coronavirus 2’nin yol açtığı COVID-19 pandemisi hepimizin beklenmedik şekilde tarihe tanıklık etmemize yol açtı. Bazen gönüllü, bazen zorunlu olarak bu değişiklikleri yaşantımıza yansıttık. Bu vesile ile yaşamımızı temellendirdiğimiz sütunları gözden geçirmemiz fırsatı doğmuştur. Tsunami, çığ, deprem gibi felaketler, ani değişim yaratmaları açısından COVID-19’a benziyorlar. Nassim Taleb’in Siyah Kuğu adlı kitabı olası görünmeyenin etkisini anlatıyor. Olası görmediğimiz senaryoların etkisi COVID-19 gibi büyük olabilir.  Siyah Kuğu olasılığı düşük, etkisi büyük olayları simgelemektedir. Bahsetmek istediğim başka önemli bir etki ise Dunning-Kruger etkisidir.  “Yetkin olmayan insanlar, kendi becerilerine aşırı değer verme eğiliminde olup, yönetici olmayı hak ettiklerini düşünürler. ” Bu etkiye cahil cesareti veya kifayetsiz muhteris diyebiliriz ama aslında ikisini birden tanımlamaktadır. İnsanoğlunun kendini değerlendirme yetisi zayıftır ve bu kişiler güç sahibi ise bu zaafın etkisi büyük olur. Bilim insanları kuşkucudur, öte yandan aptallığın zirvesinde olanlar her şeyi bilirler. COVID-19’a bilim insanlarının tüm uyarılarına rağmen hazırlıksız yakalandık. Vincent ve arkadaşları 2007’de Clinical Microbiology Review dergisindeki yazılarında Koronavirüs konakları ve Çinlilerin yeme alışkanlıklarını birlikte ele aldıklarında bir koronavirüs salgını olasılığını patlama olasılığı yüksek bir bombaya benzetmişlerdi. Bilim insanlarından belki en önemlisi Dr. Li’dir. Dr. Li Wenliang 30 Aralık 2019'da Wuhan, Çin'de meydana gelen koronavirüs salgınını tespit edip acil durum uyarısında bulundu. 3 Ocak 2020'de Wuhan polisi tarafından tutuklandı, bir süre sonra görevine geri döndü ve maalesef 7 Şubat 2019’da Koronavirüs hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi. Onu tutuklayan yetkililer hala görev başındalar. Bundan sonra uyanık olmalıyız, hazırlıklı olmalıyız, bilimsel yöntemle düşünmeliyiz. Almanya, Kore ve Japonya yaygın eğitime önem verdiler ve meyvesini COVID-19 salgını sırasında topladılar. Yaşamımızda önemli ve önemsiz sıralarını değiştirmek gerekiyorsa belki şimdi tam zamanıdır. Anladık ki, virüs, din, dil, ırk statü tanımıyormuş, eşitlikçi imiş. Anladık ki kendimizi daha iyi yetiştirmeliyiz, dünyayı yöneten bazı kişiler sandığımız kadar bilgili ve hazırlıklı değillermiş. Anladık ki hiç bir ülke dünyanın tek başına sahibi değildir, global felaketler hepimizi etkiliyor. Anladık ki Çin'de bir yarasanın kanat çırpması, benim evden çıkmamı etkileyebilirmiş. Sağlıkçılar ve bilim insanları bir süredir unutulmuşlardı, ancak durmadan çalışıyorlardı. Anladık ki yaşam yoksa, sağlık yoksa, futbolun, eğlencenin, modanın, savaş aletlerinin bir değeri yok. Global, gerçek problemlerle karşılaşınca ulusal bütçelerden bilim dışı alanlara ayrılan payların ne işe yaradığını sorgulamaya başladık.  

Bilim aynı zamanda büyük bir güçtür. Bilim insanı olarak bu güç ile yaptığımız değişikliklerin nereye varacağını yine bilimsel yöntemler ile düşünmeliyiz. Yaşamın küçük yapı taşlarına ilişkin bilimsel bilgimiz 1600 lerde Antonie van Leeuwenhoek adlı kumaş tüccarının mikroskobu keşfetmesi ile başladı.  

Güneşin 4,6 milyar yıl, dünyamızın 4,5 milyar yıl önce oluştuğu düşünülüyor. Yaşamın nasıl başladığını tam olarak bilmiyoruz, ancak kimyasal çoğalmaların (abiyogenez) hücre zarı ve içinde gerçekleşen süreçler olarak devam ettiğini tahmin ediyoruz. İlk bakteriler 3.8 milyar yıl önce ortaya çıktılar. Ökaryotlar yaklaşık 1.6–2.1 milyar yıl önce ortaya çıktılar. Çok hücreliler 1.5 milyar yıl önce görünmeye başladılar. Birden fazla hücrenin aynı canlı içinde bulunması iletişim gereksinmesini doğurdu. Hücreler, bir biri ile kimyasal maddeler salarak veya elektriksel uyaranlar göndererek haberleşmeye başladılar. Bunu  takiben hücrelerde özelleşme görülmeye başladı. Bir kısmı algı üzerinde özelleşti; bazıları ise canlıyı hareket ettirmeye yarayan hücrelere dönüştü. Algılanan bazı uyaranlara karşı refleks adı verilen, otomatikleşen hareketler ortaya çıktı. Hücreler arası iletişimde özelleşen hücreler giderek beyin adlı yapıyı oluşturmaya başladılar. Canlı, bilgi işleyen bir sisteme dönüşünce, deri, göz, gibi farklı algılayıcılardan gelen bilgiler ilintilendirme, işleme ve depolamaya başladı. Bilgi işleyen hücreler canlıların sinir sistemini oluşturdu. Bunlar olup biterken canlılar çeşitlendi, başarılı canlılar nesillerini devam ettirdi, yaşamda kalmayı başaramayan, çoğalamayanlar tükendi gitti. Yaklaşık 500 milyon yıl önce çok hücreli canlılardan balık olarak başlayan ve omurgalı adı verilen bir grup canlı, sinir sistemini özel bir şekilde organize etti. Omurgalılarda beyin ve ona bağlı omurilikten oluşan, merkezi bir sinir sistemi bulunuyordu. Bu merkezden, duyu ve eylem organlarına bağlanan çok sayıda duysal ve eylemsel sinir, iletişimi sağlıyordu. Beyin ve omuriliği sert kemikler koruyordu. Bu başarılı tasarım, 65 milyon yıl önce, bugün bizim de içinde bulunduğumuz, memeli türünün başlangıcı oldu. Sadece primatlarda değil, topluluk halinde yaşayan canlılarda bir takım sesler, işaretler ve vücut dili iletişim amaçlı kullanılmaya başlandı. Birlikte hareket etmek, fırsatların ve tehlikenin varlığını duyurmak için bu işaretler kullanıldı. 15-20 milyon yıl öncesinde primatların atasını, 2.8 milyon yıl öncesinde ise hominidlerin fosillerini görmeye başlıyoruz. Bizim diğer canlılardan  farkımızın ne olduğunu  soracak olursak, kültür kelimesini yeğlerim. Bildiğiniz gibi, diğer canlıların birbiri ile iletişim için kullandıkları yöntemler mevcut. İnsanoğlu, bireyler arası bu iletişimi başka bir boyuta taşıyabilmiştir. Konuşma yetimiz, 1-100 kişilik küçük gruplarda karmaşık kavramların iletişimini mümkün kılmıştır. Resim çizme ve yazılı iletişim, kavramların aktarılmasında zaman ve mekan sınırını ortadan kaldırmıştır. 




1856’da başlayan, dergimizin de ismini aldığı bezelye deneyleri ile Gregor Mendel, genetiğin temelini atmıştır. 1910’da Thomas Hunt Morgan, genlerin kromozomlar üzerinde olduğunu buldu. DNA, ilk kez 1869 da İsviçreli hekim Friedrich Miescher tarafından, nüklein adı ile izole edildi. 1878’ de Albrecht Kossel DNA’dan beş baz çifti ayrıştırdı. 1962’ de Franklin, Watson, Crick, ve Wilkins DNA yapısını ortaya çıkardılar. 

Uzun gelebilen bu giriş, aslında milyarlarca yıl süren geçmişimizde son bir kaç yüz yılın önemini ortaya koymak için yeterlidir. Ürettiğimiz alet ve makinelerin bilgisine teknoloji diyoruz. Bilgiyi belirli yöntemler ile işleme ve sınamaya bilim diyoruz. Düşünceyi belli yöntemler ile işleme ve sınamaya felsefe diyoruz. Kuşkusuz 1430 larda matbaanın Johann Gutenberg tarafından icadı yazılı kültürün ve bilimin hızlı gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Matbaayı rönesans ve aydınlanma çağı izledi. 1632’de doğan John Lock kralların gücünü sorgular, krallık gücünün tanrısal ve mutlak olmadığını, insan canını almayı kapsamadığını ifade eder. Montesquieu, yürütme, yasama ve yargı güçlerinin tek kişi elinde olmasının tehlikesine değinir. Rousseau, yönetme gücünün yöneten ve yönetilenin kabul ettiği toplumsal bir sözleşme ile mümkün olduğunun altını çizer. Voltaire ise, yönetenlerin tek bir dinin veya grubun temsilcisi gibi davranmaması gerektiğini, ancak bu şekilde barışçıl bir yönetimin mümkün olduğunu söyler. Yeni kıtaların keşfi, elde edilen müthiş zenginlik ve batılıların kendi toplumlarında sağladığı özgürlük, önce Avrupa sonra Amerika'yı bilim ve teknoloji merkezine dönüştürür. 

Elektrik ve elektronik ile ilgili keşifler, yüzlerce kişinin katkısı ile günümüze kadar gelmiştir. 1737 doğumlu Luigi Galvani’nin kurbağa galvanoskopu, canlılarda elektriksel iletinin önemini gösteren önemli deneylerden biridir. Bu deneyin, 230 yıl sonra gelmiş olduğu aşama ise, halen kullanmakta olduğumuz koklea implantlarıdır. Geliştirilmekte olan başka bir örneği ise insan beyni - bilgisayar arayüzleri veya daha bilinen örneği ile, 1971 doğumlu, girişimci Elon Musk’ın kurmuş olduğu Neuralink şirketidir. 

Bilgi işlemeye yardımcı araçlar abaküs ile başlayıp, elektroniğin gelişmesi ile hesap makineleri ve bilgisayar olarak devam etti. Beynimiz birkaç milyar yılda bugünkü haline gelmiş karbon bazlı bilgi işleyen bir sistem iken, insan üretimi silikon bazlı bilgi işleyen sistemlerin geçmişi 1907’de vakum tüplü triode, 1925 de Kanadalı Julius Edgar Lilienfeld, 1947’de John Bardeen, Walter Brattain ve William Shockley’ ın katkılarıyla, silikon bazlı transistörün icadı şeklinde özetlenebilir. Claude Shannon 1937’de 21 yaşındayken, MIT’de tüm zamanların en iyi tezi kabul edilen, elektronik bilgi işlemenin temeli olacak tezi yazdı. Tezde, röle gibi ikili anahtarlama sistemleri ile elektriksel bilgi işleme anlatılıyordu. Shannon 1948 yılında ise Bell laboratuvarında bilgi kuramını yazdı. 1948'de Norbert Wiener, Sibernetiği "hayvan ve makinedeki kontrol ve iletişimin bilimsel çalışması" olarak tanımladı. İlk bilgisayar olarak tanımlanabilecek ENIAC siparişi, 1941 yılında Pennsylvania Üniversitesi'ne verildi. 1945 yılında ENIAC çalışmaya başladı. 1950 yılında, Mind adlı felsefe dergisinde, Alan Turing'in “Computing Machinery and Intelligence” başlıklı makalesi yapay zekanın devrim noktalarından biri oldu. 

Yazının bundan sonraki kısmı, geleceğe ilişkin olduğu için bilim kurgu olarak düşünülebilir. Bu bölümde yazıların ne kadarının gerçekleşeceğine bilim insanları, siyasiler, güç ve para odakları yani insanlar karar verecekler. Önümüzdeki 50 -100 yılın bizlere neler getirebileceği konusunda tahminler yürütmeye çalışacağım. Sağduyumuzu hepten kaybedersek seçeneklerimizi dünyamızdaki kaynaklar ve kontrol edemeyeceğimiz olaylar dizisi belirleyecektir. 

Yaşam 2.0

worth1000.com
Genetiği değiştirilmiş tek ya da çok hücreli canlıları Yaşam 2.0 olarak adlandırabiliriz. Genetiği değiştirilmiş organizmalar halen bizim için pek çok iş yapmaktadırlar. Bunlardan tek hücreli olanlar, protein üretiminden, gıda, antibiyotik üretimi ve hammaddeye kadar, yeni bir endüstrinin temelini oluşturdular. Bunlar artık bilim kurgu değil. Genetiği değiştirilmiş bitkiler daha çok ürün veya sık görülen zararlılara karşı dirençli hale getiriliyor. Genetiği değiştirilmiş büyük hayvanların yeni amaçlar için kullanımı mümkündür. Örneğin yüzey antijenler yok edilmiş knock-out hayvanlar insanlar için yedek organ umudu olarak görülmekte. Genetiği değiştirilmiş organizmalar değil, genleri sıfırdan yazılmış, tasarlanmış organizmalara ne demeli? Tek hücreli olanlar artık hayal ürünü değildir. Hala bilim kurgu olan, çok hücreli tasarlanmış hayvanlardır. Omurgalılardan daha iyi bir tasarım olamaz mı? Nesli tükenmişleri yeniden üretmek nasıl olur?

İnsan 2.0 

Bugünkü insan 1.0’dan ikinci insan sürümüne geçmeye, Artı-insan, transhuman veya insan 2.0 için hazır mıyız? Bugünkü insanın gelişimi, uzun ve doğal iken, ikinci sürüm insan ise çok daha hızlı ve tasarıma dayalı olacaktır. 

Transplantlar ve farklı implantlar ile, insanı yamayabilmek mümkün olsa da transplantlar ve implantlar artık bizi şaşırtmıyor. Hastalıkları ve kusurları giderilse bile o insan hâlâ aynı insandır, insan 1.0’dır. 

Genetik bilgideki  patlama ve insanın değişime yol açma konusundaki istekli doğası, insanın 2.0 versiyonunu yakın gelecekte görmeyi kaçınılmaz hale mi getirecektir? Bu insana ne demeliyiz? Yüz binlerce yıldır insanlar, renkler, görünüşler ve bireyler arası farklılıklara karşın, tek bir tür olarak kaldı.

Kendi aralarından eş seçiminde, daha iyi bir yavru dünyaya getirmeye çalışan kraliyet aileleri ve aristokratların çabaları başarısız oldu. Bu tarz çabalar, küçük gen havuzundan kaynaklan doğum kusurlarına yol açtı. Yavrularının avantajlarını, bireysel üstünlüklerinden ziyade, sahip oldukları, sosyal ve parasal aile ağının üstünlüğünden kaynaklanıyordu.

Worth1000.com
Ari ırk üretmeye çalışan öjeni çalışmaları da başarısız oldu ve yasalara aykırı birer eylem olarak kaldı. Ancak yasalar da insan yapısıdır ve değişmez değildir. Şimdi, insanlık tarihinde bir kez daha büyük bir değişim potansiyeli vardır.

Bu yeni durumu yönetmek için değişimin tüm etkilerini açıkça tartışmalıyız.

İnsan genomunun genetik manipülasyonu hem bilim çevrelerinde hem de toplumda, tabu olarak görülmüştür. Frankenstein'ın filmleri, on yıllar önce, henüz gerçek genetik manipülasyonlar yokken, TV’ lerde yayınlandı. Frankenstein, fiziksel yetenekleri artmış ancak zihinsel olarak engelli bir bireydir. Marvel filmleri, bazıları iyi, bazıları kötü niyetli, çoğu fiziksel olarak yetenekli karakterler arasında savaşlar şeklinde senaryolandı.

Uçan süpermen veya el bileklerinden ip püskürtebilen örümcek adamı bir süreliğine unutun. Bir gorilin kas gücüne sahip bir insan yaratmak, mevcut teknoloji ile çok uzak değildir. Böyle bir varlık, kas ve beynin artan güç gereksinimleri nedeniyle metabolik olarak dezavantajlı bir birey olacaktır. Ancak günümüzde beslenmek büyük bir sorun değil. Bu yüzden çok uzakta olmayan ve olası bir senaryo ile karşı karşıyayız. Peki, böyle bir değişim ile toplumda kim daha çok kazanacak ve kim kaybedecek? İşgücü köleliğinin ve insan (?) mülkiyet yasaları ile ilgili soruların yanı sıra, özgürlükler ve üreme ile ilgili sorularımız olacaktır. Genetiği değiştirilmiş varlık normal bir insanla çiftleşebilir mi? Kendi özgür iradesi ile aşık olup, çocuk sahibi olabilir mi? Bu radikal değişimlerin sonuçları ne olur?

Her şey yolunda giderse, yeni insanların birçok versiyonuna sahip olacağız. Üretilmesi mümkün olabilecek tüm egzotik bireyleri hayal etmem mümkün değil. Bir an için her şeyin yolunda gittiğini düşünelim. Farklı özelliklerde bireyler, bazen de kişi başına birden fazla artı özelliğe sahip bireylerimiz olacaktır. Gelin böyle bir insanın geliştirilebileceği genel alanları düşünelim.

Daha iyi duyusal yeteneklere sahip bireyler olabilir. Küçük nesneleri görebilen, yüksek çözünürlüklü görme yeteneği olan bireyler. Uzaktaki minik nesneleri seçebilen,  kartal görüşlü bireyler. Görme duyusuyla  devam edelim; X-ışını, radyo dalgası, kızılötesi ve ultraviyole gibi görme aralığımızın dışındaki spektrumu görebilen bireyler. Bizim göremediğimiz küçük renk varyasyonlarını ayrıştırma yeteneği olan kişiler. Dairesel ve çizgisel polarize ışığı görme yeteneği olan bireyler olabilir. Ya da karanlıkta ve düşük ışıkta görme yetisine sahip bireyler. Daha hızlı, anlık veya bitkinin büyümesi gibi yavaş değişimleri izleyebilen bireyler ve daha nicesi.

İnsan 2.0 topluluğunun bazı bireyleri ekolokasyon yeteneğine sahip olabilirken, bazıları ses dalgaları ile görme yetisine sahip olabilir. Daha pes ve tiz sesleri duyabilen bireylere sahip olabiliriz.

Kuşlar gibi jeolokasyon yetisi sahibi olabilir miyiz? Neden olmasın? 

Daha iyi dokunma duyusu, daha iyi koku, daha iyi tat vb. Doğa, daha iyi duyabilen kedi ve köpekler gibi yüzlerce örnekle doludur. Aslında bir genetikçinin yapamayacağı yoktur. 

İyi alıcı ve sensörlere sahip insanların yanı sıra, fiziksel görevlerde normal bireylerden daha iyi performans gösteren güçlü ve çevik bireylere sahip olabiliriz. Koşucular, yüksek ve uzun atlayıcılar, yüzücüler ve bunun benzeri; yunus gibi yüzenler, deniz kızları, yarasa gibi uçanlar, sentorlar gerçek olabilir mi? 

Yine başka bir kategori, daha iyi zihinsel yeteneklere sahip bireyler olabilir. Matematik, ezber, mantık, akıl yürütme, istatistik ve bunun benzeri yetiler.

Kategoriler henüz tamamlanmadı. insanlar daha dayanıklı olacak şekilde değiştirilebilir. Neye karşı dayanıklı? Ne istersen ona dayanıklı. Şoka, soğuğa, ısıya, açlığa, kesiklere, virüslere, bakterilere karşı dayanıklı. Mesela vampir yarasaların immün sistemi bakteri ve virüslere karşı daha fazla dayanıklıdır. Çünkü kanını emdikleri canlılar hasta ise çok sayıda organizma ile baş etmek durumundadır. 

Hayat denen şeyin saati, süresi DNA'mızda saklı ise, bu süreyi sonsuz yapabilir miyiz? Bazı insanlar için arada bir on yıl daha uzatabilir miyiz? DNA mızı Bilinen tüm hastalıklardan arındırabilir miyiz? 

Genetiği değiştirilmiş bireyler sadece büyüleyici olmak için üretilebilir. Tüm insanlar güzel bebekleri, güzel kız ve erkek arkadaşlarını sever. Sahte dudaklar ve memeler, sahte sarışınlar bir gün tarih olabilir. Kim metalik mavi saçlı veya mavi renkli tenli bir çocuk isteyebilir? Ya da kırmızı gözler?  Kimse tabii ki; ama bunlar menüde seçenek olarak bulunuyor.

Şimdi biraz daha bilim kurguya gireceğim. Daha fazla modifikasyon, daha radikal değişiklikler. Fotosentez yapan hayvan üretilebilir mi? Kendi enerjilerini kısmen de olsa üreten insan 2.0lar? Plastik yiyen, benzin, selülozu enerji kaynağı olarak kullanabilen insan türevi olur mu? Uçan, amfibi gibi, balık gibi bir solunum sistemi olan, su altında nefes alabilen veya uzun süre nefes tutma yeteneği olan bireyler? Belki de enerji alımı, üretimi ve harcaması, ömür boyu tamamen ve sıfırdan yeniden programlanabilecek.

Toplumumuzun mevcut yapısı para, ödemeler ve mülkiyete dayanmaktadır. Ödeyenler her zaman ödediklerini geri istiyorlar. Öyleyse, tanımlanan bu bireylerden herhangi biri, bir bireyden, şirketten veya ülkeden gelen para arzı üretilmiş ise, ne olur. Kim neye sahip? ABD ve Avrupa'daki teknoloji firmaları tarafından tasarlanan küçük genetik dizilerin patent ve telif hakkı için savaşımlar sürüyor. Bu genetiği değiştirilmiş bireylerin, bir nesil veya birden fazla nesil ödemeye karşı köle mi olacaklar? Yoksa üretim masrafları borcu veya köleliği olmadan peşin ödenir mi? Kim neyin sahibi? Gelecek dönemde 1.0 ve 2.0 sürüm insanlar kendi kanaati ve özgür iradesini kaybetmiş bir insanlık mı olacaktır? Değişim çok çabuk ilerliyor, 1984 vari kontrolun ve verilerin sahibi, küçük bir elit zümre oluşması tehlikesi var. Diğerleri de ister 1.0 ister insan 2.0 olsunlar, idare edilenler olurlar. Bugün insan 1.0 olarak pek çok parametremiz izleme altında. Cep telefonumda ve saatlerde onlarca sensör her şeyi ölçüp kaydediyor. Yaşadığımız nesil son bağımsız özgür düşünebilen insan nesli midir? Bundan sonra, bizim çocuklarımız bağımsız olabilecek mi? 

Yukarıdaki karmaşıklık yeterli gelmiyorsa birazdan konu edeceğim uzaktan kumanda, cyborgları ve klonları ekleyin lütfen.

Sadece başlangıçta her şey yolunda giderse dedim; ancak ya yolunda gitmezse? Üretim hataları ve tasarım hataları hakkında ne düşünüyorsunuz. Beklenmedik sonuçlar, Frankenstein gibi bireyler üreyebilir. Belki doğumdan önce üretim hatalarını teşhis edebiliriz. Bazıları birey küçükken erken yaşta teşhis edilebilir. Bazıları yaşamın sonlarında bile teşhis edilemeyebilir. 1800’lerde adaletten kaçmayı başaran bir karındeşen Jack vardı. İnsan, suç eylemlerinden bildiğimiz gibi, belirgin ve görünür karakterin yanı sıra, herkeste gizli ve saklı ikinci bir karakter mevcuttur. Genetiği değiştirilmiş insan türevi de muhtemelen öyle olacaktır. Yaşamla bağdaşmayan hataların yönetilmesi kolay da, küçük, gizli ve ince olanlar nasıl anlaşılacaktır? Hatalı üretimler ile ilgili ne yapılmalı? Küçük bir hata için öldürülmeli mi, hapsedilmeli mi, hareketsiz hale mi getirilmeli, süresiz olarak uyutulmalı mı, topluluk üyesi olarak mı muamele görmeli veya aforoz mu edilmeli? 

İnsanlarla veya farklı tipte insansılar ile melezleşmeler ile ilgili sorunlar ortaya çıkarsa ne olacaktır?

Zengin ve nüfuzlu birileri yedek organ kaynağı olarak kendi kopyalarını yaratabilmeli mi? Bu soruyu da bir kenara bırakalım. 

Sayıları ve potansiyel avantajları göz önüne alındığında, yeni versiyon insansıların yavruları, ve torunları dünyaya hakim olabilirler. Bunların insanların kölesi olduğu senaryosundan bahsettik, ancak 5 nesil sonra biz onların kölesi olursak ne olacaktır? Soruların yanıtı sadece koşullara, dengelere ve bu sorulara vereceğimiz yanıtlara bağlıdır. Biz ve onlar. Zayıf ve güçlü. 

Yaşam 3.0 

Yaşam 3.0’ı nasıl tanımlamalıyız? Genetiği değiştirilmiş olarak mı? Nanoteknoloji kullanılmış varlık olarak mı? Bilinci olan Robotik bir varlık olarak mı? Sibernetik bir varlık olarak mı? 

Elektronikten biyolojiye uzanan çok çeşitli teknolojiler için, verileri farklı biçimlerde ve farklı zaman ölçeklerinde ele alabilirsiniz. Karbon bazlı bir yaşamın, bir kaç milyar yılda nasıl geliştiğini gözden geçirdik. Yaşamı, bilinci olan, bilgi işleyen sistem olarak tanımlarsak böyle bir yaşam silikon bazlı bir yaşam olabilir. Silikon varlığın üreme gibi bir işlevi olmayabilir. Ancak farkındalığı olan bir varlıktır. Makinelerin bilinçli olup olamayacağı tartışmalı bir sorudur. İnsan beyninde bilincin nasıl ortaya çıktığına dikkatlice bakılmalı. “Bilinç” kelimesinin beyindeki bir kaç düzeyde bilgi işlemenin bir araya getirdiğini düşünebiliriz; (C0) Bilinç dışı bilgi işlemleri, gözdibi, kokleadaki işlemler gibi. (C1, ilk anlamda bilinç) Farkındalık için bilgi seçimi, (C2, ikinci anlamda bilinç) Subjektif bir doğruluk ve yanlışlık duygusu için varlığın kendi kendini izlemesi. Bu tanımların yeni tip bir makine mimarisine nasıl ilham verebileceklerini düşünün. “Nosce te ipsum” Ben Kimim? Kendini Bil! Kendini tanımaya yönelik bu soruyu birkaç açıdan irdeleyebiliriz. Ben’in anlamı, ben’in hedefleri, ben’in farkındalığı. Farkındalığı ise bedensel farkındalık, istemin farkındalığı, topluluk farkındalığı, öz öyküsünün farkındalığı gibi alt başlıklara bölebiliriz. İster silikon, ister biyolojik olsun, bu farkındalıkları olan varlıklar ile anlamlı iletişimler kurabiliriz. İnsanın yapabildiği her şeyi yapabilen ancak üreme yetisi olmayan bu varlığa isterseniz yaşam 3.0 dışında başka bir isim de verebiliriz. Marvin Minsky 1970’de “Bir nesil sonra yapay zeka yaratma sorunu büyük ölçüde çözülecek.” dedi. Hala çözülmemiş olması çözülmeyeceği anlamına gelmez. Biyolojik yaşamın uzun evrimini hatırlayın. İlk resmi cyborg

Şu anda yaşadığımız belki de son normal insan jenerasyonu sonrası, insan bilgisayar karışımı hibrit varlıklar, çeşitli insan 2.0 varlıkları ve silikon bazlı yaşam 3.0 olasılıkları mevcuttur. 

Elektroniğin 100 yıllık kısa yaşam süresinde gelmiş olduğu nokta şaşırtıcıdır. Bilgisayarların gelişimini sadece Moore yasaları ile ölçmek yanıltıcı olur. Bilgisayarların öğrenme yöntemi değişiyor. Makine öğrenmesi, derin öğrenme adı verilen yöntemler ile makineler kendi kendine öğrenmeye başladılar bile. Bugün yapay zekadan bahsederken bilinçdışı ancak zeki tahminlerde bulunan makinelerden bahsediyoruz. 

Hidrojen, yeterli zaman verildiğinde insanlara dönüşen hafif, kokusuz bir gazdır. 1995’ te Edward Robert Harrison’ ın dediği gibi “Karbon ve Hidrojenden zekanın gelişmesi için milyarlarca yıl geçti”. Silikon yaşam için ne kadar daha bekleyeceğiz? Topu topu 100 yıllık geçmişi olan silikon bazlı elektronik hızla ilerliyor. 

Bilgisayarları düşünelim. İlk bilgisayar kodlarını hep insanlar yazdı. Kendi kendini üretebilen bir makine, bir insanın yapacağı son makine olacaktır. Özel bir bilgisayar düşünün bilgisayara ait programlarda hataları ayıklayıp yeniden kodlayan. Kendi programını yazan bilgisayar çok mu uzak? Ya kendi işletim sistemini yazan bilgisayar? Kendi donanımını üreten? Bilgisayarlar o aşamaya geldiklerinde bu yetilerini sizden saklayacak kadar akıllanırlar mı? Bilinç sahibi olabilirler mi? Bunlar kuantum bilgisayarlar mı olacak? Neuralink gibi girişimler o güne kadar başarılı olmuşsa biz onların birer kuklası olur muyuz? Bir bilgisayar başka bir bilgisayarın kuklası, kölesi olur mu? Yanıtlanması, üzerinde düşünülmesi gereken bunca soru varken, ne yaptığımızı düşünmeden ilerlemecilik adına bir şeyler yapmaya devam etmeli miyiz? Biz devam etmez, ancak başkası devam ederse ne olur? 

Kısa bir karşılaştırma ile yazıyı bitirmek istiyorum. Bezelye, genetik dergisi olduğu için genetik olarak oluşturulmuş veya genetiği değiştirilmiş organizmalar ile, silikon varlıkları, başarı açısından değil, yaşam döngüsü açısından, karşılaştırmak istiyorum. Örneğin genetiği değiştirilmiş bakteri veya maya hücresi kısa bir döngüye sahiptir.Yeni nesil bir insan yaratıldığını varsayalım. Çocukluk, ergenlik, erişkinlik derken, yaratımızın, deneyimizin sonucunu görmek 20 yılı bulacaktır. Her test ve hata düzeltme için (debug) bir 20 yıl daha geçmesi gerekecektir. Oysa yazılımsal bir varlık, yarım saatte düzeltilip yeniden çalıştırılabilir. Sibernetik varlıklar için tahminler daha çeşitli olacaktır.

Yazılacaklar bitmez ama yazı bir yerde bitmelidir. Bu kavramlar sadece düşünmemiz için ortaya atıldı. Umarım düşünmemiz için bir nüve olabilmiştir. Sevgili bezelyeciler, size bıraktığımız dünyanın nasıl bir dünya olduğunu biliyoruz. İyi niyetle yapılanlar, çoğunlukla insanlığa faydalı oldu, ancak iyi niyetli buluşlar bazen kötü niyetli insanlar tarafından kötü amaçlar için kullanıldı. İnsan olarak hepimize görevler düşmektedir. Hedef belirterek yazıyı bitirmek istiyorum: Farklılıklarımızı bir kenara bırakarak dünyamızda, insan ve diğer yaşam formlarının, birlikte barış ve mutluluk içinde yaşayabilmeleri amacıyla; hepimizin gelişimini gözetecek yollar ve yöntemler bulmak üzere hep birlikte düşünüp, çalışmalıyız. Nobel vasiyeti ne için çalışmamızı öneriyor? “İnsanlığın en büyük yararı için.”  

Kaynaklar:


2020-07-01

Medikritik Röportaj

Medikritik Röportaj

1)Merhaba Nevit bey, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?


Merhaba, Tıp Doktoru ve radyoloji uzmanıyım. Tıp Eğitimi ve radyoloji ihtisasımı, İstanbul Tıp Fakültesinde tamamladım. Farklı alan ve disiplinler ile ilgili bilgi edinmeyi, deneyimlemeyi seviyorum. Ortaokuldan başlayan bir dönemde fotoğraf ile ilgilendim. 5 arkadaşım ile birlikte fotografım.com adlı siteyi kurduk, aynı arkadaşlar ile 2004’te “fotografim.com fotoğraflar yorumlar” adlı bir kitabı çıkardım. 1984’de Çapada Prof.Dr.Hilmi Sabuncu hocamızdan kodlama dersi aldım. Ekşi sözlüğe bakarsak ben bir grafikerim. MR Pipo adlı bir grafik kitabım var. Kafiye sözlüğü adlı başka bir e-kitabım mevcut. Bir dönem elektronik devre projeleri yaptım.  İlgi alanımda zaman ile değişmeler oluyor. 2015’de medikal üç boyutlu baskılar ile ilgilendim. 2018 yılında renkli MR projesi ile yılın inovatif dahili bilimler doktoru seçildim.  2019’da Sağlıkta İşbirliği Platformundan hocalarımız ve arkadaşlarımız ile kurduğumuz “Sağlıkta Yapay Zeka Topluluğu” üyesiyim. Sağlık bilimlerinde Yapay Zeka Kitabının 5 editöründen biri ve Radyoloji bölümü yazarıyım. “Sağlıkta Yeni Nesil Teknolojiler” kitabında Renkli MR bölümünü yazdım. 

2) YZ olgusuna dair kafalarda bir çok soru var. Tam olarak ne olduğu toplumda yaygın bilinmiyor. YZ’nın ne olduğunu bir de sizden dinleyebilir miyiz?


Yapay zekayı tanımlamadan önce, zekayı tanımlamakta yarar vardır. Turing, yapay zekayı insan zekası ile kıyaslayarak tanımlamaktadır. Peki zeka nedir? Alex Wissner-Gross TED konuşmasında, zekayı gelecekteki hareket özgürlüğünü azami yapan güç olarak tanımlamaktadır.

Zeka nedir? F = T ∇ Sτ
“Gelecekteki Hareket Özgürlüğünü Azami Yapan Güç” Alex Wissner-Gross

F yönlendirilmiş bir kuvvet 
T sistem sıcaklığıdır, 
Sτ, τ (tau) zaman içinde ulaşılabilen tüm durumların entropi alanıdır. 
∇ Son olarak, ∇ the nabla operatörüdür. Bu, en çok hareket özgürlüğüne sahip durumun yönüne işaret eden gradyan operatörüdür.

Psikolojik zeka testlerinde, yanıtı belirlenmiş sözel, sayısal ve görsel problemleri, ilintileri en hızlı ve yaratıcı şekilde çözen kişiler, yüksek zekalı olarak addedilmektedir. Topluluk ortalaması 100 olacak şekilde IQ adlı bir skor ile belirtilmektedir.  

Bugün yapay zekadan bahsedildiğinde, çoğunlukla makine öğrenmesi, derin öğrenme gibi yöntemler ile problem çözme yetisi kastedilmektedir. Bu yöntemler, yapay sinir ağları adı verilen bir mimari ile, gösterilen örneklerden, kendi kendine öğrenen ve daha sonra öğrendiklerini uygulayan algoritmalardır. 

3)YZ’nın tıpta kullanım alanları gelecekte neler olacaktır?


Önce şu soru ile başlayalım; biz yapay zekadan  ne bekliyoruz? Belki de çok şey bekliyoruz! Bugün gelmiş olduğumuz noktada, pek çok meslekte, eğitilmiş insan kaynağı darboğazı yaşamaktayız. Öte yandan, yaşlanan nüfus ile nüfus piramidi öncelikle silindir daha sonra ters piramit şeklini alacaktır. Yani artan yaşam süreleri ile yaşlı nüfus artacak, genç nüfus azalacaktır. Bilindiği gibi, yaşlı nüfusun sağlık problemleri gençlerden daha fazladır. Kısa süre sonra, yaşlanmış, çok sayıda problemi olan bir popülasyon ile baş edecek bir sağlık ordusuna ihtiyaç duyacağız. Radyolojide artan görüntü sayısı, değişen ve yeni modaliteler karşımıza artan iş yükü olarak çıkmaktadır. Yapay zekadan aşağıdaki yardımları bekliyoruz:

  • Hız Artışı
  • Daha Yüksek Başarı 
  • Daha Düşük Maliyet 
  • Ulaşılabilirlik 
  • Tanıya Destek
  • İşlerde Kolaylık sağlama / Yardımcı olma
  • Öngörüsel (prediktif) değerlendirmeler
  • İşlerde Optimizasyon 
  • Kalite kontrolu

Henüz emekleme döneminde olan yapay zekadan çok şey beklemeyeceğiz. Basit işlerde yardımcı olması yeterli olacaktır. Örneğin, dikte edilen bir radyoloji raporunun yazılması, hastaya randevu verilmesi, sesli komutların tanınması bugünkü yapay zekanın kolayca yapabileceği işlerdir. Bir sonraki aşamada chatbotlar aracılığı ile hastanın problemine ilk yaklaşımın belirlenmesi, hastayı doğru uzman ile buluşturmak, radyolojik tetkik değerlendirilmesinde basit işlerin yapılması, cilt lezyonlarında ve göz lezyonlarında tanıya yardımcı olması, elektrokardiyografi gibi görsel modalitelerin yorumlanması, yapay zekanın yapabileceği işlerdir. Bugün yapay zekanın gelişmişlik düzeyi, sınıflama problemleri ve kantifikasyon problemleri gibi meseleleri çözmek için yeterlidir. İlaç keşfi, yapay zekanın kullanılabileceği başka bir alandır. İnsan alet etkileşimleri, patolojide Yapay Zeka, bize ihtimal dışı gibi görünen davranış bilimlerinde Yapay Zeka diğer potansiyel kullanım alanlarıdır

4)Kendi alanınızda konuşmak gerekirse, radyolojik incelemelerde YZ ne gibi fırsatlar sunuyor? 


Yapay Zeka radyolojinin her alanında kullanım potansiyeline sahiptir. Çekim öncesi bilgi toplama ve planlamada, çekim sırasında çekimi yönetme ve uygun şekilde yapılmasını sağlamada, çekim sonrasında çekimi denetleme ve yorumlamada, radyolojik raporların hazırlanmasında YZ’nın yardımı dokunabilir. Kemik yaşı tayini gibi radyologların sevmediği alanlar vardır. Bunlar Yapay Zeka için görece kolay kullanım alanlarıdır. Keza çok sayıda görüntüyü değerlendirme radyologlar için problem oluşturmaktadır. Bu görüntüleri ön değerlendirmeden geçirme, değerlendirme sırasında radyoloğa yardımcı olma, potansiyel kullanım alanlarıdır.

5) YZ hasta hekim ilişkisini sizce nasıl etkiler? Özellikle muayenelerde yaşanılan süre sıkıntısına bir çözüm olabilecek midir?


En büyük örneğini İngiltere'de Babylon health ile gördüğümüz Chatbotlar  telefon ile hasta iletişimi sağlayarak, sözlü yakınmalardan, akıllı sorulara ve olası tanılara gidebilmektedir. Bu tarz yazılımlar, hastaların hastaneye gitmeden, ön değerlendirmesi ve ön tanısını almasını sağlayabilir. Chatbotlar çözüm üretemedikleri noktalarda, hastayı Çağrı Merkezinde çalışan gerçek bir doktora bağlayarak, ambulans çağırarak görevi devredebilir. Cep telefonları ve mobil uygulamalar sayesinde büyük veri toplayan Yapay Zeka uygulamaları, cilt lezyonları, göz hastalıkları, işitme problemleri gibi cep telefonu sensörleri ile tanımlanabilecek hastalıkların tanısına yardımcı olabilirler. Bunlar kırsal kesimlerde veya uzman sıkıntısı yaşanan branşlarda, sağlığın demokratikleşmesine ve ulaşılabilirliğine yardımcı olacaktır.

7)Yeni çıkan kitabınızı anlatabilir misiniz?


2019 yılının başında Sağlıkta İşbirliği Platformunun bazı üyeleri olarak “Sağlıkta Yapay Zeka Topluluğu”nu oluşturduk. Sağlıkta Yapay Zeka topluluğu yeni nesil örgütlenmenin bir örneğidir. Zaman zaman yüz yüze, çoğunlukla internet yoluyla bir araya gelmiş, ortak ilgi alanları olan insan topluluklarıdır. İşbirliği ile neler yapılabileceğini gösteren oluşumlardır. Sağlıkta Yapay Zeka topluluğunun ilk işbirliği ürünü Nisan 2019’da İstanbul Üniversitesi'nde düzenlediğimiz “Sağlıkta Yapay Zeka Zirvesi” oldu. Bu etkinliğe 1000’in üzerinde katılım oldu. Bu çalışmalarımızda Prof.Dr.Melih Bulut hocamız, bize hem önderlik, hem de mentörlük yapmaktadır Sağlıkta Yapay Zeka Zirvesi nin görmüş olduğu yoğun ilgi, bizi bu konuda yazılı bir eser üretmeye teşvik etti. İstanbul Üniversitesi Enformatik Bölümünde, ilki zirve günü gerçekleşen, bir dizi toplantıda bir araya geldik. O toplantılarda kimlerin editör olarak gönüllü olduğunu, kimlerin yazar olarak katkı sağlayabileceğini konuştuk. Kitap yazarları, bilişimciler, sağlıkçılar ve sağlık idarecileri, hukukçular, çevre bilimciler gibi farklı disiplinlerden oluşuyor. Yazarların bir kısmı akademisyenlerden oluşurken, diğer bir kısmı özel sektör deneyimi olanlardan oluşmaktadır. Davetimizi kabul eden yazarlar, çok kısa bir sürede kendilerine ait olan bölümleri yazıp, bize teslim ettiler. Bu kitabın, bilişimciler ile sağlıkçılar arasında bir iletişim köprüsü olmasını arzu ettik. Yazar çeşitliliği sayesinde bu küçük kitapta, farklı disiplinler ve pek çok farklı bakış açısı bir arada sunulmaktadır. Amacımız Türkiye'de çalışan hekim ve bilişimcilerin, yetkili kurumların, yatırımcıların dikkatini “Sağlıkta Yapay Zeka” konusuna çekmektir. Amacımıza kısmen ulaştığımızı söyleyebiliriz, ancak bundan sonra yapılacakların listesi oldukça kabarık. Sağlıkta yapay zeka çalışmaları, yatırımcı, bilişimci ve sağlıkçıların işbirliğini gerektiren oldukça geniş kapsamlı bir alandır. Başarılı olabilmemiz için öncelikle bu konuda güven ortamı oluşturup, diyaloğu başlatmalıyız.

6)Geliştirdiğiniz “Renkli MR” adıyla anılan projenizle geçen senelerde ödül almıştınız. Bu teknolojiyi ve geliştirme sürecini biraz anlatabilir misiniz?


Renkli MR, kalıpların dışında düşünme sonucu geliştirdiğim ve paradigma değiştirici olabilecek bir radyoloji ürünüdür. Renkli MR ile, 3 siyah-beyaz MR sekansından, tek ve renkli bir görüntü elde edilmektedir. Bu görüntüde, hava, yağ, su, kas ve kan gibi maddelerin karakteristik renkleri bulunmaktadır. İnsan gözünde, 3 farklı dalga boyuna duyarlı, 3 farklı reseptör bulunmaktadır. William Conrad Röntgen'in X ışınının keşfi ile başlayan ve günümüze dek devam eden radyolojik görüntülemenin ana akımı, siyah-beyaz görüntüler üzerine kurulmuştur. Halbuki bizim gözümüz, siyah beyazdan daha fazlasını algılayabilmektedir. Renkli MR ile bir seferde algıladığımız veri miktarı, 3 kat artırılmaktadır. Daha fazlasını algılamak için gözümüz ve beynimizin fizyolojik mekanizması yeterlidir. Detaylarını “Sağlıkta Yeni Nesil Teknolojiler” kitabında ( Akademisyen Yayınları, 2019) ve farklı mecralarda, sunumlarda anlattım. Renkli MR için geliştirdiğimiz yazılım, Açık Kaynak kodlu ve ücretsizdir. Bu konuda  dileyenler ile proje çalışması yapmaya istekliyim.

8) Okuyucularımıza ve genç hekim adaylarına bir mesajınız var mı?


Mezun olduğum senelerde, hazırlandığım sınavlar için yanıtlamış olduğum bir soruyu sizinle paylaşmak istiyorum. Bu soruda, “iyi bir sağlık işletmesinin sırrı hangisidir?” diye soruluyordu. Şıklar arasında, kurumda iyi bir yönetici / iyi bir bina /  iyi alet ve edevat / ve iyi yetişmiş sağlık personeli bulunmakta idi. Değerli okuyucular, doğru şık iyi yetişmiş insanlardır. Çünkü iyi yetişmiş insanlar, eninde, sonunda iyi bir binada daha iyi alet edevatı bir araya getirirler. Burada anahtar olan kavramlardan biri, başlarında onlara ket vuran kötü bir yönetici olmamasıdır. Bu bağlamda, atabileceğimiz ilk adım, kimseden bir şey beklemeden, kendimizi yetiştirmek için çaba göstermektir. Ancak kendisini yetiştiren birey, kendine, yakınlarına ve başkalarına yararlı olabilir. Sizin gelişmeniz için en uygun ortam neredeyse, oraya gidin. Geliştikten sonra eninde sonunda köklerinize yararlı olabileceksiniz.